1995’in ocak ayında, Yeniyüzyıl gazetesinde yaptığım ‘Pazar Söyleşileri’nden birini İstanbul’un dokuz aylık belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapmıştım. Başlık: Önyargılı Başkan imiş. Spotunda da şöyle yazmışız: “Başta medya ona karşı önyargılıydı. Aradan dokuz ay geçti. Bu önyargıya o kadar koşullandı ki, sonunda bir önyargı da onda oluştu.”
Bugünlerde mitingler bir yana, her akşam başka bir kanalda farklı gazeteciler karşısında onu izlerken bu söyleşiyi hatırladım. Hepimiz Erdoğan’ın sert üslubu konusunda birleştik bugün. Peki ya geçmişte?
Söyleşi için beni beklettikleri odaya Erdoğan girmek üzereyken teybimi çıkarmış, masaya koyuyordum. Ona eşlik eden birçok kişi daha vardı. Ve hepsi de ilk iş olarak yanlarında getirdikleri küçük teypleri çıkarıp benimkinin yanına koyuverdi! Şaşkınlıkla masadaki teyplere baktığımı gören Erdoğan tebessüm etti. Sonra anlatmaya başladı:
“Medyada bir kısım gazeteci bize açık açık önyargılı olduğunu söylüyor. Benim de acaba bugün hangi önyargıyla geliyorlar diye düşündüğüm oluyor tabii. Bazen de gayet sevecen bir şekilde karşılarına çıkayım diyorum. Sonra bir bakmışım yine aynı havayı estiriyor. Belki o anda başladığınız gibi devam ettirmeniz isabetli olabilir. Ama nedense suni olamıyorum(...) Ağladığım geceler olmuştur.”
Amacım medyada bir kez daha Erdoğan’ı eleştirmek değil, aynayı kendimize tutmak. Şöyle yazmışım söyleşinin bir yerinde: “Belediye başkanı adayı olduğunda medya önce onun üzerine gitti. Oturduğu evin kaçak yapı olduğunu, eğitiminin başkanlık için uygun olmadığını, seçilirse şeriat düzenini ne kadar uygulayacağını sorguladı. Her seferinde gelecek tepkileri bilerek söze başladı.”
Erdoğan yine aynı şekilde hedefte. Yine karşısında onun sert üslubunu bazen haklı olarak ama bazen de bir ajitasyon siyasetinin parçası olarak eleştirenler var medyada.
Yazının devamını okumak için tıklayın.