Bazen, bugün bu ülkede yaşananları yüz yıl sonra inceleyecek, yayınlanmış yazıları okuyacak bir tarihçi ne düşünecek diye merak ediyorum.
Hatta bırakın yüz yılı, on yıl sonra bugüne dönüp bakacak olanlar ne düşünecek?
Ergenekon çetesinin açıkça savunulabilmiş olduğunu gördüklerinde, bu utandırıcı durumun nedenleri hakkında ne söyleyecekler?
Geçmişteki askerî darbelerin acılarını çekmiş insanların arasından bile darbeyi destekleyenlerin çıkmış olması onları nasıl bir sonuca götürecek?
Şaşıracaklar herhalde.
Bugün biz Engizisyon’u desteklemiş olanlara nasıl şaşırıyorsak öyle şaşıracaklar.
İnsanları meydanlarda yağlı odunların üstüne koyup yakıyorlardı.
Kalabalıklar toplanıp, insan eti kokan dumanları koklayarak, bir insanın alevlerin arasında kıvrıla büküle tutuşup küle dönmesini izliyorlardı.
Yakılanların “cadı” olduğuna inanıyorlardı çünkü.
Zaten böyle vahşetlerin yandaşı olabilmek ancak “cadıya” inanmakla mümkün.
Bir kere “cadının” varlığına iman ettin mi gerisi gelir.
Cinayeti alkışlarsın.
Hitler’in de destekleyicileri vardı.
Mussolini’nin de vardı.
Franco’nun da vardı.
Ne yazık ki faşizm her zaman kalabalıklardan yandaş bulur.
Her zaman kendi aydınlarını yaratır.
Bir “cadıya” inanırlar çünkü.
Ve, böyle zamanlarda “cadıya” inanmak insanı hem yanmaktan, hem de “egemenlerle” çatışmaktan kurtarır.
Akıllıca bir tercihtir.
Vicdansızcadır ama akıllıcadır.
Çünkü “vicdanın” insanın başını belaya soktuğu zamanlar vardır, “çok” akıllı olanlar içlerindeki vicdan yangınını söndürmenin yolunu “akıllıca” bulurlar.
Bulur onlar.
Buluyorlar da.
Üstelik vicdanları eksildikçe “akılları” artıyor.
“Egemen” gücün kimliğini de değiştiriyorlar.
Hiçbir zaman gerçek “egemen” olamayan, her zaman rahatlıkla darbelerin kurbanı haline gelen, hırpalanan, korkutulan, sindirilen “siyasi iktidarı” asıl “iktidar” olarak göstereceksin...
Canı istediğinde darbe yapan, canı istediğinde muhtıra veren, canı istediğinde “yüksek yargıyı ikna etmeyi” planlayıp gizli görüşmeler düzenleyen “gerçek iktidarın” varlığını görmezden geleceksin.
Hem cinayetten, çeteden yana olacaksın, hem “egemenlerle” iyi geçinip kendini tehlikeden kurtaracaksın, hem de “muhalif” gözükeceksin.
Bundan daha akıllıcası var mı?
Yok.
“Cadılar var” diyeceksin.
Engizisyonun varlığından söz etmeyeceksin.
Bir de arkadaşlarınla oturduğunda, “korkunç güçlere sahip cadılara yiğitçe karşı çıktığını” söyleyip kahraman olacaksın.
Hayranlık uyandıran bir akıl değil mi bu?
Biraz ahlaksızca gerçi, biraz vicdansızca ama olsun.
Aradan zaman geçip de bir araştırmacı ortaya çıkarak “ama o zaman cadı diye bir şey yoktu ki, uyduruyorlardı” dediğinde, sen ya bu dünyadan ayrılmış olursun ya da “tüh, beni çok kötü kandırmışlar, bak gene kabak benim başıma patladı” diye bir de kendini zavallı kurban haline sokarsın.
Var böyle akıllılar.
Engizisyonu alkışlayanlar olduğu gibi çeteleri, cinayetleri alkışlayanlar da var.
“Cadılar insanların ruhunu çalacaktı, yakılmaları çok yerindeydi.”
O zaman öyle söylüyorlardı.
“Şeriat gelecekti, çeteler kurup adamlar öldürmek, darbe planları yapmak çok yerindeydi.”
Şimdi de böyle söylüyorlar.
Hrant’ı vurmaları, Danıştay’ı basıp yargıcı öldürmeleri, bütün ülkeyi yangın yerine çevirecek sabotaj planları hazırlamaları gerekli tabii... Çünkü “cadılar” var.
Hayır, şimdi artık “cadılar” yok, yanlış söyledim, şimdi olan “şeriat.”
O zaman yakıyorlardı.
Şimdi sokakta vuruyorlar.
Hrant’ı vurmuşlarsa ne olacak, vurmasalar şeriat gelecekti.
Bak gene yanlış söyledim.
Hrant’ vuranın Ergenekon’la, çeteyle falan alakası yok ki, devletin bütün birimlerinin cinayeti bilmesi neyi değiştirir.
Hrant’ı “birkaç asabi çocuk” vurdu.
O çocuklardan stokta daha epey bulunuyor.
“Cadılara” inanmayanlara kızıp onları da vuruverirler.
Asabiler çünkü.
Vicdanı olanlar, susturun vicdanınızı, tehlikeli bir şey vicdan sahibi olmak.
Akıllılar korosuna katılın.
“Cadılar geliyor.”
“Ülke bölünecek, şeriat gelecek, dünya bize düşman.”
“Yakalım, yakalım cadıları.”
“Vuralım, vuralım adamları.”
Engizisyon hiç yoktu, Ergenekon da yok.
Vicdan da kalmadı.
Akıllı adamlar ve asabi çocuklar var artık.
Hazırım onlara hayranlık duymaya...
İçimdeki şu tuhaf bulantı duygusu olmasa...
|