Behçet Cantürk’ü kutsal devletin yüce çıkarları için “alma” ve “temizleme” işini “tereyağından kıl çeker gibi halledeceğine teminat veren”, söylediğini de yapan büyük büyük işadamı Nurettin Güven, temizlediği adamı son yolculuğunda yalnız bırakmamış, cenaze töreninde hazır bulunmuştu.
O sıralar ülkenin başbakanı “bölücü terör ya bitecek, ya bitecek” diyor, başka bir şey demiyordu. Teröre maddi ve manevi destek verdiği saptanan “işadamı” görünümündeki 63 kişinin bitirilmesi için Güven gibilerden özel bir ekip oluşturulmuş, düğmeye basılmıştı.
Tereyağından kıl çeker gibi iş bitiren Güven, operasyonlardan elde edilen 60 kilogram eroini pazarlamak üzere özel hizmet pasaportu ve susturucu silahla donatılarak yurt dışına postalanmış, Hollanda üzerinden İngiltere’ye geçmiş, orada yakayı ele vermişti. Her ne hikmetse dokuz ay sonra salıverilmiş -orada da polisle işbirliği yaptığı söyleniyor-, bir süre sonra bu kez de Fransa’da yine uyuşturucuyla yakalanmıştı.
Bu arada devlete çalışmaya başlamadan önce de bir cinayeti var Güven’in. Alacak meselesi. Kardeşiyle beraber yapmış infazı. Tutuklanıyor ve sekiz ay sonra serbest kalıyorlar!
ÇEVİK ZAMANLAR Güven’in bir işadamı olarak meşruiyet, kudret, imaj, yani yoksun olduğu ne varsa elde etmek üzere attığı ilk büyük adım Malatyaspor’a başkan olmak. Adaylık sırasında ettiği lafı daha önce anmıştım. Yıl 1988, Maradona’nın Maradona olduğu zaman. “On milyon dolar istiyor, para değil, alırız” demişti.
Çünkü kendinden önceki büyük büyük işadamı Turan Çevik, her ne kadar ıskartaya çıkmış olsalar da üç Brezilyalı getirmiş Malatya’ya. Takım o sene birinci ligi üçüncü sırada bitirmiş. Malum, başbakan Turgut Özal’dan dolayı da “Malatya, Malatya” türküsü söyleniyor her yanda. Çevik, genç ve parlak işadamı. Yatırım yapıyor memleketine. (Beşiktaş’a da bulaşmış mıydı?) 12 Eylül darbesiyle sekteye uğrayan gece hayatı, gazinolar yeniden canlı, civelek, hareketli havasını yakalamış. Genç Çevik de Yeşilçam’ın Sultanı Türkân Şoray’ın kız kardeşi “Nazo Gelin” namıyla maruf Nazan Şoray’la beraber...
O sıralar bilindiği üzere en gözde meslek, hayali ihracat.
İhracatın hayali olması mesele değil de devletten “indiragandi” edilen cukkaların paylaşımında mesele çıkıyor arada. Çıkınca da iş aşikâr oluyor polis molis giriyor devreye. İşte o nedenle Turan Çevik adı gayrımeşruya karışınca şanlı şerefli Malatyaspor’un daha fazla yıpratmaması konusunda uyarılıyor münasip kişilerce. O da edep erkân bildiğinden efendice çekiliyor. Daha sonra İngiltere üzerinden Yunanistan’a geçecek ve orada yakayı ele verip memlekete iade edilecek. Atina’daki duruşmada “Siyasi suçluyum, iade edilirsem cam güvenliğim” demesi gülüşmelere yol açmıştır, ayrı bahis.
Çevik’in hikâyesi uzun. Tekrar döneriz. O mecburen Malatyaspor başkanlığından ayrılınca sahneye bir başka cesur, atak, yetenekli, gönlü spor ve memleket aşkıyla dolu genç memleket evladı çıkıyor: Nurettin Güven.
Turan Abi nasıl Brezilyalılar’ı getirmişse, o da altta kalmayıp dünya yıldızı Maradona’yı getirmeyi taahhüt ediyor. Başkanlığa seçilince büyük şovla başlıyor işe: Özel uçakla Adıyaman’a iniyor büyük bir taraftar topluluğu karşılıyor kendisini. (Dikkat, yıl 1988, herkesin harcı değil özel uçak denen klas, kudret!) Karşılayıcıları belinden çıkardığı tabancanın şarjörünü boşaltarak selamlıyor ve konvoy halinde Malatya’ya hareket ediliyor.
PARA DEDİĞİN NEDİR? Dönemin Malatya Valisi Kutlu Aktaş, il emniyet müdürü ise bir başka ünlü: Hasan Özdemir. (İstanbul’da da görev yapmıştır, şimdi MHP milletvekili.) Şehrin futbol kulübü başkanlığına aday olduğunda Güven için soruşturma yapıyorlar, onun da Çevik’le aynı yolun yolcusu olduğunu saptıyorlar. Vali Aktaş, durumu Malatyalı bakan, bürokrat ve milletvekillerine bildiriyor, başkan yapılmasının yanlışlığını belirtiyor. “İlgililer”den gelen yanıtsa gayet net ve kararlıdır: Güven’i tanıdıklarını, desteklediklerini ve kefil olduklarını bildirmektedirler.
Devletliler münasip bulmuşsa kim mani olabilir?
Cevap: Para!
Güven’in büyük tantanayla göreve başlamasının üstünden sadece iki hafta geçmiştir. Takım, Ankaragücü’yle oynayacak. Ankara’daki maçı başbakan Özal da izleyecek. Ve fakat, paraları ödenmeyen futbolcular kazan kaldırmış, maça çıkmayacaklarını açıklamışlardır. Büyük işadamı büyük başkan Güven’in krizi çözecek parası yoktur!
Başbakanın kardeşi ve Devlet Bakanı Yusuf Bozkurt Özal (merhum), cuma günü valiyi arayarak il kaynaklarından başkan Güven’e 80 milyon TL verilmesini, Güven’in pazartesi günü parayı iade edeceğini söyler. Vali bunun imkansız olduğunu söylese de başbakanın kardeşi bakanın kefil olduğunu, başbakan da maça gideceği için durumun özel olduğunu vurgular.
Yapacak bir şey yok, para ayarlanır, senet karşılığı Güven’e teslim edilir.
Ne var ki değil pazartesi, salı-çarşamba geçmiş başkandan para gelmediği gibi ses de çıkmamıştır. Perşembe günü emniyet müdürü borçlu başkanı bulup valinin önüne çıkarır. Borç aldığı parayı hemen iade etmesini söylerler ikisi de.
Bir saat sonra para gelir yanında da istifa dilekçesi! Ertesi gün de diğer yöneticiler istifalarıyla birlikte kulübün anahtarlarını valiye getirirler: "Nurettin Güven'in başkanlığını engellediniz, buyurun siz yönetin!"
SONRASI Güven’in büyüklüğü çıkıyor burada ortaya. Devletlu takımla irtibatı öylesine yüksek ki, valiyi iplemiyor. Sonrasında da görüleceği üzere daha içeriden ve derinden yürütüyor işlerini.
Peki, Çevik ve Güven hadiselerinden sonra Malatyaspor’un başına kim geliyor?
Yine bir başka büyük işadamı, emlak kralı Metin Kaya Çağlayan! Kulübü şirketleştirip gelirleri artırmış, hisselerin çoğunu kendisi almış dolayısıyla takımı ve herkesi kendine borçlandırmıştı. Malatyaspor kesmeyince, Sarıyer’de de aynı işi yapacaktır…
Ve nihayet büyük Türk büyüklerinden Oral Çelik de hapisten çıkınca baba ocağı, memleketine hizmet için tabii ki ilk iş Malatyaspor başkanlığını üstlenecektir.