Üç kızkardeş

Cihan Aktaş - 07.08.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


“Üç” olunca sayı, bereket de artıyor. Kardeş ilişkilerinde de bu böyle. Üç kızkardeş, ikili gruplar halinde birbirini zenginleştiren ilişkileri yansıtıyor. İki kızkardeş, seçenekten yoksun olmak demek. Sadece bir tek kızkardeşin varsa, onda var olanla yetinmeli, onu idare etmelisin.


Üç Kızkardeş, önceki hafta sonu Fatih’te Kitap Rengi isimli kitap-konferans salonunda son romanım etrafında gerçekleşen toplantı sırasında, yeniden girdi gündemime.


Onları en az yirmi yıldır tanıyorum: Çağlayan, Güler ve Fatma Ömerustaoğlu.


Hangisi Çehov’un Üç Kızkardeş’inin Olga’sına karşılık geliyor; hangisi daha çok “Maşa” ya da İrina…


Olga sanki sabahtan akşama kadar ders verdiği için başağrısı çeken, daha otuzuna varmadan gençliğinin eriyip gittiği hissi karşısında durmadan büyüyen hayal gücüne yaslanarak neşesini koruyan Çağlayan olmalı. Büyük Abla.


Güler ise adeta “Profesör olacağa benzeyen”, melankolikleşmeye yatkın, hayatın bir inanca sahip olmakla anlam kazanacağını düşünen, ayrıca ailenin selameti konusunda teyakkuz hali içinde görünen, incelikten yoksun davranışlarda bulunan insanlar karşısında kolaylıkla üzüntüye kapılan ortanca; Maşa.


Fatma’ya ister istemez ablaları tarafından çocuk gözüyle bakılmanın sıkıntılarını yaşayan İrina olmak kalıyor. “Alın teri dökerek çalışmanın ne olduğunu bilmediğimiz için neşelenemiyor, hayatı karanlık görüyoruz.” İrina hayatın anlamını sanki Tolstoy’un kahramanı Levin’in cümleleriyle açıklıyor. Gelgelelim bu cümleleri hayata taşımak istediğinde, kendini güçsüz hissetmeye başlıyor.


Çehov’un Üç kızkardeş’i gibi “çalışmanın hor görüldüğü” bir ailede doğmadı Ömerustaoğlu kardeşler. Ordu’dan tahsil görmek için geldikleri İstanbul’da, arkalarında pek de aile desteği olmadan, birbirlerinden güç alarak ayakta durmayı başardılar.


Ordu’da liseyi bitiren Çağlayan, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi’ni kazandı ve 1983’te başladığı bu fakülteyi başörtüsü yasakları nedeniyle iki kez okuldan atıldığı halde, aflardan yararlanarak 1994’te bitirdi. Çeşitli dergilerde edebiyat eleştirileri kaleme aldı. Dershanelerde ÖSS hocası olarak çalıştı, yayınevlerinde redaktörlük yaptı. Bir radyoda sinema programı sundu. Kitap Rengi’nin kurucularından. Halen özel ders vermeyi sürdürüyor. İki çocuk annesi.


Güler orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladı. O da ablası gibi başörtüsü yasağının uzattığı bir süreçte İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. M.Ü. İktisat Tarihi Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Öğrencilik yıllarından itibaren eğitim camiasında çalıştı. Mezuniyetinin ardından özel eğitim kuruluşlarında idarecilik ve yöneticilik yapmayı sürdürdü. Vakıf ve derneklerde tarih seminerleri verdi. Radyo ve televizyonlarda programlar yaptı. Çeşitli dergilerde müstear isimle yazılar yazıyor.


Fatma ise 90’ların başlarında Birleşik Dağıtım’da Kitap Salonu yöneticiliğiyle başlayan iş hayatını kitabın okuyucuya ulaşmasına aracılık eden kurum, kanal ve etkinliklerde görev yaparak sürdürdü. Ön lisansını Harran Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Akademisi İşletmecilik Bölümü’nde tamamladı. İSMEK AB Komisyonu Proje Üretme Sorumlusu, Fikir Dünyası dergisinde genel koordinatör, Kitap dergisinde editör olarak çalıştı. İzlenim dergisinde sinema yazıları yazdı. Üç kızkardeş arasında Kitap Rengi’nin kurulmasında en ağır yükü üstlenen de o oldu.


Üç kızkardeşin ortak zevki ve enerjisi, çoğunluğu öğretmenlerden oluşan dokuz kültür neferinin omuz omuza vererek açtığı bir mekânın hayata geçmesini getirdi.


Kitap Rengi, öylesine seçilmiş bir isim değil; raflarda bulunan kitapları incelerken bunu fark ediyorsunuz. Piyasanın dayattığı kitaplardan ziyade, temel eserler ve klasikler tercih edilmiş. Türkiye’de kitap ve gazete dağıtımı alanında mevcut merkez-çevre şeklindeki bölünmenin geçerli olmadığı bir kitap yurdu burası. İyi ve okunmaya değer kitap, medya ve piyasa tarafından dayatılan başlıklara yeğ tutuluyor. Fatih semti söz konusu olduğunda akla gelebilecek hidayet romanları da ticari kaygılarla ön plana çıkarılmamış. Dikkatli bir edebiyat okuru olan Çağlayan’ın evindeki kütüphanenin havasını bu mekâna taşıdığını söylemek mümkün pekâlâ.


Kitap Rengi, kamusal alanda yasaklanan başörtüsüne rağmen, başörtülü genç kızların ve kadınların yıllar alan ısrarlı çalışmalarının verimlerini günün birinde görebileceklerini gösteren başarılı bir örnek. Başörtüsü kamusal alanda yasaklı diye, yas psikolojisine girmek gerekmiyor ille de…






 

SINIR YAZILARI

 

Cihan Aktaş

 
E-Mail Gönder
 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#