“Beğenmeyen gitsin” diyen başbakan, bir yandan da “savaşta tüm etnik gruplar aynı bayrak altındaydı” diyor. Bu tarz bir hatırlatma sıcak savaş öncesinde bir işimize yarıyor mu sahiden?
Bizleri, ancak hayatın en kanlı yüzünde biraraya gelmişliğimizle avutmaya çalışmak hiç de hakkaniyetli bir söylem değil. Düşman bizi yok etmeye çalışırken (tabii biz de düşmanı yok etmeye çalışırken) yani o en ölümcül ya da en hayati noktada iken:
Tüm etnik grupların aynı bayrak altında savaşmış olduğunun bilgisini daha önce hiç kullanmamışsak, o son saatte bu ne işimize yarayacak? Ancak kan dökülmekteyken mi etnik farklılıklarımızı unutacağız?
Kan ayrımcılığı yapmaktan ancak kan dökülürken mi vazgeçeceğiz? Dökülen kan mıdır tüm etnik grupları aynı bayrak altında birleştiren yegâne varoluş hakikatimiz?
Milli Savunma Bakanı ise etnik temizlik imalarında bulunurken, “Rumlar ve Ermeniler devam etseydi bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydik” diyor. Yani yine Rumlar ve Ermenilerin gönderilmesine (kurtuluş savaşımızın sonuçlarına) borçluymuşuz bugünkü ‘aydınlanmış nüfusumuz’un oluşturulmasını.
Herkes diğerini bir yere gönderdi durdu bu ülkede. Konjonktüre göre komünistler Moskova’ya, mollalar İran’a gönderildi. Başörtülüler Suudi Arabistan’a, demokrat ve liberaller emperyalist devletlere, son olarak da bazı Kürtler K. Irak’a gönderildi. Bunlar çoğunlukla sözle yapıldı.
Bir de eyleme geçirilen göndermeler var. Yunanistan’a mübadele ile gönderilen Rumların geri kalanlarını da yalan bir haber yüzünden evlerine ve mallarına saldırtıp yağmalatmak suretiyle, ağır vergilerle vesaire yolladık kendi topraklarından.
Yazının devamını okumak için tıklayın.