Reklam | Künye | İletişim 12 Mart 2010 Cuma 19:02
Haber Ara :
taraf
ÜYE GİRİŞİ

Üye OL | Şifre Hatırlat
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Sağlık Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim i Yazı Dizis Her Taraf Yazarlar
ahmet_altan OKUMA NOTLARI 07.08.2008
Halil Berktay
Polemik alışkanlığı; üslûp ve kavrayış sorunları

(Not 1: Etimolojik sözlükler polemik kelimesinin ilk kullanımı için 1638’i gösteriyor. Orta Fransızcadaki polemique, 17. yüzyıl Fransızcasındaki polémique’in kökeni Yunanca polemos = savaş; polemikos = savaşçı, savaşkan. Ama Eski Yunanlılar’ın kendileri bu deyimi kullanmıyordu, düşmanca saldırılar için. Demosthenes’in İÖ 4. yüzyıl ortalarında Makedonya Kralı II. Filip konusunda Atinalılar’ı uyaran söylevleri, topluca Philippics diye bilinir. Bu kullanım daha sonra Romalılar’a geçti. Nitekim Cicero, İÖ 44-43’te Marcus Antonius’u hedef alan on dört büyük nutkunu Demosthenes örneğinde birer philippic olarak tasarlamıştı.)

Çok sert, hattâ hakaretâmiz hitabet örnekleri, ateşli ve ezici tiradlar anlamında philippic, Yeniçağda yerini polemik sözcüğüne bıraktı. Herhalde bu gelişmede, matbaanın da büyük payı var. Avrupa Ortaçağ ve Osmanlı elyazmalarının pek çoğu, açık-örtük belirli bir patrona, hâmiye hitap ediyor; öncelikle onu hoşnut etmeyi amaçlıyordu. Oysa basılı eserler, mukayese edilemeyecek derecede geniş ve anonim bir okuyucu kitlesine seslenmekteydi. Bileşimi ve sınırları bilinmeyen böyle bir kitleyi eğitme, kazanma, ikna etme ihtiyacı, bir yönüyle bambaşka, nesnel ve gayri-şahsî bir yazım tarzını gerektiriyordu. Ama diğer yönüyle, rakiplere, muhalif ve muarızlara muamele çok daha kişisel olabiliyordu. Mahkemede veya senatoda konuşmanın yerini, belirli bir “muhayyel topluluk” (Benedict Anderson: Imagined Communities) önünde yazmanın alması, âdeta büyük bir arenada çarpışmaya çağırıyordu. Bu da, özellikle belirli bir broşür, kitapçık, risale literatüründe, okuyucu-seyirci önünde düello mentalitesine dâvet gibiydi.

Modernite sürecinde, bir yandan, (hukukta) ifade özgürlüğü ve (kültürde) demokratik toleransın, hazımlılığın sınırları genişlemeye devam etti. Diğer yandan, özellikle 19. yüzyılın üç büyük ideolojisi arasındaki çatışma, savaş terminolojisinin hayatın her alanını sarmasına; fikir mücadelelerinin de “kalem savaşları”na dönüşmesine yol açtı. Bu olumsuz mecraya en büyük katkı da liberalizmden değil, çok daha tekçi, epistemolojik özgüveni çok daha yüksek diğer iki ideolojinin 20. yüzyıl varyantlarından geldi. Alabildiğine saldırgan, çığırtkan bir söylemin yerleşmesinde Faşizm ve Nazizm başı çekti. Ama Stalinizm de çok geride değildi. “Doğru çizgi”nin sırat köprüsünden en küçük “sapma” ya ırk ihaneti demekti, ya sınıf ihaneti; ya ırk nefretine lâyıktı, ya sınıf nefretine. Böylece, bilimin ve demokrasinin gerektirdiği serinkanlı tartışma ortamını yokedici; insanda akıl ve mantık bırakmayıp hezeyana sürükleyici diller türedi.

(Not 2: Aklıma, Orwell’in 1984’ündeki sinema sahnesi geliyor. Neyse ki Türk faşizminin patrisyen kolunun tezgâhladığı ulusalcılık, Hitler gibi karizmatik bir demagogdan, sürükleyici bir pleb liderden yoksun kaldı.)

Eğri oturup doğru konuşalım: 1960’larda bu polemik tarzını, maalesef Sol olarak bizler Türkiye’ye soktuk. Kırk yıl geçti. Komünizm yıkıldı, ama bu siyasal kültür orada burada varlığını koruyor. Geçmişten örnek –SBKP(B) Tarihi, “Buharinci-Troçkist casuslar, yıkıcılar ve vatan hainleri çetesi”ni anlatıyor: “Aslında bir sinek kadar bile güçlü olmayan bu Beyaz Muhafız cüceler,... Bu Beyaz Muhafız haşerat,... Bu aşağılık faşist uşakları....” Bir web sitesinden güncel örnek (www.sendika.org): “... iktidar tetikçisi istihbarat bülteni, entel-liboşların ve CIA ajanlarının ‘aşk gemisi’ Taraf...” Evet, bundan benim kuşağım sorumlu.

Türkiye’de insanların, bırakalım nasıl tartıştıklarını; herhangi bir lâfı anlayıp anlamadıkları başlı başına bir muamma. Panel ve açık oturum izleyicilerini alalım. Büyük çoğunluğu asla değişik bir şey duymayı, yeni bilgiler edinmeyi değil; tersine, sırf kendi düşüncelerini savunan birini bulup onunla özdeşleşmeyi, karşısında ise düşüncelerinden nefret ettiği başka biriyle kutuplaşmayı; her iki yolla, kendi duruş ve aidiyetini teyit ettirmeyi arıyor. Bu tabloda, ciddî okuma veya dinlemeye yer yok.

Şimdi bunlara neden gerek duydum? Liberalizm konusunda yazıyorum ya 3 temmuzdan beri. Birileri, benim liberal olduğuma karar vermiş. Başka birileri, liberalizmi düzeltme çabamın (?) doğrultusunu yanlış buluyor. Asıl, liberalizmin “tek doğru”cu modernist-sekülarizmine yüklenmek gerekirmiş. Ben tarihçiyim; söz ettiğim tarihsel liberalizmin probleminin “tek doğru”culukta düğümlendiğine ikna olmam çok zor. Voltaire ve Mill referanslarım tam tersini düşündürüyor. Ama bu dahi esas meselem değil. Daha çok, Türkiye’deki katı liberalizm nefretinin nasıl oluştuğunu kurcalıyor; ülkemizin fikir tarihi, zihinsel muhit ve iklimiyle ilgili bazı saptamalar yapmaya çalışıyorum.

 

Diğer Halil Berktay Makaleleri:
  1. Ütopya ve eleştiri - 11.03.2010
  2. Bu da Benim Noktam - 06.03.2010
  3. Buzların Ağırlığı - 04.03.2010
  4. Acıyla, inatla düşünmek - 27.02.2010
  5. Yanlış bilim - 25.02.2010
  6. ‘Tâlî kusurlar’ !? - 20.02.2010
  7. Kürsünün iki yanı - 18.02.2010
  8. ‘Kült’ün boyutları - 13.02.2010
  9. Antropolog gözüyle - 11.02.2010
  10. Duygusal bağlar - 06.02.2010
  11. Geçersiz itiraz - 04.02.2010
  12. Geniş meşreplilik - 30.01.2010
  13. Paradigmalar - 28.01.2010
  14. İçerden ve dışardan - 23.01.2010
  15. Troçkizmin etik değeri - 21.01.2010

 
 
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 12.03.2010
Bir tuhaf şiddet
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan - 12.03.2010
Biz de onları öldürelim Turhan Bey
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar - 12.03.2010
Krizde hiç işçi çıkartmayan şirket hangisi
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 12.03.2010
Patrona 'atın bunu’ diyen gazeteciler de gördük!
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman - 12.03.2010
Abdullah Gül inadına barış diyor
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem - 12.03.2010
IMF kovulurken, Berman, Baykal ve diğerleri...
Leyla İpekçi SAATLER
Leyla İpekçi - 12.03.2010
‘Muhteşem karmaşalarımız'ın ruhu
Suzan Samancı JİYAN
Suzan Samancı - 12.03.2010
Roj Tv neden Türkiye’den yayın yapmasın
Kurtuluş Tayiz DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 12.03.2010
Kürtlere çok ayıp ettik
Ali Abaday --
Ali Abaday - 12.03.2010
Yaşlı ama çılgın bir kalp
Melih Altınok SOLAÇIK
Melih Altınok - 12.03.2010
İhtarname
Janet Barış FRAGMAN
Janet Barış - 12.03.2010
Tuzağın kendisi şiddet
Telesiyej TELESİYEJ
Telesiyej - 12.03.2010
Bu Kalp Seni Unutur mu? için imzalar çoğalıyor!
Nilüfer Kuyaş PANDORA'NIN KUTUSU
Nilüfer Kuyaş - 12.03.2010
İstanbul’un devrimi: ‘Marmaray test alanı’
Bülent Şirin GÜNDEM DIŞI
Bülent Şirin - 12.03.2010
Bursaspor açılımı (mı)
Ahmet Vehbi Şafak SAHA ŞARTLARI
Ahmet Vehbi Şafak - 12.03.2010
Misillemeler haftası

Tüm Yazarlar >>  

Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | RSS