En son ne zaman bir masal dinlemiştim... Hatırlamıyorum. Okumuştum ama dinlemek başka. Hele televizyondan sürekli kötü haberlerin yayıldığı, sanal ağlardan yalanları gerçek gibi kurgulayan onlarca haberin aktığı bir dünyada... Bir masal okumak ve okurken gözlerinden yaş akması mümkün müdür hâlâ?
Anadolu Kültür’de bir toplantıya gitmiştim. Mevzu acıtıcıydı yeterince. Paketlenmiş halde duran bazı renkli kitaplar giderayak ilgimi çekti. İyi ki de çekmiş. İsveç Yazarlar Birliği ve Anadolu Kültür ortaklığıyla gerçekleştirilen ve İsveç Konsolosluğu tarafından desteklenen çalışma kapsamında, çocuk hakları konusunda farkındalık yaratmayı amaçlayan İsveçli yazar ve çizerler hikâyeler oluşturmuş.
Hikâyelerin çizimleri ve çizimlerin hikâyeleri İstanbul, Çanakkale, Bursa, Samsun ve Diyarbakır’da düzenlenen yaratıcı yazı ve resim atölyelerinde çocuklar tarafından üretilmiş. Ve Ayrıntı Yayınlarını işbirliğiyle basılmış gelmişler bize dek.
Akdeniz’de mültecilerin ölüme terk edilişi, Silopi’de polislere saldırı, içinden çıkılmaz bir hâl alan KCK soruşturması, Ergenekon davasında savcılara tehdit... Derken bir masal okudum! Ve yitirdiğimiz çocukluğun masumiyetine sığındım. Sizinle de paylaşıyorum bu masalın kısaltılmış versiyonunu.
***
“Biliam benim en sevdiğim kuzenim. Onunla ikiz gibiyiz. İkimiz de beyaz taş koleksiyonu yapıyoruz. Ve ikimiz de düşünmeyi seviyoruz. Nisan ayında bir gün, rüzgâr kuzeyden eserken, bütün evi yemek kokuları sarmıştı. Hastaneden yeni dönen anneannemin bir sürü ziyaretçisi vardı. İşte o zaman Biliam ile ben bir süre düşünmeye karar verdik.
Ama evin her tarafında temizlik vardı ve çok gürültülüydü.
Yazının devamını okumak için tıklayın.