Reklam | Künye | İletişim 11 Mart 2010 Perşembe 12:32
Haber Ara :
taraf
ÜYE GİRİŞİ

Üye OL | Şifre Hatırlat
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Sağlık Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim i Yazı Dizis Her Taraf Yazarlar
ahmet_altan MÜLAYİM 20.08.2008
Etyen Mahçupyan
Feminist ilişkiler

İdeolojilerin başına gelebilecek en trajik olay, içinde yaşadıkları zihniyet ortamının değişmesidir. Yaşananı ister korumaya ister değiştirmeye çalışsın, her ideoloji içinde yüzdüğü zihni atmosfere uyum göstermek zorundadır. Nitekim feminizm de modern bir ideoloji... Adaletsizlikleri, eşitsizlikleri vurgulayan, hak arayan bir bakış. Modern tasavvura uygun bir biçimde mağduru aktörleştiren ve onun üzerinden siyaset üreten bir yaklaşım. Bu nedenle de modernizmin devraldığı ve pekiştirdiği düzen karşısında muhalif bir tavır... Ama gene de modernliğin içinde. Dolayısıyla da demokratlığı bu genel algılamaya uygun bir biçimde tanımlıyor.

Oysa son birkaç on yıl içinde dünyada zihniyetsel bir dönüşüm yaşanmakta. Artık demokratlık modernliğin dışında, neredeyse ona alternatif bir zihniyet olarak algılanıyor. Bu durum modern ideolojileri bir açmaza sokuyor. Çünkü onların hak arama uğraşlarının kendiliğinden ‘demokrat’ sayılması artık mümkün değil. Demokratlık siyasetinizi nasıl yürüttüğünüzle, taşımaya niyetli olduğunuz ahlaki sorumlulukla, dışınızdaki gerçekliğe yaklaşımınızla ölçülüyor. Feminizm de bugün kendini aşmaya çalışan bir demokrat kanada sahip. Ancak esas yoğunluk halen otoriter zihniyete yaslanmış bir faşizan eğilimi, hatta bazen cinsel kimliği temel alan bir ırkçılığı yansıtıyor.

Feminizmin ve onunla aynı kaderi paylaşan sol akımların sıkıntısı bununla sınırlı değil. Modern muhalefet ideolojileri teori ve pratiğin bütünlüğü şiarı ardında aslında pratiğin teorisini yapma alışkanlığına sahipler. Çünkü teori zaten ellerinde... Onu yeniden üretmek gibi bir kaygıları yok. Dünyayı anlamak için ek çabalar yersiz, çünkü her değişim geçmişteki birikimin üzerine oturuyor ve zaten kadim mağduriyetin kimliğini de değiştirmiyor. Diğer bir deyişle bu ideolojilerin takipçileri yapısal bir mağduriyetten hareket ettikleri ölçüde, kendi haklılıklarını garantiye almış olduklarını sanıyorlar.

Böylece ortaya bir aktivizm kültürü ve bunun etrafında kümelenmenin rahatlığına sığınmış olan bir cemaatçilik çıkıyor. Aktivizm bu cemaatleri yaşatıp, ritüellerini yaratıyor... Eylemci süreç sırasında yaşanan yeni mağduriyetler ise kendince bir ‘geleneği’ besliyor. Bu cemaatler o denli kendileriyle dolu ve meşguller ki, kendilerine nesnel bir biçimde bakmayı da unutuyorlar. Dahası aralarından böyleleri çıktığında da onları tecrit etmeye çalışıp dışlıyorlar. Bu tür yaklaşımların ‘hareketi’ zayıflatacağı, ötekilerin ‘ekmeğine yağ süreceği’ söyleniyor. Zaman tanımlama, yakalama, suçlama ve dize getirme zamanı...

Eylemin içinde kendi kimliklerini bulan, bu kimliği kaybetmeme uğruna düşünmekten vazgeçenlerin cemaatleri bunlar. Ne var ki devran dönüyor ve aktivizmin de bir zihniyetinin olduğu ortaya çıkıyor. Dahası söz konusu kimliğin kurulma biçiminin, cemaatleşme dinamiğinin, tercih edilen siyaset biçimlerinin ve tabii ki sergilenen ahlaki duruşların da zihniyetsel bir değerlendirmeye konu olduğu anlaşılıyor. Bu gelişme söz konusu cemaatler için pek beklenmeyen bir yeni durumun habercisi. Artık ‘demokratlık’ kendiliğinden sahip olunan bir nitelik değil. Mağdur ve haklı olmak kendiliğinden siyasetinizi ve aktivizminizi meşru kılmıyor. Kısaca söylemek gerekirse, kimliğinizin gücü ilişkilerinizin sınırında bitiyor...

Modern ideolojiler aktörleşen kimliklerin dünyasını yansıttıkları ölçüde, içinde olduğumuz yeni zihni atmosferin ilişkileri algılama biçimine yabancı kalıyor. Çünkü ‘ilişki’ denen şey artık sadece farklı aktörleri eklemleyen bir bağ değil. Tam da Marks’ın gençken söylediği üzere, aktörlerin kimliksel niteliklerini belirleyen, dolayısıyla da bizatihi bir zihniyeti yansıtan kodlar... İlişkileri anlamayanın kimlikleri de anlayamayacağı bir dünyadayız. Feministler ise maalesef hâlâ kimliklere bakıyor ve buradan üretilecek aktivizme muhtaç oldukları için de ilişkileri anlamıyorlar. Bu nedenle de tekil olandan uzaklaşılıyor, her ilişkinin farklı bir tekillik yaratmasından hoşlanılmıyor. Onlar genelleme yapmak ve rahatlamak istiyorlar... Ama cemaatçilik zaten biraz da budur... Genellemenin bir yapıştırıcı misali kişileri kucakladığı ve aynılaştırdığı, böylece herkesin kendisini güvende hissettiği bir atmosferdir.

Ancak kendiniz için bir ihtiyaç olan genellemeler, dışınızdaki dünya ile ilişki kurma noktasında sadece zafiyeti ima eder. Anlamadığınız, sadece kategorize ederek bakabildiğiniz bir dünyanın karşısına çıkarır sizi ve çatışmanın dilinden başkası artık işe yaramaz. Çünkü size benzemeyenle ilişki kurmak zordur, kendinize bakmaya cesaret etmek zordur, demokratlıktan bu denli uzağa düşmüş olmayı hazmetmek zordur...

 

Diğer Etyen Mahçupyan Makaleleri:
  1. Meşru Bir Tasfiye - 07.03.2010
  2. Seminer notları - 05.03.2010
  3. Rejimin çatladığı an - 28.02.2010
  4. Baykal’ın cehalet siyaseti - 26.02.2010
  5. Kendisi için değişim - 24.02.2010
  6. Eski rejimin lapsusu - 21.02.2010
  7. Ruhbanlar şeffaflaştı - 19.02.2010
  8. Engizisyon cadı peşinde - 17.02.2010
  9. Hastalık - 14.02.2010
  10. Türkiye’nin korkusu - 12.02.2010
  11. Kaçak güreş - 10.02.2010
  12. Hakkı olmak / Haklı olmak - 07.02.2010
  13. Askerlerin dünyasından - 05.02.2010
  14. Yapılamıyor ama yapılmalı - 03.02.2010
  15. Demokrasi kirliliği - 31.01.2010

 
 
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan - 11.03.2010
Taş ve ayna
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar - 11.03.2010
IMF niye Türkiye’yi istemiyor
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 11.03.2010
Ütopya ve eleştiri
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan - 11.03.2010
Ölüleri, usulüne uygun gömmeden
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 11.03.2010
Korku, insanı unutturur
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 11.03.2010
Hazine’den gelen paraları nasıl yiyip içtik
Dr. Sivilay Genç SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 11.03.2010
Çarşaf provokasyonu
Sezin Öney YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 11.03.2010
Yalanlar imparatorluğu
Mithat Sancar MEO VOTO
Mithat Sancar - 11.03.2010
Yollar ve sonlar
Erol Katırcıoğlu ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 11.03.2010
Demokrasiye geçerken
Janet Barış FRAGMAN
Janet Barış - 11.03.2010
Oscar’lar yine gitti
Telesiyej TELESİYEJ
Telesiyej - 11.03.2010
Televizyon dizilerimizde neden yok listesi çoktur
Aydan Çelik ŞEYTAN ARABASI
Aydan Çelik - 11.03.2010
Cansız Atlar Zamanı

Tüm Yazarlar >>  

Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | RSS