Tarihin bazı dönemlerinde biri çıkar ortaya, diğerleri için
–yani bizler için- tek başına düşünür, hayatın tuhaf taraflarını kurgular ve çözümleri de önümüze koyar.
İnsan doğası ve hayat hakkında biz onun kadar çok şey bilmeyiz.
“Ben neden onun gibi düşünemedim” deriz bazen. Ama bizden farklıdır o; farklılığı da, ideolojik olarak hep bizden uzak tutulmaya çalışılmış olan sentezli analizi benimsemesinde ve bundan asla uzaklaşmamasındadır bana göre.
Biz çoğunlukla analizciyizdir, ama pek bir işe yaramaz bu da; analizlerimiz havada kalır hep.
Bu sentezci analizci kişi, kuşaklar boyunca bizleri oyalar, çok muğlak ve sırlarla dolu addedilen pek çok şeyi biraz da dalgacı bir üslupla açığa çıkarıverir.
Agatha Christie, neredeyse bir asırdan beri hepimizle dalga geçiyor bir bakıma. Bu durum belki bir asır daha sürecek. İki asır demek ortalama on kuşak demek; hatta (yeni görüşlere göre) daha da fazla.
Bizim kuşaktan olup da hayatının bir döneminde Agatha Christie okumamış, ona sempati duymamış hiç kimse yoktur herhalde. Hangi dilden, hangi dinden, hangi toplum ve ırktan olursa olsun, son yüzyılın özellikle ikinci yarısında yaşamış insanların büyük bir çoğunluğu, mutlaka hayatlarının bir yerinde Agatha Christie'nin bir romanıyla karşılaşmışlardır. Yazar, romanlarında açıkça zekâmızı da sınar aynı zamanda ve bu da bizi zora sokar doğrusu bazen.
Agatha Christie’nin yazısının edebi gücü konusunda çeşitli değerlendirmeler yapılabilir; edebi olmadığı da iddia edilebilir tabii. Ama hiçbir zaman; insan ruhunu tanımıyor denilemez onun için.
Agatha Christie’nin henüz birkaç gün önce yayınlanan Miss Marple’ın Son Maceraları adlı kitabında, birbirinden farklı dokuz adet düğüm çözülüyor. Bu farklı esrarengiz dokuz maceranın toplamında aslında bir bütünlük var. O da, insanın yeniden tanınması, hatta tanımlanması. Agatha Christie’nin kaleminden insan önce ruhuyla, aklıyla, kültürüyle, gelenek ve görenekleriyle, ihtirasları ve zafiyetiyle dokuz parçaya bölünüp, sonra bu maceralı parçalar biraraya getirilip, toplanıp bir bütün oluşturuluyor kitapta.
Bu bütün, artık dokuz maceranın toplamı değil, insanın yeniden acımasızca –ama içinde büyük bir şefkat de barındırarak- değerlendirilmesidir.
İnsan aslında her an eskiyor ve Agatha Christie gibi bir kalemin tuşesiyle yeniden hayat buluyor; yeniden canlanıyor.
Agatha Christie’nin yazısı hiç yorulmamış, bıkmamış bir yazı. Neredeyse bir ömür boyunca insana bu kadar cinayet işlettirmek, o kadar çok gizliyi açığa çıkarmak ve yine bu kadar çok duygu erozyonlarıyla karşılaşmak normalde insanı yorar, ruhunu yıpratır.
Peki Agatha Christie, insanın gerçekte ne menem bir varlık olduğunu fazlasıyla biliyor olmasına rağmen, acaba neden hiç bıkmadan bu kadar üzerine gitti insanın?
Umutsuzluğun içindeki bir umut arayışı mıydı yoksa bu?
Miss Marple’ın Son Maceraları, ortalama yirmişer sayfalık dokuz hikâyeden oluşuyor. Tam bir tatil kitabı. Her deniz molasından sonra bir hikâye okunabilir zevkle. Güneşin altında tembel tembel yatmayı sevenlerdenseniz şayet, bir Miss Marple macerasıyla, zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.
Miss Marple’ın Son Maceraları, Agatha Christie, Altın Kitaplar, çeviren: Çiğdem Öztekin
Diğer Pakize Barışta Makaleleri: