Edebiyat için sıradan hayat yoktur.
Sıradan hayat, insan için vardır.
Edebiyata göre her hayat için için fokurdar, dışına zengin ve heyecan verici duygu patlamaları yayar; gündelik ve sıradanmışçasına yaşanan bir hayat, edebiyatla buluştuğunda sahibini bile şaşırtır ve gerçek gücünün ne olduğunu fark ettirir ona; diğerleri de, karşılarındaki kişinin hayatını ne kadar tanımadıklarını anlarlar.
Edebiyat, insanın (hayatın) duygusunu biçimler böylece.
Çağdaş İrlandalı yazar Maeve Binchy de, gündelik hayatın perdesini usulca geçerek, hayatın görünmeyen, hatta gizlenen altüst oluşlarına tanıklık ediyor bir tür; insanın duygu girdaplarına kapılıyor, duygu bulutlarında geziniyor.
Leylak Zamanı, sıcak, samimi ve şefkatli bir roman. Sayfalar ilerledikçe, yazarın iyi kalpli bir kalemi olduğu daha çok hissediliyor; insanlara, hatta olup bitenlere duyarlılık düzeyi çok yüksek bir empati ile yaklaşıyor. Böylece Maeve Binchy, iyi ve kötü, acı ve tatlı hayat halleri üzerinden, okuruyla ilginç bir duygu ortaklığı kuruyor; hayat, bu duyarlı İrlandalı yazar sayesinde, okur için de daha anlamlı ve anlaşılır kılınmış oluyor.
Leylak Zamanı’nda, leylak rengi bir minibüs, her cuma günü aynı saatte Dublin’den hareket eder ve bir taşra kasabası olan Rathdoon’a varır. İçinde minibüsün sahibi aynı zamanda da şoförü olan Tom’dan başka yedi yolcu vardır: Sekreter Nancy, avukat Dee, hemşire Celia, banka güvenlik görevlisi Miky, bir sağlık bitki dükkânını işleten Judy, bir emlak ofisinde çalışan Rupert ve bir şirketin kapı görevlisi Kev. Bu insanların hayatlarını öğrendikçe, Maeve Binchy’nin ne kadar usta bir karakter yaratıcısı olduğu anlaşılıyor.
Aynı kasabadan olan bu insanlar, birbirlerinin Dublin’deki hayatlarından habersizdir; kökleri kasabada olan hayatlarının ise bir kısmı bilinir diğerlerince. Hemen hemen hepsinin gizlediği bir şeyler vardır.
Maeve Binchy, işte o bir şeyleri gün yüzüne çıkarır gibi yazısına dökmüş.
Yazar, Leylak Zamanı’nda, karakterlerinin hayatını deşerken, sistemin, toplumun, modern hayatın yerleşik etiğini de sorguluyor usulca:
“Gündemin ikinci sırasında, büyük ablaları Anna’nın saygıdeğer kocası Dominic’in sadakatsizliği vardı. İlişkisi ve bunun sonucunda karısından değil de, İrlanda’nın batısında dünyanın en uygunsuz kadın türü olarak kabul edilen ‘yerleşik hayata geçmiş bir Çingene kadından’ olan çocuğunu istemeye istemeye nüfusuna geçirmesiyle ilgili dedikodular ayyuka çıkmıştı.”
Maeve Binchy’nin iyi kalpli kalemi, aynı zamanda dedikoducu bir kalem. Okuruyla tatlı tatlı dedikodu yapıyor. Böylece, insanların pek çok gizlerini sakladıkları geçmişlerinden bazı hayat dilimlerini de edebi yoldan öğrenmiş oluyoruz.
Örneğin kocası, Judy’i -yirmi yıl kadar önce-, birtakım belgeler imzalamak zorunda bırakarak, iki küçük çocuğunu alıp, Amerika’ya yerleşir ve bu süre içinde çocuklarını annelerine göstermez hiç; o sıralar Judy, bir uyuşturucu satıcısıdır çünkü.
Maeve Binchy’nin edebiyatı, hümanist bir edebiyat. Batı âleminin hümanizmasını hâlâ ayakta tutan bir edebiyat bu. Yazar, yazısıyla paylaşmak istiyor; gizli ve açık iyilikler peşinde zira. Küçük burjuvazinin ve orta sınıfın çelişkilerini bile leylak rengi karşılıyor romanında.
Maeve Binchy, yine de İrlandalı bir yazar. Ustalarına yaklaşamasa bile, o büyük edebiyatın ruhundan bazı esintiler kapmış ve cici bir edebiyat yaratmış sonunda.
Peki cici bir edebiyat iyi bir edebiyat mıdır?
Bundan pek emin değilim işte!
Leylak Zamanı, Maeve Binchy, Doğan Kitap, çeviren: Bilge Erkut