Türkiye’nin biyometrik fotoğrafı

Cihan Aktaş - 25.08.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


Almanya vizesi için istendiği şekilde biyometrik, yani yüzün verilerini gerçeğe-tanınmaya uygun şekilde yansıtan fotoğrafı çekebilecek bir fotoğraf stüdyosu arıyordum. Tesadüf bu ya, önüme çıkan stüdyonun sahibi, otuz yıl Almanya’da yaşamış. Ailevi sorunlar yüzünden Türkiye’ye dönmüş olsa da, aklı bir yanıyla “temiz, düzenli, disiplinli ve dakik” Almanya’da.


Türkiye toplumuna, Türk politik hayatına bakışı bir hayli karamsar. Eleştirilerini peş peşe sıralıyor:


“Kaldırımlar her sene, her sene yeniden yapılıyor. Almanya’da ise bir şirket kaldırımları yapacaksa, dayanıklılığı konusunda en az 80-100 sene garanti vermelidir. Belediyelerimiz görünüşü kurtarmaya dönük işlere eğilimli. Parkları güzelleştiriyorlar, doğru. Ama bakalım bir araştırma yapılmış mı çiçeklerin, özellikle ağaçların uygun iklim şartlarına göre seçilmesi konusunda...


İnsanlar suyu habire israf ediyor. Temiz musluk suyuyla araba yıkanmaz. Ben stüdyomun zeminini, meyve yıkadığım sularla temizliyorum.


Su ile tarih katlediliyor bir de. Baraj yapacağız diye, tarihî eserler gözden çıkarılıyor.


Sabahları sahil yolunda yürürken kedi-köpek mamaları, çekirdek kabukları, mangal partisi çöpleri görmek istemiyorum.


İktidar sahiplerinin lüks araba kullanma heveslerini hiç anlayamıyorum. Çek bir Toyota altına, niye yetinmiyorsun ki bununla... Sen bu kadar zengin bir ülkenin yöneticisi misin?


Kaldır minibüsleri, koy iki körüklü tramvay, çöz trafik sorununu.


Çöp kutuları pekala pedallı yapılabilir. Elini sürmeden kullanabilirsin...”


Bu, Türkiye’nin Almanya deneyimine sahip bir vatandaşının çektiği biyometrik fotoğrafı. Bir Britanya bankasının reklamında görünmüş olan fotoğraf sanatçısı ise, on yıldır yaşadığı bir ülke olan Türkiye’nin biyometrik fotoğraflarıyla ilgili değil. Geçmişi bugünde arıyor ve anlaşılan, buluyor da... Memleketimizi büyülü, sırlı, sürekli farklı sahneler sunarak kendisini şaşırtan bir ülke olarak tanımlıyor. Her köşesinde ayrı bir yüz, her köşesinde ayrı bir ışık... Britanyalı fotoğrafçının gözünde, Türkiye böyle bir ülke. Şu var ki reklam, bir banka için hazırlanmış. Fotoğraf sanatçısı kahramanının ifadeleri ne kadar coşkulu olursa olsun, bir banka ağının reklam metni olarak anlam kaybına uğruyor.


Peki, Almanya’da otuz yılını geçirmiş fotoğrafçımızın toplumsal gerçeklerden kopacak kadar ele karıştığı söylenebilir mi?..


AB konusunda teyakkuz halindeki bir Türk vatandaşı ise işte şöyle cevaplar verebilir, Türkiye’yi Almanya ile kıyaslayarak didik didik eden fotoğrafçımıza: ‘Öyledir, ince ince işlenmiştir Avrupa ülkelerinin kıt toprakları. Fakat heyecan ve coşkudan yoksun bir hayat sürdürüyor insanlar oralarda. Yüzleri “öteki” korkusuyla gerilmiş. Yine de heyecanı ve coşkuyu, dahası sanatsal ilhamı bulmak için Doğu ülkelerine seferler düzenliyorlar. Üstelik uygarlık algıları kirli ve sapkın arzuları gibi ölümcül zehirler barındıran çöp varillerini de Türkiye’yi de içine alan ülkelerin denizlerine ve topraklarına göndermelerini engellemiyor.


Bizimse, insanlarımız bir türlü şehirlileşemiyorsa, bunun nedeni hesapsız göçler.


Toprağa dokunma özlemiyle bulduğu çimlik alana yayılıyor, dar gelirli vatandaş.


Belediyeler düzgün çalışsa, vatandaş da suyu doğru kullanmayı öğrenir. Su, sanki “sudan ucuz” sözünün hatırına, ucuz mu ucuz bu memlekette...’


Biz buyuz işte: Şarklı ve Akdenizli. Karmaşık. Müslüman Saati ile Modern Saat arasındaki bağdaşmayı hâlâ ayarlayamamakla malûl. Heyecanlı ve coşkulu. Düzensizlikten bir düzen çıkarma yeteneğine sahip. Bu nedenle de hayatımıza Kâhtalı Mıçı türkülerini katan minibüs kültüründen kopamayız. Minibüslerin yok olduğu bir İstanbul, tıpkı cep telefonunun icadı gibi sarsıcı bir etki uyandıracaktır, edebiyatımızda.


Minibüslere inip binerek, yanlış iskelelere yanaşan vapurlardan aceleyle atlayan yolculara karışarak, elimdeki vize dosyasıyla tam zamanında çaldım işte seyahat şirketinin kapısını. Sırada bekliyorum. Karşımdaki afiş, sular seller altında kalacak Hasankeyf’i hatırlatan sahneler sunuyor. “Sizi Doğu’nun büyüsüne çağırıyoruz.”


Klişe bir cümle. Reklam cümlesi. Fakat fotoğraf-lar güçlü.


Hasankeyf’i içine alan bir davetle başlamıştı bu yaz benim için, onu hatırlatan bir afişten yükselen seslerle sona ermek üzere.


Daha iki ay olmadı, Naman ve Songül Bakaç’la tırmanıyorduk Hasankeyf’in küçük sarayının gizli çıkış merdivenlerinden.


Ağıtları duyuyorum, çığlıkları; suda boğulan tarihin sesini...


Aklı Almanya’da kalmış olan fotoğrafçı haklı: Suyun katliama zorlandığı bir ülke, Türkiye.






 

SINIR YAZILARI

 

Cihan Aktaş

 
E-Mail Gönder
 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#