Öldürme ve gömme yöntemlerinin tıpkı katletme biçimleri gibi teşhir nesnesi haline geldiği bir dünyada birbirimizi yaşatmayı başarabiliyor muyuz?
Bence giderek daha az... Çoğunlukla yaşamasız bırakıyoruz birbirimizi. O kadar ki, artık kendini ateşten dev ekranlarda görünür kılmak, görüntüsüyle var olmak başlı başına bir şiddet içeriyor. Göze çarpmakla gelen zafer: Zihinaltımıza hitap eden en etkili tahakküm modeli.
Sorun şu ki, bu tahakkümün öznesi, başta da belirttiğim gibi öldürme ve gömme biçimlerimiz oldu büyük ölçüde. Gün geçmiyor ki bir mahallenin çöp konteynırında kesik bir bacak bulunmasın. Bir kadın, vücudu delik deşik edilmiş halde otluklara fırlatılmış olmasın. Ya da bir bebek, aynı şekilde...
Bu dehşet görüntüleri sanal âlemlerde çoğalarak zihinlerimizi tutuşturuyor durmaksızın. Bir kara duman, kesintisiz biçimde yükseliyor üzerimizden. Aleni nefretler, banal hazlar, sığ sularda kulaç attıran intikam hırsları... Hepsi malzeme taşıyor kara dumana.
İster bin Ladin’in sonradan sahte çıkan delik deşik görüntüleri olsun, ister Saddam’ın asılırkenki görüntüleri... Söz konusu ‘ilkel dünya’nın ‘barbar diktatörleri’ olduğunda ne kadar da kolay oluyor imha edilmelerinden zafer devşirmek.
Buna Erdoğan’ın konvoyuna yapılan saldırıya sevinenlerin ruh halini de ekleyebilirsiniz. Kaddafi’nin küçük oğlunun öldürüldüğünü duyanların zafer naralarını da. Dev ekranlar karşısına toplanıp bir yandan sandviç yiyip, bir yandan adına ‘operasyon’ denerek nazikleştirilen bir saldırganlığı şevk ve hevesle izliyoruz... Yalnız biz değil, Beyaz Saray’da toplanmış ‘yetkililer’ de.
Onların bin Ladin’in imha edildiği operasyonu izlerken çekilmiş görüntülerinden bahsediyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.