Doğu Akdeniz’de zayıf da olsa bir çatışma riski yaratan sorunlar, şimdiki Türkiye yönetiminin, hesaplaşmakta çok gecikilen derin devletten aldığı miras olarak yeniden bizi köşeye sıkıştırıcı nitelik kazandı. Hükümet, bir yandan da, bazı iktidar milletvekillerinin de kışkırtmasıyla sanki cihad seferine çıkan insani yardım örgütünün Mavi Marmara olayı sonrası İsrail ile patlak veren gerilimi askerî tehdit içerikli politikasıyla tırmandırıyor. Türkiye’yi “Hep maraza” çıkartan ülke görünümünden sorunlarını diplomasi yoluyla çözebilecek medeni ülke konumuna getiren iktidarın, etrafa tehditler yağdıran eski Türkiye elbisesini giyer görünüm veriyor olması çok can sıkıcı. Keza, terörle mücadelenin gerçek sahibi olduğunu geç de olsa fark eden hükümetin, Kuzey Irak’ı işgali anlamına gelebilecek kara harekâtını dillendiriyor olması da, yumuşak gücünü ön plana çıkartma arayışındaki AK Parti iktidarında Türkiye’ye ne oluyor, sorularını sorduruyor insana.
Ankara’yı, yukarıda değindiğim Mavi Marmara olayını kötü yönetme konusunda eleştirirken, askerî vesayetin olanca ağırlığını hissettirdiği eski Türkiye özlemi içindeki İsrail’in komandolarınca dokuz Türk’ün öldürülmüş olması kabul edilebilecek bir durum değildir. İsrail, dokuz kişinin ölümünden sorumlu olduğu halde özür dileme büyüklüğünü göstermeyerek aslında küçüldüğünü görmek zorunda.
Bu hususu belirttikten sonra asıl konuya dönelim. Rum kesiminin, Doğu Akdeniz’deki yetki alanında Noble adlı yabancı petrol şirketinin petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına başlamasına izin vererek, Türkiye’ye, neden ve nasıl meydan okuyabildiğine dikkati çekmek istiyorum.
Güney Kıbrıs’ın, Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge ilan etmiş olması ve petrol ve doğalgaz aramaları için yabancı firmalarla anlaşma yapıyor olması hukuken doğru.
Yazının devamını okumak için tıklayın.