BDP’nin desteklediği bağımsız milletvekilleri, Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesi kararından sonra Meclis’e girmeyeceklerini açıkladı. Hemen ardından Balbay ve Haberal’ın Meclis’e giremeyecekleri de ortaya çıktı. Büyük ihtimalle bu yazı yazılırken Engin Alan için de benzer karar çıkacak.
Benim sorum şu: Hatip Dicle’nin Meclis’e girememesi ile Ergenekon sanıklarının Meclis’e girememesi aynı şey midir? Ergenekon sanıklarının hakkındaki çok ağır suçlamalar ve eldeki deliller kamunun vicdanını rahatlatacak cinsten değil. Onların yargılanıp aklanmadan milletvekili olmaları ne vicdana ne de hukuka sığardı.
Hatip Dicle’nin ise her ne kadar milletvekili olamaması hukuken doğru ise de, siyaseten ve kamunun vicdanında oldukça sorunlu bir durum. Zaten bu kararın çıkma sürecinde yaşananlar da öyle. Hatta şu da söylenebilir: Ergenekon sanıkları eğer yargıya teslim edilmeselerdi belki milletvekilliğine soyunmayı akıllarından dahi geçirmeyeceklerdi. Hatip Dicle için ise elbette aynı şey söylenemez.
Hâl böyleyken, artık halkın nezdinde Ergenekon sanıklarının suçuyla mesela KCK sanıklarının suçunu eşitleme operasyonu tüm hızıyla sürüyor denebilir. Şöyle de söylenebilir: Anayasa görüşmelerine oturabilmek için bir çeşit mütekabiliyet esası aranabilecek maalesef artık.
Onları da serbest bırakalım, bunları da! Peki sonra? Ya adalet duygumuz? Ya hakikatin tecellisinde hakkaniyet talebinin yeri? Ya içlerinden bir kişi dahi haksız yere yargılanmaktaysa? Bunları sorgulamayacağız, unutacağız. Bu şekilde sivil, çoğulcu, adil bir anayasa yapacağız. Öyle mi?
Bir şey daha var: BDP’nin desteklediği bağımsızlara oy veren onlarca insanı dinliyorum iki gündür.
Yazının devamını okumak için tıklayın.