II. Meşrutiyet 100 yaşında!

Ayhan Aktar - 21.07.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


Yüz yıl önce bu günlerde II. Meşrutiyet devrimi gerçekleşmişti. 24 Temmuz 1908’de Sultan II. Abdülhamid 1878 yılında rafa kaldırdığı Kanun-u Esasiyi tekrar yürürlüğe koymak zorunda kalmış ve Mebusan Meclisi’nin açılacağını ilan etmişti. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin temelleri 1889 yılında Askerî Tıbbiye Mektebi’nde kurulan gizli örgüte dayanır. Daha sonra çalışmalarını Avrupa’da sürdüren gizli cemiyet nihayet ordu içinde örgütlenerek 1908’de Makedonya’da isyan bayrağını açmış ve II. Meşrutiyet devrimini gerçekleştirmiştir. 1913 yılında darbe yaparak bir diktatörlük rejimi kuran, muhaliflerini Sinop’a süren, ülkeyi Almanya ile birlikte I. Dünya Savaşı’na sokan ve Ermeni kıyımını gerçekleştiren İttihat ve Terakki Partisi’nin siyasal kültürümüz üzerindeki etkileri daha çok tartışılacaktır. Önümüzdeki günlerde çeşitli etkinlikler düzenlenecek ve 1923’de Cumhuriyet’i kuran kadroların İttihatçı geleneğin devamı olup olmadığı meselesi tekrar gündeme gelecektir.


100. yıl münasebetiyle, bundan yaklaşık 90 yıl önce 5 Kasım 1918 günü Zaman gazetesinde yayınlanmış biraz duygu yüklü bir İttihat ve Terakki değerlendirmesini dikkatinize sunuyorum. Değerlendirmenin yazarı Refik Halid Karay (1888 - 1965) inkılâptan hemen sonra gazeteciliğe başlamış, İttihatçı fedailerin gazeteci arkadaşı Ahmet Samim’i öldürmelerinden sonra muhalefetin dozunu arttırmıştır. Hürriyet ve İtilaf Partisi yandaşı olan Refik Halid Bey, diğer muhaliflerle birlikte Sinop’a sürgüne yollanmıştır. Beş yıl sürgünde kaldıktan sonra 1918’de İstanbul’a dönmüş ve tekrar gazeteciliğe başlamıştır.


Yazının yazıldığı dönem önemlidir: Talat Paşa kabinesi 8 Ekim 1918 günü istifa etmiş ve 30 Ekim’de Mondros Mütarekesi imzalanarak savaşın kaybedildiği tescil edilmiştir. 1 Kasım günü İttihat ve Terakki son kongresini toplayarak kendisini feshetmiştir. Artık İstanbul’un işgali beklenmektedir. 2 Kasım gecesi üst düzey İttihatçılar bir Alman torpidosuna binerek ülkeyi gizlice terk ederler. O gece ülkeyi terk eden kadroda şu isimler vardır: Enver Paşa (Harbiye Nazırı ve Genelkurmay Başkanı), Talat Paşa (Sadrazam ve Dahiliye Nazırı), Cemal Paşa (Bahriye Nazırı), Bedri ve Azmi Beyler (Polis Müdürleri), Dr. Bahaeddin Şakir, Dr. Nâzım, Dr. Rüsuhi Beyler (Teşkilat-ı Mahsusa Şefleri). Refik Halid Bey’in yazısı İttihatçıların kaçışı üzerine kaleme alınmıştır.


Artık sözü, duru Türkçenin büyük üstadı, Refik Halid Karay’a bırakıyor ve anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.


***


Efendiler Nereye?


Ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir de acı kahvemizi içmeden efendiler nereye?


Yaz başlangıcında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız birtakım tahtakuruları çıkar, iğne gibi vücudumuza batarlar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli canlı, iri yarı şuraya buraya kaçarlar... Galiba şafak attı, güneş doğuyor; tahtakuruları nereye?


Kedisiz evlerde fareler vardır; kilerlere girerler, dolapları delerler, şunu, bunu kemirip, sağa sola koşuşup baş köşede gezerler, bir pıtırtı olunca deliklere girerler... Galiba koku aldınız, kedi geliyor; koca fareler nereye?


Dul annelerin haylaz çocukları vardır; sandıkları kırarlar, paraları çalarlar, bohçaları aşırıp Yahudi [eskiciye] satarlar ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar... Galiba foyanız meydana çıktı, yakanız ele geçecek, ziyankâr evlatlar nereye?


Vurdular, kırdılar; yaktılar, yıktılar; astılar, kestiler; kastılar, kavurdular; nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar; memlekete düşmanları sokarak üzerimizden aştılar...


Eli sopalı, beli palalı, gözü kanlı paşalar damdan dama nereye?


***


Siz âmir olmadınız, sergerdelik [kabadayılık] ettiniz... Siz valilik yapmadınız, asesbaşılık [polis şefliği] ettiniz... Efelere, taş çıkardınız; zorbalara parmak ısırttınız...


“As” deyince sıra sıra darağaçları kurulur, “yak” deyince alev alev meşaleler tutuşur, “bas!” deyince tabur tabur jandarmalar üşüşürdü... Elinizde zindan anahtarları, belinizde idam ipleri, sırtınızda darağaçları vilâyet vilâyet dolaştınız... Beş senedir her tarafta kargalara insan leşinden öbek öbek ziyafetler çektiniz; akbabaları çocuk ölüsü ile besleyip kartalları artık Âdem etinden tiksindirdiniz.


Muhalif mi? Al aşağı... Muharrir mi? Vur başına... Türk mü? Sür ölüme... Rum mu? İste parasını... Ermeni mi? Kes kafasını... Arap mı? Çek ipe... Kadın mı? Gönder eve... Haydut mu? Buyurun köşeye... Külhanbeyi mi? Gelsin yanıma... Yahudi mi? Sor fikrini... Kalan kimseye at sopayı... Paraları koy cebine... İşte sizin programınız bu!


Palalarla sopalarla işe giriştiniz; sürülerle insanları dağ başlarına götürüp satırlardan geçirdiniz; babaları, evlatları yoktan yere harcayarak Anadolu içerisinde dul kadından, yoksul yetimden başkasını bırakmadınız. Ne oluyordunuz? Bu kanlı işgüzarlıklar, bu canavar akını, bu fitne ve fesat siyaseti ne fayda verecekti? Ne kazanacaktık? Dünyayı mı alacaktık, Mısır’a sultan mı olacak, Hind’e şah mı gidecektik?


Sizin sadrazamlıkla, seraskerlikle, nâzırlıkla gözleriniz doymamıştı, a padişah heveslileri... Şam’da, Halep’te az daha namınıza hutbe okutup, isminize sikke kestirecektiniz. Yiğitlik sizde, kahramanlık sizde, avurt zavurt sizde, caka tavır, hepsi sizdeydi... Şimdi böyle sinsi sansar gibi tavandan tavana nereye?


***


Evet, nereye gidiyorlar? Mahalle kahvesinden bir adımda sadârete, meyhane peykesinden bir basışta nezârete, tulumbacı koğuşundan bir hamlede vilâyete eren bu türediler nereye gidiyorlar? Kendileri kürklere büründüler, milletin derisini soydular... Anamıza sövdüler, babamızı dövdüler, hulâsa bacağından yakalayıp bu devleti yerden yere vurdular, paçavraya çevirdiler.


İşte milleti artık büsbütün öldürdüklerinden emin olsunlar... kollarımızda bir zerre kuvvet kalmış olsaydı, yakalarından yapışır öcümüzü alırdık... Halbuki kollarını sallıya sallıya, yüzümüze tüküre tüküre gittiler.


Aşkolsun! At da size yaraşır; meydan da. Bizde bu ölü kan, sizde o yaman surat olduktan sonra bir gün olur yine gelirsiniz... Biz size: “Kırk katır mı, kırk satır mı?” diye soramadık; yarın sizin bize:


- Ölümlerden ölüm beğen!


Demek artık hakkınızdır. Lâyıkımız olan paşalar! Topumuzun başını bir kılıçla çıkarmadan [uçurmadan] nereye?






 

İLGİNÇ ZAMANLAR

 

Ayhan Aktar

 
E-Mail Gönder
 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#