Vazgeçilmez olmak

Murat Belge - 23.08.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


Avrupa’nın en büyük, en etkili Komünist Partisi, İtalyan Komünist Partisi’ydi. Yirmilerde kurulmuş, faşizme direnememişti. Ama 1943’le birlikte Direniş büyüdü, Mussolini devrildi. İtalyanlar, ülkede bir işgal gücü olarak kalan “müttefik” Alman ordusuyla savaşmaya başladılar. Bu anti-Nazi, anti-Faşist mücadelede başı çekenler, Komünistler’di. 1945’ten sonra, Komünist Parti ülkenin en güçlü partisi haline geldi.


İtalya’nın ve KP’nin bu kariyerleri oldukça kendine özgü sayılabilir, ama savaş yıllarında Alman işgalindeki bütün dünyada değişen ölçülerde direniş olmuş, ancak neredeyse değişmez bir biçimde, direnişte en çok kendini gösterenler, sosyalistler, komünistler olmuştu.


Bugün böyle bir girizgâh yaparak başlamamın nedeni şu: toplumun bütününü ilgilendiren bir büyük sorunda, solun, o sorunun çözümüne katkısı, ona o toplumun hayatında kalıcı bir yer kazandırıyor. Bu örnekte savaş koşullarından söz ediyoruz. Bu da, neyse ki, her zaman olan bir şey. Ancak, savaş olmadan yaşanırken de, sol, her yerde, demokrasinin genişlemesine, derinleşmesine katkıda bulunmuş, bunun için mücadele vermiştir.


Sosyalist ve komünist partiler “işçi sınıfı” partisi olarak kurulur. Ama tarih boyunca, dar bir “işçi sınıfı çıkarları” programına kendini hapsedip yalnız bu tür mücadele veren bir parti de görülmemiştir. Çünkü hiçbir toplum yalnız burjuvazi ve proletaryadan müteşekkil değildir ve her toplumda hem kapitalizmin, hem de geçmişte kalan başka üretim tarzlarından kalan ve toplumun o anki biçimlenişi içinde eklemlenen üretim ilişkilerinin yarattığı, “demokratik” nitelikli sorunlar vardır. Bir sol partinin başarısı kendi sosyalist programıyla bu demokratik sorunları birbirleriyle eklemlemesinde kendini gösterir. Olagelmiş devrimlere baktığımızda da, yalnız proletarya talepleriyle ve gücüyle gerçekleşmiş bir devrim görmeyiz. Ama proletaryanın başka tabakaları yanına çekememesinden dolayı uğranmış başarısızlık örneği çoktur.


Bugün Türkiye’de en büyük, aynı zamanda en çetrefil sorun olarak Kürt sorununu görüyorum. Bu, adı üstünde, bir “sınıf” sorunu değil; çözümü bir “proletarya programı”na bağlı değil. O en büyüğü ama bu toplumun tek etnik sorunu da değil. Bu ülkede “Türklük” üstüne yapılan egemen yorum her şeyi bir etnik sorun haline getiriyor. Din de, bir sorunlar alanı. Elbette ilk akla gelecek, Alevi kesimin kendini itilmiş kakılmış hissetmesi ve yeniden itilip kakılmayacağına güven duymaması. Yakın tarihte Çorum’lar, Maraş’lar, Sivas’lar ufak tefek olaylar değildi. Aleviler böyle, ama Sünni çoğunluk kendini bir eli yağda, bir eli balda mı hissediyor? Orada da bir yığın sorun. Bunların da “sınıf”la, “işçi sınıfı programı”yla ilgisi yok. Bunlar da “demokratik” nitelikli sorunlar.


Çünkü Türkiye’de demokrasinin gelişerek yaşamasına, önceden belirlenmiş bir alanın sınırlarından dışarı taşmasına veya ince bir yüzeyden diplere kök salarak bünyenin parçası haline gelmesine izin vermeyen bir yapı var. Bütün bu “demokratik” sorunların bu toplumun müzmin dertleri olarak ortalığı sarmasının nedeni o. Ayrıca, işçi sınıfının sorunları varsa, onların temelinde de aynı güç yatıyor.


“Ergenekon” dedikleri, o gücün cisimlenme biçimlerinden biri. Şimdiye kadar ortaya saçılanlardan, burada yuvalanmış adamların geçmişte neler yapmış olacağının somut ve kanıtlanmış bilgisi çıkmıyorsa da, birtakım güçlü karineler çıkıyor. Nedir bizim yakın tarihimizin böylesine kan revan içinde olmasının nedeni, kimdir, kimlerdir bunun sorumlusu? TMT’nin kuruluşundan bugüne zaman aktı, Fuat Doğu’dan Memduh Ünlütürk’e, Hiram Abas’tan Veli Küçük’e oyuncular, karakterler elbette çok değişti. Başından beri orada olanlar da vardır mutlaka, çeşitli aşamalarda katılanlar da. Ama Kanlı Pazar’dan kanlı 1 Mayıs’a, kıyamet gibi insanı götüren bireysel suikastlardan kahve taramalarına, Kürt işadamı/Mafiosi adamların kaçırılıp öldürülmesinden Gazi mahallesi provokasyonlarına, aynı tip adamların, aynı tip örgütlerde, aynı tip eylemlerini görüyoruz.


Bu yazıları Ertuğrul Kürkçü’nün konuşması üstüne yazmaya başladım ve Ertuğrul Kürkçü şimdi geleceğim tavrı almıyor: “Bizi ilgilendirmez, birbirlerini yesinler” tavrından söz ediyorum. Bu toplumun geçmişini bütün bu olaylarla karartmış, bunlara yenilerini ekleyerek geleceğini de karartmaya kararlı bir faşist cinayet çetesinin açığa çıkarılması ve çökertilmesi gündeme gelmiş, o toplumun “solu” eli cebinde ıslık çalarak dolaşıyor ve “Bizi ilgilendirmez, birbirlerini yesinler” diyor.


Doğrusu, bravo!


Demokrasinin harcında bir malalık payı olmayan bir sosyalizmi bu toplum ne yapsın?





Diğer Murat Belge Makaleleri:


 

TÜRKİYE'NİN HALLERİ

 

Murat Belge

 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Ümit İzmen ÖTE TARAFTAN
Ümit İzmen


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#