Darbe planlarının havalarda uçuştuğu, suikastların, ölüm timlerinin, çetelerin birbirine karıştığı olağanüstü günler yaşıyoruz. Güzide ülkemizin pek çok yerinde –dikkatinizi mutlaka çekmiş olmalı- sürekli olarak bir uyuşturucu, silah veya yolsuzluk çetesi ortaya çıkıyor ve çete üyelerinin arasında –sanki bir kuralmışçasına- devletin şu veya bu kurumuna sızmış ‘görevliler’ bulunuyor. Ergenekon operasyonlarında tutuklanan ‘önemli’ isimlerle birlikte, kanunsuzluğu ve suçu devletin böğrüne hançer gibi saplamış zihniyet, bir süpernova ihtişamında son temaşasını sergiliyor-adeta. Tarihi günler yaşıyoruz... Bir çürümüşlüğün kendi cüssesinin altında ezilen oburluğunda, kendi kendini tüketen kanserleşmişliği içinde debeleniyor ve yuvalarından uğramış gözlerimizle kendimizi yakın bulduğumuz ilk kişinin yakasına yapışıp soruyoruz: ‘Bize neler oluyor böyle?’ diye...
Şaşkınız...
İyi de neden şaşkınız anlamıyorum. Hani biz hukukun tüm evrensel kurallarını benimsemiş, demokrasisi tıkır tıkır işleyen bir ülkeydik de, ben mi heba ettim kendi kendinibilmezliğimde bunca yılımı? Yıllardır birbirimizin etini ekmeğimize katık yapıp yiyoruz biz. Gözlerimizin önünde 35 insan Madımak’ta naklen yakılırken, kaç kişi normal hayatına devam edemedi, isyan duygusuna kaç kişi gem vuramadı bu ülkede? Madımak’ta 35 İNSAN ölmüşken, iki otel görevlisini hesaptan düşüp 33 aydınımız yakıldı diye feveran edenler de, neyin tepkisini nasıl veriyorlardı, düşündüler mi mesela? Diyorum ki, bir utanç ayini düzenlemeli ve hep birlikte yeniden geri kazanmalıyız utanma kabiliyetimizi. Kendini bu çürümüş zihniyete en bulaşmamış, en mesafeli hisseden en ÇOK utanmalı mesela.
Ama bir de öyle alınganız ki!
Bir de öyle alınganız ki, kimseye laf etmeye gelmiyor. Dün Hrant’ın ardından köşelerinde gözyaşı dökenler bugün Ergenekon zanlıları için neredeyse ağıt yakıyor. O zevat, Hrant adım adım hedefe çekiştirilirken tek bir kelime yazmamış, çizmemişlerdi lakin. Hatırlatma mı istersiniz? Şu cümleler Akşam gazetesinde 1 Haziran 2005’te yayımlanan makalesinde, MHP’nin başına geçmeye tevessül ederken ayar verilip, sesi soluğu kesilen bir akademisyene ait. Yazısında ‘Ermenici’ diye niteledikleri ise, Türkiye’de ilk kez Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen Ermeni Konferansı’na katılan zevatın tümü. Kendinizi bir Samast, bir Hayal, bir Tuncel yerine koyun ve okuyun.
Ermenicilerin gerçek niteliği ortaya konulmalı ve onlara öyle davranılmalıdır. Bu davranış aşağılama, küçük görme, görmezlikten gelme, küçümseme, tiksinti ve gerekir ise en ağır şekilde milli zeminde hakaret etme olmalıdır. Esasen, Türk hukuk sistemi bu davranış bütününü emretmektedir.
En nihayetinde Hrant’a milli zeminde en ağır şekilde 19 Ocak’ta hakaret edildi; iki kurşunla... Ama bu yazıların hiçbirine tepki verilmedi, hiçbir savcı o sıra gani gani örneklerine rastlayabileceğiniz bu açık suçlara işlem yapmadı. MHP’nin tosuncukları ‘bir gece ansızın gelebiliriz’ diye Agos’un kapısına dayandığında, Hrant’a destek olmaya gelen bir avuç dostu vardı yanında, o kadar. Şimdi Taraf’ın haberlerinden öğreniyoruz ki, tüm bunlar Ergenekon’un toplumu biçimlendirme ve darbe ortamı sağlama planlarının bir parçasıymış. İlk Ergenekon operasyonundan sonra Ali Bayramoğlu’nu arayan üst düzey emniyet yetkilisinin yalancısıyım. Ne demişti emniyet görevlisi? “Hrant’ın kanı yerde kalmadı. Hrant’ı Ergenekon öldürdü. Biliyoruz ama, henüz kriminal delil bulamadık.”
Eh zaten adamlar öldürmeden evvel bir Hrant’a haber vermemişlerdi cinayeti. Bilinecek tabii.
Şimdi anlıyor musunuz Hrant’ın faili malûm cinayet davasında zanlılar ve avukatları niçin o kadar lakayt? Hayal’in avukatı Ogün’e “Agos’un önünde seni telefonla ikinci kez arayan Etyen Mahçupyan mıydı” diye sorabiliyor; cevabı da “Yok Jennifer Lopez aradı” diye gelebiliyor. Şu özgüvene, şu işleyişe, şu zihniyete bakar mısınız? Böyle bir sahneye hangi uygar, demokratik hukuk devletinde şahit olabilirsiniz ki? Susurluk skandalından sonra bir başbakanın çıkıp “Bu millet uğruna, ülke uğruna, devlet uğruna kurşun atan da yiyen de her zaman bizim için saygıyla anılır. Onlar şereflidirler...” dediği bir ülkede, kendisini kim daha güvende hisseder? Çeteciler mi, yoksa güvercin tedirginliğine hapsolmuş biz ‘sıradan’ insanlar mı?
Hâsılı, bugün olanlar dün de oluyordu. Bugün olup da dün olmayan şey, adaletin ilk defa dokunulmazlara dokunmaya tevessül etmesidir.
Bu ülkede asıl şaşırtıcı olan da budur.