Soru sorabilmek ve sessizliği kırmak

Pakize Barışta - 27.07.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


İnsan türünün yaşayabileceği en büyük travma, bir kadının tecavüze uğrayıp, hamile kalması sonucu oluşan psikolojik durumdur.


Erkek cinsi, hiçbir zaman tam olarak hissedemez ve algılayamaz bu hali.


Hiçbir işkence türü (fiziki ve ruhi) bu travmanın yanına bile yaklaşamaz; bir kadın için ölümden de beter olan tek şey budur işte.


Şiddet kavramıyla dahi açıklanamayacak bu durum kadın onurunu da yok edercesine zedeleyen bir trajik durumdur aynı zamanda.


Tecavüzcüsü tarafından hamile bırakılmış bir kadın -hangi yaşta olursa olsun- olay duyulduğunda, erkek egemen toplum tarafından, açık ya da kapalı, kirlenmiş kadın (kirletilmiş değil!) olarak değerlendirilir; feodal örf ve adetlerin geçerli olduğu yerlerde de öldürülür hatta.


Tecavüzcü değil, tecavüz edilen öldürülür.


Bu vahşet ötesi durum, Türkiye’de çok yerde yaşanıyor.


Kadına yönelik erkek şiddeti, Türkiye modernitesini ciddi bir biçimde ilgilendiriyor ve meşgul ediyor; zira, bu vahim konuda modernitemiz hiçbir azalma sağlayamadığı gibi, tam tersine -araştırmalara göre- kadına yönelik şiddet her geçen gün artıyor.


Değişmesi gereken bir diğer durum da, şiddet uygulanmış kadına devletin hâlâ yardım mantığıyla yaklaşması; yani sorunun çözümü için yapılması gereken çalışmalar bir sosyal devlet kavrayışı içinde değil de, neredeyse erkek egemen sistemin bu konudaki günahını affettirecek bir yasak savma içinde görünüyor.


Toplumumuzda erkekler tarafından kadınlara uygulanan şiddet, başta tecavüz olmak üzere çok değişik biçimlerde ortaya çıkıyor ve çoğu zaman da şiddetin sonuçları, kadının yanı sıra çocuklara da uzanmış oluyor.


Erkek, resmi ya da dini nikâhlı olabilir. Erkek; baba, kardeş amca, dayı olabilir; erkek, çevreden bir tanıdık olabilir, ya da tamamıyla yabancı biri olabilir; kadına yönelik şiddet olayı barış ya da savaş zamanlarında da olabilir. Erkeğin, kadın üzerindeki -aynı zamanda doğa üzerinde- gücünü göstermesinin bir biçimde ispatıdır bu. Yasaya gelince, büyük bir çoğunluğu zaten erkek olan yasa koyucu, modernitenin zorladığı durumlarda, kadını koruyucu yasa maddeleri oluşturmak zorunda kalsa da uygulamada durum çok farklıdır:


“Yasalarda yapılan birçok değişikliğin, kadınların yaşamına henüz yansımadığı bir dönemden geçiyoruz. Uygulayıcıların ataerkil değer yargıları, şiddete uğrayan kadın ve çocukları desteklemek için gerçekçi bütçelerin ayrılmamış olması, kadınlardan yana uygulamaların önünde önemli bir engel. Yasal haklarımızı uygulayıcıların iyi niyetine bakılmaksızın sonuna kadar kullanabilmek istiyoruz. Bunun için de çoğu kez donanımlı olmaya ihtiyaç duyuyoruz. Bilgilerimizi ve deneyimlerimizi paylaşabilmek büyük önem taşıyor.”


Mor Çatı Kolektifi imzalı bu alıntı, Erkek Şiddetine Karşı Kadın Dayanışması adlı kitaptan. Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu’nun desteğiyle Mor Çatı Yayınları’ndan yeni çıkan bu kitap, şiddete uğramış pek çok kadının sorularını ve bu soruların yanıtlarını içeriyor. Kitapta, yasalarla ilgili, neler yapılmasıyla ilgili yollar da gösteriliyor aynı zamanda.


Ne yazık ki bu toplumda, her genç kızın ve kadının başucunda ya da çantasında her an elinin altında bulundurması gereken çok önemli bir kılavuz, bu kitapçık.


Erkek Şiddetine Karşı Kadın Dayanışması adlı çalışmadaki bir soruya göz atalım:


Soru: “Tecavüze uğradım. 5 aylık hamileyim. Çocuğu doğurmak istemiyorum, ne yapabilirim?”


Kitapçık buna şöyle cevap veriyor:


“Tıbbi bir zorunluluk bulunmadığı durumda yasal kürtaj süresi on haftadır. Ancak, TCK’nun 99. maddesine göre, kadın mağdur olduğu bir suç (yani tecavüz) sonucu gebe kalmışsa ve süre yirmi haftayı aşmamışsa, bu gebelik sona erdirilebilmektedir. Dolayısıyla vakit geçirmeksizin uzman hekimler yoluyla hastane ortamında gebeliğinizin sona erdirilmesini sağlayabilirsiniz.”


Mor Çatı, bu kitapçığı, hem gönüllüler vasıtasıyla ücretsiz olarak dağıtılmak üzere muhtarlıklara gönderiyor, hem de Mor Çatı’dan ücretsiz olarak sağlanabiliyor.


Soru sormak, sessizliği kırabilmenin ilk adımı; bir minicik vakfa, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’na, bugüne kadar 20 binden fazla şiddet görmüş, tecavüze uğramış kadın başvurmuş. Toplumsal olarak bu sayının hepimizi ilgilendirmesi gerekir. Bu yaranın en azından ilk tedavisi için, duyarlı kadınlarımızın Mor Çatı gibi gönüllü kuruluşların içinde ve yanında yer alması, kadın dayanışmasının bir ilk adımı olabilir. Kadın sığınaklarını gerektirmeyen bir dünya düzenini de, önünde sonunda kadınlar kuracaktır zaten.


Erkek Şiddetine Karşı Kadın Dayanışması, Mor Çatı Yayınları






 

KIYI

 

Pakize Barışta

 
E-Mail Gönder
 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#