Darfur’un batısındaki Masalit köyü Disa’ya saldırı başladığında uyuyordu. Onu üniformalı saldırganlar uyandırdı. Alıp onlarca kadınla birlikte götürdüler. Üç saat kadar yürüttüler. Yolda akıllarına estikçe vuruyorlardı. “Hepinizi geberteceğiz siyah kadınlar,” diye bağırıyorlardı. “Allah’ınız yok sizin!” Gece oldu. Hepsine defalarca tecavüz ettiler. Üzerlerine silahlar doğrultulmuştu. Üç gün boyunca yiyecek ve su vermediler. Ardarda tecavüz ettiler.
Uluslararası insan hakları ve yardım kuruluşlarının elemanları bu öykülerden binlercesini dinlediler. Hepsinin vardığı kanı aynıydı: Darfur’da yaşanan vahşetten Sudan hükümeti sorumluydu.
Disalı kadına yapılanlar asla “münferit vaka” değil, seri tecavüzün aşağılama ve yıldırma politikası olarak uygulandığının kanıtlarından biriydi.
Sudan hükümeti sadece “isyancılarla savaşıyorum” bahanesiyle köyleri havadan bombalamakla ve yaşanamaz hale getirmekle yetinmiyor, paramiliter kuvvetlerini Darfurlu siyahların üstüne gönderiyordu. Şimdiye kadar öldürdükleri insan sayısı 30 ile 50 bin arasında tahmin ediliyor. 1 milyon 200 bin insan yerinden yurdundan oldu. Açlıkla yüzyüze.
Kaçmasalar başlarına gelecek olanları Sudan hükümetinin uluslararası kuruluşların görevlilerince saptanan suçlarına bakarak anlayabiliriz: yargısız infaz, silahsız sivillerin gelişigüzel öldürülmesi, işkence, tecavüz, insan kaçırma, barınakları ve yiyecek kaynaklarını imha etme, tehcir...
“İnsan kaçırma”dan kasıt, siyahların köylerini basıp çocukları kaçırmak ve kentlere götürüp köle olarak satmak. Bunu şayia sanmayın. Köleliğin 1963’ten bu yana yasak olduğu Sudan’da köle edilmiş çocukları kurtarmak için çalışan uluslararası kuruluşlar var.
Darfur’daki tedhiş politikasının esas uygulayıcıları, Cancavid milisleri. Yaklaşık 12 bin vazifeli katil. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin öncelikle silahsızlandırılmasını talep ettiği bu milisleri, Sudan hükümeti, güya olayları yatıştırmak için oluşturup bölgeye yolladığı gezici polis kuvvetlerinin arasına kattı. Bu katil sürüsünün liderini henüz bu yılın başında Federal İşler Bakanı’nın danışmanlığına atadı. Kaç yıldır, Cancavid’lerin hükümet denetiminde olmadığı yalanını söylüyorlardı.
Radikal gazetesi, Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi dolayısıyla Sudan devlet başkanı Ömer El Beşir’in İstanbul’a gelişini “Katliamcıyı ikinci kez ağırlıyoruz” başlığıyla verdi ki, gayet isabetli bir karardı.
Ancak gazetenin internet sitesinin bir okuru, derhal, “millî refleks”i ortaya koydu (dinine duyarlı diline duyarsız refleks sahibinin yazım şekline dokunmuyorum): “ABD ve Avrupanın sömürdüğü ülkenin insanları birbirini öldürüyor. Sorumlusu devlet başkanı oluyor. Şu anda Irak ta işlenen cinayetlerden kim sorumluysa Darfurdaki cinayetlerdende sorumludur. Sudan Müslümandır Kardeşimdir sorunlarıyla ilgilenir devlet başkanını agırlarım.Sömürgeci milletlerin düşüncesi kendilerine kalsın.Bizi rahat bıraksınlar.”
Türk-İslâm sentezi temelinde benmerkezcilikle mâlul küstahlık egzersizleri... Sudan devlet başkanı İslâmcıdır, olan biten de oradaki Müslümanlar’ın yararınadır. (Halbuki bu sefer katlettiklerinin çoğu da Müslüman! Çünkü amaç etnik temizlik.) Benim adamımsa yanlış yapmıyordur. Hem bu sömürgeciler bize ne hakla karışıyor, falan...
Peki ya programlı tecavüz? Olsun. Çocuk kaçırıp köle yapma? Olsun. Tehcir? Olsun. Katliam? Olsun. El Beşir hazretleri İslâmcı ya.
E, iyi, olsun o zaman. Senin ayıbındır.
Lâkin... sen kaç kişisin acaba?
Ve “rahat bırakıldığında” nasıl bir hayat sürmek istiyorsun?
Fındık mevsiminde çoluk çocuk uzak diyarlara göçen, yörenin işçilerine göre daha ucuza çalıştırılan, kalacak yer gösterilmeyen, oradan oraya sürülen, çadır bile kurmaları yasaklanan, herhangi bir sağlık hizmeti verilmeyen, sürekli şüpheli muamelesi yapılan, yerel yetkililerce “Bana sormadan gelen adama ben niye hizmet vereyim?” diye dışlanan Kürt tarım işçileri, meselâ, senin sürmek istediğin hayatın içerisinde olacak mı?
Yoksa “niye Cancavid’lerimiz yok” diye hayıflanıyor musun, memleket meseleleri hakkında düşünürken? Allah bilir sen İttihatçılar’ı da hiç sevmezsin.
Disalı kadına peşpeşe tecavüz eden milisler, “Sizin Allah’ınız yok!” diye haykırıyorlarmış. Peki, senin var mı?