Size Pekin olimpiyat oyunlarının olağanüstü açılış törenini izlerken aklıma düşenleri yazmak isterdim. Aniden içimde uyanan enternasyonalisti, dilime dolanan Tevfik Fikret’in Milletim nev-i beşer/Vatanım ru-i zemin dizelerini. Sonra fırsat olsaydı buradan Kafkasya’daki savaşa doğru da gidip savaş ve barışın aynı anda yaşandığı dünyanın haline bakardık birlikte ve son kez yapılan BarışaRock festivalinden bahsederdik.
Ama Türkiye başımızı kaldırıp pencereden bile dünyaya bakmamıza izin vermeyen kıskanç kocalarla dolu. Tam perdeyi aralayıp dışarıya bakacakken mutlaka biri çıkıyor beyaz atleti ve çizgili pijamasıyla “önüne bak lan” diye bağırıp, kafamızı yeniden içeriye sokuveriyor.
Bizi dünyadan koparan beyaz atlet ve çizgili pijamalılar deyince ne olur hemen aklınıza solculuk yapacağım diyerek yıllardır esprisini yoksul halkı aşağılamaktan çıkaran klasik bir Leman, Penguen tipi gelmesin. Bizim için o beyaz atletli, çizgili pijamalı kıskanç kocanın temsil ettiği; şık giyimli beyler, en eğitimli kadınlar, en modern zevkler ve en hassas duyarlılıklarla üzeri kapatılmış, yıllardır aile içi şiddetine maruz kaldığımız çağdaş bir magandanın faşizmidir.
Bir köşeyazarı için ise onu asıl gündemden koparan o beyaz atletli çizgili pijamalı kıskanç koca, söyleyecek sözü kalmadığı için canı sıkılıp oraya buraya sataşası gelmiş bir başka köşeyazarı olabilir ancak.
Milliyet gazetesinde kadrolu solcu olarak çalışan bir Sinyorita var.
Memleket kapitalizminin zirvesindeki bir kartel gazetesinde değil de Ekim Devrimi’ne beş kala Bolşevik Parti’nin resmî gazetesinde yazdığını zannediyor. Uzun süredir ilgiyle takip ediyoruz bu Bienallik modern sanat gösterisini.
Ama keşke başlangıçtaki bu iddialı konsept hiç bozulmadan sürseydi. İkitelli işi çakma Rosa Luxemburg çizgisinden hiç sapılmasaydı. Ama elden ne gelir. Sol, vicdan, ahlak... Konsept kelimelerin hepsi tüketilmiş, içleri boşaltılmış, söz bitmiş ama yazı sürüyor.
Bu yaz geçen yaz gibi de değil. “İşte devrimin ayak sesleri” izlenimleri yazılacak Cumhuriyet Mitingleri olmadığı gibi, o mitingleri yapan Şener Eruygur da diğer ‘memleket muhalifleri’ gibi Ergenekon soruşturmasında soruşturulmakta, AKP de kapatılmamış.
Şimdi ne yazılacak? Memleketin tüm sol mirası ucuz romantik yazılarla tüketileli aylar oluyor. En sıkı, en kudretli iktidarlara sırt verilmiş, en zavallı, kapatılmakla tehdit edilen AKP iktidar niyetine eleştirilmiş, hem pek çok muhalif olunmuş, hem de çaktırmadan cumhuriyet kazanımlarına sahip çıkılmış. Kışın tüm kavramlar müsrifçe tüketilince, sıcak yazın ortasında elde avuçta da bir şey kalmamış.
İşte, devrimci günler geçiren bir ülkede kendine ‘devrimci’ diyen bir yazarın söz kıtlığı yaşadığı başka bir gün daha, çekirdek çıtlatıp televizyon izleyip geçerken, gözler o sırada açık olan Kanal 24’e takılmış ve yazı başlamış. Sonra bira kutusunun sarılı olduğu Taraf alınıp, müsait bir zamanda çakılmalı diye not alınmış Genç Siviller’le kafaları tokuşturulmuş. Ve yaşasın, boşluklu 4000 vuruşla o gün de kurtarılmış.
O rastlantısal 4000 vuruştan 99’unda şu sözcükler yan yana düşmüş: “Genç Siviller adlı hormonlu oksimoron, göster bakalım amcalara iktidar aşığı muhalif nasıl olunur.”
En önce Kerbela’ya dönmüş entelektüel dünyamızda yeni kavramlarla Türk sosyolojisine Ertuğrul Özkökvari yaptığı katkılardan dolayı yazara teşekkür etmek gerek.
Ama kalp kalbe karşıymış tam da biz dünyadan solcu amcalarla birlikte onu soracaktık size. Kim iktidar, kim muhalefet? Kim güçlü, kim güçsüz? Kim solcu, kim sağcı bu ülkede?
Son iki yıldır “devrim kapıda, haberiniz olsun”, “solu çok sevdim, o da beni, mutlu bir beraberliğimiz var”, “sendika topu işçi sınıfına at”, “Müjde yoksul, vicdanlı öncü parti geliyor” yazılarınızdan hangisinin altına memleket burjuvazisinin lideri TÜSİAD’ın başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ da imzasını atmaz? Ya da Türk ulusalcığının lideri Deniz Baykal’ı, Türk darbeciliğinin lideri İlhan Selçuk’u hangi yazınız rahatsız etmiştir? Kanlı bayrak yazınız dışında hangi yazınız Genelkurmay karargâhında tepki ile karşılanmıştır? Hiç düşündünüz mü?
Kişisel bir şey olarak da alınmasın. Dünya solu merak içinde: Siyasi krizin çıktığı son iki yıldır 1 Mayıs olaylarından, yeni Anayasa çalışmalarına, AKP kapatma davasından, son rektör atamalarına hatta Ergenekon soruşturmasına kadar bize TÜSİAD ile DİSK arasındaki üç tane farkı gösterebilir misiniz?
Yoksa aşırı yorum mu yapıyoruz? Yeni keşfedilmiş ve çok sevilmiş oksimoron kelimesini cümle içinde kullanıp ezberleme egzersizine Genç Siviller kurban edilmiş, hepsi bu mu?
O halde egzersize başka örneklerle devam edebiliriz, oksimoron aslında neymiş ve kimmiş iyice yerleşsin zihnimize.
Önce kelimeyi daha yakından tanıyalım. Oksimoron: İki zıt kavramın birlikte kullanılması durumu.
Yani Kemalist solcu gibi, darbeci demokrat gibi bir şey.
Anlaşılmadıysa hem Cumhuriyet Mitingleri’ne katılıp, hem de sosyalist olduğunu söyleyenleri düşünün. Hrant Dink’in davasında taraf olup ama Veli Küçüklü Ergenekon davasında tarafsız kalanları. Kartelleşen bir medya grubunun parasıyla Latin Amerika’ya gidip çoklu sermayeli küçük işletmelerle yükselen yeni sosyalizme methiyeler düzenleri.
Oligarşik esas iktidar odaklarıyla yan yana durup rejimin kırmızıçizgileri içinde solculuk, muhaliflikçilik oynayanları. Darbelere karşı, parti kapatmalara karşı net bir pozisyon alamayıp hâlâ demokrat olduğunu iddia edenleri.
Hâlâ belleğinize yerleşmedi mi? Yeni bir kelimeyi unutmamak için onu somut bir cisme benzet der dilbilimciler. Kime benziyor?..