Türkiye’nin alacağı silah sistemleri, iki yılda bir güncellenen 10 Yıllık Tedarik Programı (OYTEP) çerçevesinde askerler tarafından belirlenir. OYTEP’in dayandırıldığı esas kriter ise yapılan tehdit değerlendirmeleridir. Yani bu tehdit değerlendirmelerine göre silahlar alınır.
Peki, tehdit değerlendirmelerini Türkiye’de hangi kurumlar yapar? Askerler. Zira sivilleri bu değerlendirme sürecinde dikkate almazlar, siviller de fazla bastırmaz.
Demokrasilerde, işbaşına gelen siyasi otorite askerlerle birlikte tehditlerin değerlendirmesini yapar ama nihai söz hakkı sivillerdedir. Zira, sivil otoritelerin, yanlış ya da doğru izledikleri politikalar karşısında hesap vermeleri gereken bir toplum vardır ve hesap, sandık başında siyasi otoritelerden sorulur.
Birkaç yıl önce Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin (MGSB) hazırlanışı sırasında kamuoyuna yansıyan tartışmalardan da gözlemleneceği üzere, siyasi otorite tehdit algılamalarında fazla söz sahibi olamamış ve sonuçta ne tür silahların alınacağı askerin kararına bırakılmıştır.
Sonuçta da, Türkiye halen 90’lı yılların başında sona eren ve 40 yıl devam eden Soğuk Savaş’ın izlerini taşıyan silah alımlarına devam etmektedir.
Bu arada, asimetrik savaş denilen ve terör örgütleri gibi devlet dışı aktörlerden tehdidin ağırlık kazandığı bir dünya karşımızda dururken ve de Türkiye, neredeyse 24 yıldır PKK ile savaş verirken, halen klasik savaş dönemi tehditlerine ya da lüks kategorisine giren silah alımlarının devam etmesi inanılır gibi değil.
Güneydoğu’dan her gün, gençlerin mayın tuzağı sonucu öldüğü haberleri gelirken bizim silah envanterimize bakıldığında teröre karşı etkin mücadeleyi gerektiren silah türlerine rastlamak çok zor.
Örneğin, halen insansız hava aracı ve mayından koruyucu gibi terörle mücadele için gerekli silah alımları yapılmış değil. Birkaç insansız hava aracını üçüncü ülkelerden ya satın aldık ya da ödünç aldık, o kadar.
Ama Çanakkale ve İstanbul Boğazları için mayın avlama gemilerini envantere soktuk bile. Boğazlar’da mayın avlarken, varsın gençlerimiz Güneydoğu’da mayın tuzağına düşüp, ölsünler. Bu olacak iş değil.
Yakınlarda, yapımı için anlaşmasını imzaladığımız bir diğer silaha bakın; dünyada çok az ülkede bulunan bir denizaltı türü. Yunanistan’da var ya illa biz de alacağız.
Yine yakın tarihlerde tank sözleşmesi imzaladık Güney Kore ile.
Bu sözleşme üzerine bir okuyucumun da katkısıyla, “Türk mü, yoksa Güney Kore tankı mı?” başlığı altında yazdığım yazıda, Altay adı verilen tank projesinin, aslında Seul’ün satacağı teknoloji ile gerçekleşme olasılığının yüksek olduğunu belirterek, projenin, “milli tank” şeklinde sunularak, kandırıldığımız kuşkusunu dile getirmiştim.
Bu yazım üzerine Milli Savunma Bakanlığı (MSB) bir açıklama göndermiş ve tank projesiyle, bir taraftan TSK’nın kendi teknik ve taktik ihtiyaçlarına göre geliştirilmiş bir tankı kullanma imkânına sahip olurken, diğer taraftan teknolojik kazanımlar sayesinde Türkiye’nin, kara platformu ihtiyaçlarını tamamen yurtiçinden karşılar hale geleceğini vurgulamış.
Aynı açıklamada, kara platformları arasında en ileri teknolojileri bünyesinde tankın bulundurduğu vurgulanarak, yazımda belirttiğimin aksine dört tank prototip üretimi için 494 milyon dolar olarak belirtilen proje maliyetinin 168 milyon dolarlık kısmının Güney Kore’ye ait olduğu da kaydedilmiş.
Yani MSB, tank üretimi işinin yüzde 80’inin Kore tarafından yapılmayacağını ama bu ülkeden teknik destek alınacağını vurguluyor.
MSB’nin bu açıklaması, Türkiye’nin acı gerçeğini değiştirmiyor. O da, hesapsız kitapsız yapılan alımların ülkenin gelişimine destek değil köstek olmasıdır.
***
Başbuğ, Ergenekon için soruşturma açtırabilir...
Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna 30 ağustos itibariyle oturacak olan Orgeneral İlker Başbuğ’un, Ergenekon terör örgütünde yer aldığı iddia edilen aktif görevdeki subaylar hakkında soruşturma açılması için askerî savcılığı harekete geçireceği belirtiliyor.
Her ne kadar askerî mahkemeler, zaman zaman sivil suçlara da bakma gibi tartışmalı bir statüde bulunsalar da, Orgeneral Başbuğ’un, Ergenekon’la bağlantısı olduğu iddia edilen subaylar hakkında soruşturma açtırması kamuoyunu bir nebze rahatlatacaktır. Zaten Başbuğ’un da hukuk dışına çıkmaktan hazzetmediği yakın çevresi tarafından belirtiliyor.
Orgeneral Başbuğ’un, silah alımlarındaki gecikmelere de ele atacağı gelen haberler arasında ki bu da olumlu bir gelişme. Komutasındaki TSK, hesap verme kültürünü de geliştirirse bizzat kendisi Türkiye’ye çok faydalı bir iş yapmış olacak.