Farkında mısınız, gündemde hangi felaket varsa, önceden biliyorduk hissine kapılıyoruz. Barış görüşmeleri arttığında gelen şehit cenazeleri artık kimseyi şaşırtmıyor. Ne zaman seçim yaklaşsa, kasetler hortluyor, skandallar patlak veriyor. Şuna da alıştık: Ne zaman kan dökülürse, aynı günlerde ya da aynı hafta içinde yine kan dökülecek.
Her mevzuda bizi kamplaştıran, birbirimizle çatıştıran dili çoktan içselleştirdik. Son olarak Orhan Pamuk’un sözlerinin dahi bu kutuplaşmaya malzeme taşıyanlar tarafından kullanıldığını gördük. Tabii yine şaşırmayarak. Pamuk’un Türkiye’de ordunun gücünün azalmasını Erdoğan hükümetinin başarısı olarak yorumlaması bile ‘yorgun demokratlarla rehine liberaller‘e çakmak için bir tartışma vesilesi olabildi. En vicdanlı yazar çizerler dahi bu ayrıştıran dile ses veriyorlar bilerek, bazen de bilmeden.
Bir başka kamplaşma konusu da Erdoğan hükümeti tarafından başlatılan bir zamanların ‘Kürt açılımı’ ile ilgili. Başbakan’ın Kürt meselesinin kapanmış olduğunu ilan etmesiyle birlikte, bu da bir kamplaşma vesilesi oldu. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “Kürt meselesi Türkiye’de vardır” şeklinde demeç vermesi flaş haber olarak verildi bu yüzden.
Taraf ’tan Kurtuluş Tayiz, bir süredir ‘bölge’de. Siyasetin, hayatın ve toplumsal hareketlerin nabzını tuttuğu izlenim yazılarından birinde, dünkü yazısında şöyle diyordu: “Küçüklüğümün geçtiği Van’ın ara sokaklarında dolaşırken aklımda ölüme dair sorular uçuşuyor. Kendi kendime bir işlevi olmalı diyorum bu ölümlerin. Öldürmek bu topraklarda hala geçerliliğini koruyan ilkel bir iktidar kurma biçimi. Ölmek de öldürmek de bir işe yarıyor; yani güç üretiyor, iktidar sağlıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.