Düşünce, ifade ve şeffaflık

Gökhan Özgün - 14.08.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


Adam bir gün, marjinal bir ecnebi kitapta, bir makale okur. Yazı adamın pek hoşuna gider. Adam da der ki, ben okudum bunları, dünya âlem de okusun. Yazıyı çevirir ve yayınlar. Olabilir. Yazı bir mecradır. Bir iletişim aracıdır.


Adam kendi ulaşabildiğine herkesin ulaşmasını sağlar. Bunun adı iletişim özgürlüğüdür. Adam isterse bunları parasını bastırıp bir ilanda, bir billboardda yayınlatabilir. Ya da bir editörü ikna edip bir gazetede de. Bu özgürlüğe, iletişim özgürlüğüne, düşünce ve ifade özgürlüğü denebiliyor buralarda, acaba niye? Bana çok garip geliyor.


Ya da bir gazeteci bir olayı takibe alır, ona ayrıntılarıyla şahit olur. Eğer ahlaklı bir gazeteciyse şahit olduklarını ‘mümkün olduğunca’ kendi yorumunu katmadan yazar. Ve bu yazı yayınlanır. Bu haber alma özgürlüğüdür. Bilme, bildirme özgürlüğüdür. Basın özgürlüğüdür.


Basın özgürse, bunlar yayınlanır. Bu özgürlüğe, basın özgürlüğüne de, fikir ve ifade özgürlüğü muamelesi yapılıyor buralarda zaman zaman. Acaba niye? Bana çok garip geliyor.


Ya da bir başbakan çıkar, türban için ‘Velev ki siyasi simge olsun’ der. Bu bile aslında düşünce ve ifade özgürlüğü değildir. Çünkü bu düşünce başbakana ait değildir. Bunun böyle olabileceğini düşünen, kılık kıyafetin de ifade özgürlüğü alanına girdiğini düşünen hukukçular ve yorumcular bu memlekette zaten mevcuttur. Ve ifade özgürlüğü, şiddeti tahrik etmedikçe üniversitelerden uzak tutulamaz. Bu hak, bu zavallı anayasamızda bile sözde teminat altındadır. Nitekim başbakanın yaptığı da budur. Yorumlardan kendine bir yorum seçmiştir. O yorumları yapanlar hakkında dava açılmamış, başbakan hakkında açılmıştır. Başbakanın bu cümlesi temelinde varolanlar arasından bir ‘seçim’ özgürlüğüdür. (En azından ben bu yorumu ondan önce yaptım ve bana dava açılmadı.)


Yani hâlâ düşünce ve ifade özgürlüğüne gelemedik. Sanırım uzun süre de gelemeyeceğiz.


Düşünce ve ifade özgürlüğü öncelikle birey için vardır. İleriye gitmek, kendi sınırlarını, düşüncenin sınırlarını keşfetmek isteyen birey için. Bu birey de genellikle yazardır. Yazarın birey olamadığı yerde bu özgürlük anlamsızdır.


Ne midir düşünce ve ifade özgürlüğü? Sıkı durun çünkü düşünce ve ifade özgürlüğümü kullanarak söyleyeceğim. Düşünce ve ifade özgürlüğü mesela vatandaşa ‘göbeğini kaşıyan adam’ diyebilmektir. Ya da Mine Kırıkkanat’ın yaptığını yapabilmektir. Kendi vatandaşını içinden gerçekten geliyorsa aşağılayabilmektir.


Düşünce ve ifade özgürlüğü yalnız başına yazı yazmakla, karşılıklı konuşmak arasındaki farkı bilmektir. Yazıyla siyaseti birbirinden ayırt edebilmektir. Yazı uzlaşmaz, siyaset uzlaşabilir.


Yazı insan ruhunun, bir toplumun ruh haritasını çıkarır. Bizi sınırlarımıza taşır. Ben kendi sınırıma giderim. O da kendi sınırına gider yazarken. Tabii gidebiliyorsam. Tabii gidebiliyorsa.


Bir gün bir masada karşılıklı oturduğumuz zaman, o beni tanır, ben de onu. O benim sınırlarımı bilir, ben de onun. O kimle uzlaştığını bilir, ben de kimle uzlaştığımı.


Benim gözümde, kendini ortaya çıplak atan Bekir Coşkun kendini binbir muğlaklık ardına gizleyen birinden daha fazla işe yaramıştır bu toplumun şeffaflaşmasında. Ve dolayısıyla demokrasiye yaklaşmasında.


‘Laik kesim’ için bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğü tamdır. Benim için yarımdır. Bu yüzden onları tamamen tanıyoruz. Beni ise yarım yamalak.


‘Laikleri’ artık iliklerine kadar tanıyoruz. Geriye kalanları çok az. İşin garibi tamamıyla siyasi ve diplomatik olmaya zorlanan AKP’yi, düşüncesinin, mutaassıplık tasavvurunun, asabiyetinin sınırlarını bilmiyoruz.


Bir AKP’li milletvekili hanım çıkıyor. Gençler için bir yasa tasarısı hazırlıyor. Allah allah diyoruz. İnsanları fişlemek için yanıp tutuşuyor bu hanım.


Ben diyorum demokrasilerde ‘Diyanet’ bile olmamalı. Devlet imamı, devlet camisi olmamalı. Bu hanım devlet okuluna mescit sokmaya kalkıyor. Özel okula olsa, neyse.


Şimdi bu hanım, bir yazar olmalıydı. Merkezde bir siyasetçi değil. Çünkü bence sınırları yokluyor kendisi.


Yani, yeni, demokratik ve özgürlükçü bir anayasa olmadan, AKP karanlıkta.


Dikkatinizi çekerim bunun adı takiye değil. Uzun süre baskı altında kalırsa bir düşünce, karanlıkta sapla saman birbirinden ayrılmaz hale gelir.


Bu karanlık AKP’nin işine gelir mi, göreceğiz. Ama artık teşhir edecek hiçbir şeyi kalmamış ‘laik kesimin’ niye hâlâ işine geliyor? Anlaması zor.


Özgürlüğünü sonuna kadar kullanarak kendini teşhir etmiş ve istemeden de olsa şeffaflaşmış olanın karşısındakine de aynı özgürlüğü sunarak aynı şeyin onun başına gelmesine de öncülük etmesi gerekmez mi?





Diğer Gökhan Özgün Makaleleri:


 

MÜREKKEP

 

Gökhan Özgün

 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Ümit İzmen ÖTE TARAFTAN
Ümit İzmen


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#