Seçim öncesi yeni anayasanın yapıtaşlarının, felsefesinin, içeriğinin ülkedeki siyasi sistemin işleyişi üzerinden tartışıldığı ‘Yeni Dönem, Yeni Anayasa’ başlıklı bir Abant Toplantısı’ndaydım haftasonu. En hararetli tartıştığımız ‘mesele’ temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıydı.
Ondan önce de TESEV’in açıkladığı ‘Türkiye’nin Yeni Anayasasına Doğru’ başlıklı raporunun tanıtıldığı toplantıdaydım. Aynı günlerde ‘Barış Girişimi’ tarafından düzenlenen ‘Barışı Kurmak’ adlı uluslararası konferansta barışı yeni anayasa yapım süreci içersinde değerlendirmeyi de denemiştik.
Yine aynı günlerde Helsinki Yurttaşlar Derneği’ndeki toplantıda vesayetçi, bürokratik, militer sistemin dönüşüm sürecini anlamaya ve anlamlandırmaya çalışırken yerinden/ yerel yönetimler üzerinde epey zihin açıcı konuşmalar yapmıştık. Tıpkı Barış Meclisi’nin açıkladığı ‘Barış İçin Eşit Yurttaşlık Bildirgesi’nin içeriği hazırlanırken yaptığımız gibi...
“Seçim barajının düşürülmesi, daha fazla demokrasi ve özgürlük sağlanması, anadilde eğitimin anayasal güvenceye kavuşturulması, ırkçı, ayrımcı ve cinsiyetçi olmayan bir anayasa hazırlanması...” Bütün bunlardan, benzer öneriler ve taleplerden söz etmek bu dönemin vazgeçilmezleri arasında.
Belki tam da bu yüzden ‘yeni anayasal süreç’ içindeyiz epey zamandır. Yine bir süredir hep birlikte dahil olduğumuz ‘Yeni Anayasa Platformu’ ve onun aktif üyeleri Türkiye’nin her yerinde toplantılar düzenleyerek vatandaşın taleplerini dinliyor, hakkaniyet ve adaletin temelinde oluşturulacak hukuki söylemleri bu çerçevede geliştirmeye çalışıyorlar.
Siyasetçiler her ne kadar anayasa taslaklarını seçim sonrasına bırakmış da olsa, bizler, yani sivil toplum, uzun zamandır durup dinlenmeksizin bu meseleleri ‘açmaya’, ‘açılımlamaya’ çalışıyoruz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.