CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Meclis’teki açılım görüşmelerinde hükümetin “analar ağlamasın” diyerek başlattığı barış çabalarını eleştirirken: “Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı, Dersim isyanında analar ağlamadı mı” diye sormuş.
1937’de asayiş sorununu ve itaatsizliği öne sürerek binlerce kişinin katledilmesini bugünkü PKK ile mücadeleye örnek olarak gösteren Öymen’e Alevi kesimden büyük tepki geldi, geliyor. Bu elbette yalnız Alevileri, Kürtleri değil, bütün Türkiyelileri, insanlığı ilgilendiren bir mesele.
Acıları yarıştırmanın bedelini bugüne dek zulme uğramış herkes kuşaklar boyunca ödedi, ödüyor. Buna Öymen’in kan dökenlerle özdeşleşmemizi ima eden sözlerinin acı bedelini de ekleyin.
Öymen’in sözlerinin zulmü meşrulaştırmaktan, nefret suçunu teşvik etmeye dek sayısız sakıncası var. Ama bu sözlerde asıl, devletin içindeki birtakım karanlık örgütlerin bugüne dek izlediği çatıştırmacı ‘örtük siyaset’in tam karşılığı olarak Çorum, Maraş, Malatya, Sivas katliamları asılı duruyor. Gazi olayları duruyor. Pıhtılaşmayan acılarıyla.
Daha önce Madımak katliamı üzerine yazdığım bir yazıdan sonra, Hollanda’dan bir Kürt okurum bana Necip Fazıl Kısakürek’in Doğu Faciası adlı yazısını yollamıştı. Çok kısa bir bölümünü paylaşalım. Öymen’e “Dersim’de evlatları için ağlayan kaç ana hayatta kalabilmişti acaba” diye sormak bile yeterli olacaktır sanırım:
“Elazığ Ortaokulunda okuyan iki çocuk... Tatili geçirmek üzere memleketleri olan Hozat’a geliyorlar ve facianın tam üstüne düşüyorlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.