Buluşan Kadınlar Platformu’ndan Yıldız Ramazanoğlu, Hilal Kaplan, Nihgal Bengisu Karaca, Emine Uçak, Cihan Aktaş, Hasibe Turan gibi ‘başörtülü kadınlar’ 12 Haziran’da yapılacak genel seçimlerde başörtülü kadınların da aday olması gerektiğiyle ilgili bir basın açıklaması yaptı: “Başörtülü aday yoksa oy da yok” dediler. Biz ‘başı açık kadınlar’ da bu açıklamayı destekledik.
Bazıları bu sloganı yanlış anlıyor maalesef. Bir ‘iddialaşma pratiği’ olarak görüyorlar. Belki buradaki ‘karşıt’ söylem bu yanlış anlamayı besliyordur. Ama bu saatten sonra bu sloganın ne anlam taşıdığını hepimiz gayet iyi anlıyoruz.
Ayşe Böhürler’in dediği gibi: “Sadece başörtülü oldukları için değil, siyasal temsili, eğitimleri ve liyakatleri ile hak ettikleri için aday olmalı kadınlar. Hiç kimse inancı ve kıyafeti nedeniyle siyasi temsil hakkından yoksun bırakılmamalı.”
Bu ülkedeki kadınların yarısından fazlasının başı örtülü olduğu gerçeği, salt sosyolojik verilerle dahi, milletvekilliğini çoktan hak etmiş kadınların mevcudiyetini işaret etmeye yeterli değil miydi zaten?
Şimdi “dünyanın her yerinde olduğu gibi, (mesela Belçika’da) bizim ülkemizde de başörtülü milletvekilleri olmalı parlamentoda” diyebiliyoruz rahatça. Ve memlekete irtica da gelmiyor.
Nerelerden geldik bugünlere... Daha bir iki yıl önce ana akım medyanın manşetlerinden inmeyen slogan şuydu: “Türban serbest olursa başı açıklara mahalle baskısı uygulanacak, yakında türbansız öğrenci kalmayabilir!”
Bu söylemin kendisi, yani bizzat bu hüküm hiyerarşik bir baskı oluşturuyordu. Başörtüsüne bir ‘mesele’ olarak bakanlar aslında örtünmeyi tartışacak bir metafizik şuura sahip olmadıkları için ‘mesele ettikleri şey’i siyasi alanda tartışmaya hapsettiler.
Yazının devamını okumak için tıklayın.