Dışişleri Bakanı Davutoğlu, “geçen gün arkadaşlarla enderun teravihi kılmaya gittim” diyordu dünkü Zaman’a verdiği söyleşide. “Erzurum Ulucami’de bir teravih kıldım. Enderun teravihi için Selimiye Camii’ne atladık gittik. Muhteşem, tipik şehir İslamı. Araya musiki ve makamla öylesine serpiştirilmiş ilahiler, rafine bir kültür.”
Yeni Cami’de enderun teravihi kılmaya gittiğimde, şehir İslamı’nın inceliklerini keşfetmekten büyük zevk aldım ben de. Restorasyonu yeni biten bu caminin mimari özellikleri de bunda rol oynuyor mutlaka. Özellikle turistlerin hiç eksik olmadığı böyle tarihî camiler insana bir dünya şehrinde olduğunu hiç unutturmaz.
‘Selâtin cami’lerinde namaz kılmak insanda bambaşka bir huşu uyandırıyor. Mistik, kadim, derun bir halkaya dair olduğunuzu hissedersiniz. Bir başka yankısı olur dualarınızın.
Ramazan’da yine restorasyon geçirmiş bir başka tarihî camide, Küçük Ayasofya Camii’nde kıldığım namazdan sonra, zikirlerin kâinatta kaybolmadığını, aslında hiçbir şeyin yok olmadığını, ilahi bir aşk ile O’na kavuştuğunu ve O’nda varolduğunu hissettim...
Enderun teravihlerinin yanısıra, 2010 etkinlikleri kapsamında düzenlenen Ramazan’da Caz konserleri, Sultanahmet-Beyazıt arasında adım başı karşınıza çıkan etkinlikler, mahya yarışmaları veya şehrin en ‘seküler’ semtlerinde dahi lokantaların iftar mönülerine rağbet edilmesi... Tüm aksaklıklarına rağmen ‘Şehirde Ramazan’ın da restorasyona uğradığının canlı kanıtı.
Kariye Müzesi’nin yanında yer alan, restore edilmiş tarihî bir konakta iftar yaptığımız Saraybosnalı yönetmen Aida Begiç ve kocası, “İstanbul Ramazan’da bambaşka” diyorlardı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.