Uluslararası ajanslar dün öğleden sonra, “acil” koduyla geçtikleri haberde, Rus donanmasının kararını duyurdular.
ABD’ye ait USS Ford fırkateyninin, Rusya’nın Kamçatka Limanı’na eylül başında yapacağı planlı ziyaret tek taraflı olarak iptal edilmişti.
“Bu aşamada böyle bir ziyaretin kabulü mümkün görünmemektedir” diyordu Rus donanması.
Haberde, bu kararın, ABD’nin Pasifik’te Rusya’yla birlikte katılacağı dörtlü tatbikattan çekildiğini açıklamasının peşinden alındığına vurgu yapılıyordu.
Dünyanın, özellikle de bölgemizin içine girdiği siyasi iklimi gayet iyi yansıtan bir haberdi bu.
* * *
Gürcistan ile Rusya arasında Güney Osetya üzerinden çıkan sıcak çatışmanın sonuçlarından biri de, Moskova ile Washington’ı yeniden bir tür Soğuk Savaş atmosferine sokması oldu.
Rusya’nın, 1991’de Sovyetler’in dağılmasından bu yana, sınırları dışındaki en büyük askerî harekâtına başlangıçta seyirci kalan ABD, geçen haftayı bölgede artmaya yüz tutan Rus nüfuzunu sınırlamaya dönük hamlelerle geçirdi.
Washington’ın Varşova ile yaptığı füze kalkanı anlaşması bu yönde bir adımdı ve Rusya’nın tepkisini çekti.
Polonya, Gürcistan krizini izleyen gerginliğin etkisini en fazla hissettirmeye aday olduğu coğrafyanın batı ucunda yer alıyor.
Bu coğrafyayı gözünüzde canlandırmak isterseniz, Avrupa haritasını düşünün...
Rusya’nın sınırları boyunca kuzeybatıdaki üç Baltık cumhuriyetinden başlayıp Polonya üzerinden güneydoğuda Bulgaristan ve Türkiye’ye uzanan bir yay çizin...
Sonra o çizgiyi kuzeydoğuya doğru Kafkasya’dan geçecek şekilde uzatın...
İşte size bu “yeni Soğuk Savaş”ın muhtemel ön cephesi...
Bu ön cephenin kalbiyse, hayır yanılmadınız, Karadeniz.
* * *
Başta Washington olmak üzere NATO başkentlerinin Karadeniz’e ilgisi yeni değil.
Bulgaristan ve Romanya’nın, Rus muhalefetine rağmen, Kuzey Atlantik İttifakı’na dahil edilmesi; Ukrayna ve Gürcistan’ın üyeliğinin, daha da sert bir Rus muhalefetiyle karşı karşıya kalma pahasına, gündeme sokulması, ABD’nin Sovyetler sonrası Karadeniz stratejisinin bir parçasıydı.
Rus tanklarının Güney Osetya ve Gürcistan’a girmesi, Washington’da işte bu stratejinin başarıyla uygulanmamasının bir sonucu sayıldı.
Her ne kadar Amerikan karar vericileri, yaz rehaveti içinde ve yaklaşan başkanlık seçimleri arefesinde büyük ölçüde atıl bir görünüm sergiliyorsa da, dün Brüksel’de Gürcistan’ı konuşmak üzere acilen toplanan NATO dışişleri bakanları, Amerikalı meslektaşları Condoleezza Rice’ın gayet sert ifadelerine tanık oldular.
Rice’a göre, “Gürcistan’ın demokrasisini, devlet aygıtını ve altyapısını askerî güç kullanarak yıpratmaya çalışan Rusya’yı engellemek için NATO mutlaka kararlı davranmalı” idi.
Washington’ın aklında, bu kararlılığın potansiyel uygulama alanlarından biri olarak, Karadeniz var.
ABD’li diplomatlar, dün itibariyle, bu yönde kesin bir plan olduğunu bize doğrulamasalar bile, Rusya’nın karşı koyması ve Türkiye’nin “veto” niyetini belli etmesiyle 2006’da rafa kaldırılan “Aktif Çaba” girişiminin bir benzerinin yeniden gündeme sokulması için yoğun kulis yürütülüyor.
* * *
2005’te Washington’ın Ankara nezdindeki zemin yoklamasına olumsuz karşılık gördüğü girişim, Doğu Akdeniz’de NATO bünyesinde gerçekleştirilen Aktif Çaba Operasyonu’nun Karadeniz’i de kapsayacak şekilde genişletilmesiydi.
Bulgaristan, Romanya, Ukrayna ve Gürcistan’ın hevesle desteklediği plan, Amerikalılar’a göre “terörle mücadele” amaçlıydı, ancak başta Moskova olmak üzere herkes, asıl hedefin, bu havzadaki Rus hâkimiyetinin sınırlandırılması olduğunu biliyordu.
Türkiye, Rusya’yla birlikte ve diğer sahildar ülkelerin hilafına, Amerikan planına karşı çıktı; Genelkurmay’ın başı çektiği bu muhalefet, “Montrö Sözleşmesi’nden kaynaklı egemenlik haklarının korunması” ile gerekçelendirildi.
Resmî bir teklif, dolayısıyla da resmî bir veto gündeme gelmedi...
Ama NATO’nun Karadeniz’de bir deniz gücü operasyonuna girişmesi ve müttefik ülke donanmalarına ait gemilerin kuzeyimizde seyretmesi Ankara tarafından fiilen önlendi.
* * *
Karadeniz’in, “Montrö gözlüklü” Ankara için ne kadar hassas bir konu olduğunu, en son geçen hafta, ABD Başkanı’nın hesapsız bir açıklama yapması ardından yeniden gördük.
Tiflis’e yardım eli uzatmayı beceremeyen Washington’ın gecikmiş hamlelerinden biri, bizzat Başkan Bush’un, Gürcü limanlarına Amerikan yardım gemisi göndereceklerini açıklaması oldu.
Birkaç nedenle, iyi tartılmamış bir açıklamaydı bu.
Birincisi, ABD Donanması’na bağlı USNS Comfort ve USNS Mercy hastane gemilerinin Gürcistan’a gönderilmesi fikri ortaya atılırken, bölgeye ulaşmalarının haftalar alacağı, bunun da “acil yardım” gerekçesini havada bırakacağı iyi hesaplanmamıştı.
İkincisi, Gürcü limanlarının bu devasa Amerikan gemilerini konuk edebilecek kapasitede olmadığı keyfiyeti es geçilmişti.
Üçüncüsü, Türkiye’nin bu gemilerin Boğazlar’dan geçmesine Montrö Sözleşmesi üzerinden itiraz edeceği ya düşünülmemiş ya da bu itirazın esneyeceği yönünde bir yanılgı oluşmuştu.
ABD’li ve Türk diplomatlara göre, hastane gemilerinin Boğazlar’dan geçmesi için Washington, Ankara’ya resmî bir teklif yapmasa da, Montrö’nün getirdiği tonaj sınırlamasını kat be kat aşan 70 bin tonluk USNS Comfort’a yeşil ışık yakılmayacağını zemin yoklayarak gördü.
Sonuçta, bir yandan, bu zemin yoklamasından evvel konuşarak tutamayacağı bir sözü veren Bush’un muhalifleri taze barut bulmuş oldu...
Diğer yandan da, “Türkiye’nin Boğazlar vetosu kolay kırılmaz” görüşü Washington’da güncelleşti.
Tabii, bu durumun, “Montrö’nün bağlayıcılığı” gerekçesine fazla aldırmayan ABD’li yetkililerce, salt bir “Boğazlar vetosu” değil, fiili bir “Karadeniz vetosu” olarak algılandığını da bilmeliyiz.
Velhasıl, yeni Soğuk Savaş’ın ön cephesi olmaya aday Karadeniz’e yönelik Amerikan planları Ankara’nınkilerle tam örtüşmüyor.
Bu çelişkinin çeşitli tezahürlerine hazır olmalıyız.