Reklam | Künye | İletişim 22 Mart 2010 Pazartesi 07:37
Haber Ara :
taraf
WEB SİTEMİZ YENİLENİYOR!
Taraf.com.tr ile ilgili görüş ve düşüncelerinizi
bize iletmek için tıklayın.
ÜYE GİRİŞİ

Üye OL | Şifre Hatırlat
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor     Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim i Yazı Dizis Her Taraf Yazarlar
ahmet_altan TELESİYEJ 29.08.2008
Telesiyej
Ebru Şallı’nın kafası karışmış!
Yazdır
Yazıyı Paylaş:

Oğlu Beren, kendini İspanyol tenişçi Rafael Nadal zannediyor diye çok seviniyormuş Ebru Şallı!

Okulunda yoklamalarda öğretmenine ismini Nadal diye söylettiriyormuş; annesi Ebru Şallı da, “Bu bizi mutlu ediyor. Tenis oynamak, babasına da ona da çok yakışıyor” demiş.

Allah selamet versin!

Bu benim başıma gelse, sevinçten zil takıp oynamak yerine, kederden hafif sayılamayacak bir boyutta depresyona girer, bu arada gitmediğim doktor, çalmadığım kapı bırakmazdım herhalde; yetişin oğlumda kişilik parçalanması var, kendini bir tenisçiyle karıştırıyor diye.

Cemiyet insanları (sonradan paralı iş adamlarıyla evlenen mankenlere böyle deniyor), biraz geniş yürekli oluyor zahir. Ebru Hanım mutluluğunu şöyle dile getiriyormuş, kendini başkası zanneden oğluyla ilgili olarak; “Beren, tenis konusunda artık neredeyse bir profesyonel, tenis oynamak onu mutlu ediyor, bu da özellikle babasını gururlandırıyor”.

Sınıfsız zenginlerimizin özendikleri marka insanların -ki çoğu Batılı’dır- sahip oldukları, içinden doğdukları, tarih için önemli bir sınıf vardır. Bu sınıfın adı da burjuvazidir. Bu ünlü marka isimler tam olarak bu sınıftan olmasalar bile bu sınıfa çok yakın hizmet eden diğer sınıfsal katmanlardan gelirler.

Küçük Beren’i, bir burjuva çocuğu gibi yetiştiriyorlarsa, yani olmayan bir sınıfın, gelecekte olacak bir üyesi gibi eğitiyorlarsa ve yaşatıyorlarsa yazık ediyorlar aslında.

İnsan her şeyi edinebilir zira; ama, dışarıdan, para aracılığıyla edinemeyeceği tek şey SINIFtır. Burada söz konusu olan burjuva sınıfıdır tabii ki.

Öyle değil mi Ali Hocam!

Kim yakalar bu mesajı?

Vallahi herkes yakalayamaz doğrusu!

Bi tek Yüksel Aytuğ yakalar böylesini.

Mesaj zorlu çünkü.

Bir o kadar da şifreli.

Bir o kadar da derin ve üstü örtülü. Manadan yana da pek gani maşallah!

Gerçi bu mesajın, aynı yayın grubunun TV kanalında yayınlanan bir diziyle ilgili oluşu şifreyi çözmeye yardımcı oluyordur belki. Yani şifreyle bir duygusal bağ filan oluşuyordur böyle olunca belki.

Ama yine de bravo derim ben!

Ne yalan, ben de seyrediyorum bu doyumsuz güzellikteki anlamlı diziyi ama bu gizli mesajı yakalayamadım tabiatıyla.

Ben şahsen kendi görüşümün biraz sığ olmasından kuşkulanıyorum doğrusu. Aksi halde ben de Yüksel Aytuğ gibi, Osman Sınav’ın, Doludizgin Yıllar dizisindeki sektör eleştirilerini farkına varıp, gönderdiği ince mesajları alabilirdim şıp diye.

Ama heyhat!

Aytuğ diyor ki: “Son bölümde, çiftliğin kâhyası, iki genç arasındaki ağız dalaşı üzerine araya girip, ‘Bırakın gevezeliği. Burayı kadın programlarına çevirdiniz’ deyince, kâhyanın kızı şaşırdı: ‘Baba? Senin sabah programlarını izlediğini bilmiyordum...’ Otoriter kâhyanın itirafı önemli bir sektör saptaması içeriyordu: ‘Eee... Onaylamıyorum ama izliyorum... Tüm Türk halkı gibi yani...’”

İşin garibi, hem gazetede okudum hem de buraya yazdım ama hâlâ sektör eleştirisiyle ilgili gizli mesajı anlayamadım.

Bir nevi dumkof hali.

Yani şimdi buradaki saptama, hani bizim halk ne verirseniz onu alır, daha iyi şeyler verseniz onları da alırdı gibi bir hayıflanma mı? Yoksa bu halk hem seyreder, hem beğenmez mi? Birincisi sektörel eleştiriye girebilir de; ikinci şık doğrudan halkı adres gösterir.

Yoksa ikisi de değil mi kast edilen?

E anlamıyorum, sahiden!!

Cin fikirli Rahip ve Bayan Rahibe Yarışması

Dünyanın en güzel kadınları belki de rahibelerdi. Ama onları kıskanan birileri -çok büyük bir ihtimalle rahibe olmayan güzel kadınlar- bu gerçeğin ortaya çıkmasını engelledi.

Hayatla ilgili ilginç pek çok buluşun ve girişimin yaşandığı İtalya’da yapılması planlanan bir güzellik yarışması, muhalifler yüzünden yapılamadı.

Meryem Ana, bütün tasvirlerinde hüzünlü olmasına rağmen, duru bir güzellikle sunulmuştur. Onun acısını devam ettiren rahibeler arasında neden aynı güzellikte kadınlar olmasın ki?

Bayan Rahibe İtalya Yarışması, en güzel rahibenin seçilmesi amacıyla planlanmıştı. Rahip Rungi’nin bir projesi olan bu yarışmanın esas amacı Rungi’ye göre: “Rahibelerin hepsinin yaşlı, cılız ve hüzünlü olduğu”nun aksini kanıtlamaktı.

Rahip Rungi, aslında bir algı değişikliği oluşturmak istemiş. Ve aynı zamanda Kilise’nin moderniteyle ilgili yeni yüzüne de hizmet etmek düşüncesindeymiş bence.

Karşı çıkanlar; herhalde, bu işin sonu yoktur. Bugün güzel rahibe yarışması, yarın yakışıklı rahip yarışması yapmak isteyeceklerdir diye düşünmüş olsa gerek!

Markalar dünyasında yaşıyoruz.

Dünyanın en güzel rahibesi, dünyanın en ilginç markalarından birine dönüşebilir. Peki bu markadan sistem nasıl yararlanabilir? Bir düşünün!

Bir bikini firmasının bu markaya sahip çıktığını ya da bir çorap markasının dünyanın en güzel rahibesiyle anlaşma yaptığını düşünün!

Ulvilik değer mi kaybeder yoksa bu cesur atakla yeni değerler mi kazanır?

Sizce hangisi?

Bence Rahip Rungi çok cinfikirli bir stratejistmiş ya, değerini bilememişler.

 

Diğer Telesiyej Makaleleri:
  1. ‘Kasaba’, Alevi kültürü işlendiği için mi yayından kalkıyor - 18.03.2010
  2. Amerikan yemeğine Türk sosu: Show’un yeni sitcom’u ‘Türk Malı’ - 17.03.2010
  3. Yeni dizi ‘Kalp Ağrısı’nın ruhu erkenden yorulmuş gibi! - 16.03.2010
  4. ‘Es-Es’ hoş geldi de, yine mafya savaşlarıyla geldi! - 15.03.2010
  5. Bu Kalp Seni Unutur mu? için imzalar çoğalıyor! - 12.03.2010
  6. Televizyon dizilerimizde neden yok listesi çoktur - 11.03.2010
  7. ‘Hülya Avşar Soruyor’da, Hülya-Gülben durumları haritası! - 10.03.2010
  8. Gazeteci Ayse Arman’in, Dayanilmaz Hadsizligi... - 08.03.2010
  9. Medya, Tarkan olayında masumiyet karinesini çiğnedi, doğru olmayan ifade bilgilerini sonuna kadar sömürdü! - 04.03.2010
  10. Doğa ve hayvan hakları aktivisti Tarkan örnek alınmalı! - 25.02.2010
  11. Star’ın yeni dizisi ‘Cümbür Cemaat’, komedi mi, komiklik mi - 24.02.2010
  12. 2010 Avrupa Kültür Başkenti tanıtımındaki yasak savma halleri! - 23.02.2010
  13. Önce kendi danışmanları korumuyor Deniz Seki’yi! - 22.02.2010
  14. Tv dizilerinin panzehiri: Picasso’nun ‘Suite Vollard’ sergisi - 18.02.2010
  15. Ne film festivallerine katıldık zaten yoktular... - 17.02.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan - 21.03.2010
Türkiye’nin çıkarları
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 21.03.2010
Başbakan
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan - 21.03.2010
Eskimeyen Osmanlı
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür - 21.03.2010
Hamidiye Alayları’ndan koruculuğa
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 21.03.2010
OYAK-Renault’a başörtülüler nasıl girer
Hıdır Geviş ÖTEKİ AMERİKA
Hıdır Geviş - 21.03.2010
Otomobil uçar gider
Pelin Cengiz KULİS TARAFI
Pelin Cengiz - 21.03.2010
Dünyanın en kârlı işi insan kaçakçılığı
Ramazan Çanakkaleli İŞ VE SOSYAL GÜVENLİK DÜNYASI
Ramazan Çanakkaleli - 21.03.2010
Maliye’ye var SGK’ya yok mu
A. Esra Yalazan KAMERİYE
A. Esra Yalazan - 21.03.2010
Kardeş bayramlar ve Newroz...
Tuğba Tekerek PAZAR SÖYLEŞİLERİ
Tuğba Tekerek - 21.03.2010
Büşra: Başörtülü kızın absürt melodramı
Bülent Şirin
Bülent Şirin - 21.03.2010
Trabzon’da Gürcüler güldü

Tüm Yazarlar >>  

Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS