Erivan mı, Baku mu?

Murat Belge - 02.09.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


Ermenistan’la şu futbol maçı (ne zamandır konuşuluyordu) bana da önemli bir fırsat gibi görünüyordu. Yaşı ilerlemiş bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak yaradılış özelliklerime rağmen hayat bana kötümser olmayı öğrettiği için, Abdullah Gül’ün bu cesareti gösterip, milliyetçi cephenin buradan elde edeceği şantaj imkânlarını göze alıp maça gideceğinden hemen hemen hiç umudum yoktu. “Nasıl olsa olmaz” diyordum. Ama gün yaklaştıkça, sanki olabileceğine dair birkaç işaret de belirdi. Ve Deniz Baykal devreye girdi.


Şimdiye kadar her konuda nasıl vaziyet aldıysa gene aynı şekilde. Bugün sağ olsa, Alparslan Türkeş bu ziyareti onaylar, teşvik ederdi. Ama Deniz Baykal... asla!


Baykal hakkında yazmak, konuşmak insanın içinden gelmiyor. Yıllar önce, davranışlarını izleyerek, hakkında bir kanı oluşturmuştum: Allah onu, bir muhalif kliğin önderi olmak üzere yaratmış, dediydim. O sırada Ecevit’e karşı mücadele veriyordu.


Ecevit de, İsmet İnönü’ye muhalefet etmişti. Nasıl? 12 Mart’ta, İnönü’nün, askerlerin getirdiği Nihat Erim kabinesini destekleme kararına muhalefet etmiş, “Genel Başkan’ımla ters düştüm” diyerek Genel Sekreterlik’ten istifasını vermişti. Ama parti içinde bu olayla başlayan muhalefetini sürdürmüştü.


Yani, muhalefetinin bir içeriği vardı ve dayandığı nokta da Türkiye’nin bugün hâlâ bütün şiddetiyle devam eden temel sorunuydu: “aşağıdan yukarıya demokrasi mi, yukarıdan aşağıya otoriter patriyarkal yönetim mi?”


Bu kavgada Ecevit’in seçtiği konum, onu yetmişlerdeki (CHP’nin bundan önce de, bundan sonra da hayal edemediği) yüksek oy oranlarına taşıdı. Ama CHP’de yetişmiş herkes gibi Ecevit’in de solculuğu aslında epey eksik, milliyetçiliği epey fazlaydı. Geçen yıllar, onu da asıl durması gereken yere getirdi.


Neyse, konu bu değil. Deniz Baykal’ın Ecevit’e niçin, hangi ilke(ler) üzerinden muhalefet ettiğini hiç anlayamadım. Daha sonra kader karşısına Erdal İnönü’yü getirdi ve Deniz Baykal ona muhalefet etti. “Sosyal-demokrat” olduğunu iddia eden bir partide İnönü’ye muhalefet etmek için yüz kadar geçerli ilke bulunabilirdi (İnönü olağanüstü medenî, hoş, iyi bir insandı ama sosyalist değildi); Deniz Baykal bunların hiçbirine değil de, ilgisiz birtakım “ters gitme” imkânlarına tutunma becerisini gösterdi.


İnönü, Gürkan, Karayalçın derken, hepsi bir biçimde elendi ve “meydan”, “ring”, “minder”, ne diyecekseniz, Deniz Baykal’a kaldı. Bu durum benim yıllar önceki yargım ve kararımla çelişiyordu: hani Baykal muhalif hizbin lideri olmaya mahkûm biriydi? Bak, işte, koca partinin başına geçmiş.


“Olur, tabii, herkes yanılır” dedim kendi kendime. Aradan gene yıllar geçti. Baykal’ın CHP’si baraj geçemedi. Ama geçenlerin perişan yönetimi sayesinde bu başarısızlığı en büyük şansı oldu. Bir yandan Ecevit her anlamda sönerken CHP yeniden Meclis’e girdi. İşte şimdi de adına “ana muhalefet partisi” diyorlar. Bu da bir şey!


Öyle mi sahiden? Bu da bir şey mi? Bana öyle gelmiyor. Şimdi dönüp baktığımda, ilk değerlendirmemin doğru olduğunu görüyorum. Hayat bu, birtakım rastlantılar üst üste geldi ve Deniz Baykal bir partinin (tabii o partinin geçmişi, niteliği vb. başlı başına tartışma konusu) yönetiminde kendini buldu. Ama bundan sonra, şaşmaz bir istikrarla, partiyi bir (muhalif?) klik haline getirdi.


Ecevit’in muhalefetini bir ilke üzerinden başlattığını söylemiştim. Yıllar boyunca izlediğim Deniz Baykal’ın neyi savunduğunu, gözünde nelerden oluşan bir “müstakbel Türkiye” canlandırdığını ise hiçbir zaman anlamadım. Bu benim kıt zekâmdan ötürü böyle değil. Anlayan biri varsa gelsin söylesin.


Ama şimdi bir ideolojisi de oldu Deniz Baykal’ın. Kendi oluşturduğu değil, hazır bulduğu bir ideoloji. Doğu Perinçek’le aynı zamanlarda, milliyetçilik rüzgârını duyunca, yüzünü buraya döndü. “Anadolu solculuğu” diye bir laflar etti ki sonradan bunların Tarık Buğra’nın kaleminden çıktığı anlaşıldı. AKP ile birlikte cihet-i askeriyeden gelen ya da geldiği sanılan her şey, Deniz Baykal’ın günlük ideolojisi.


Çünkü “muhalif klik”in, yeni bir 28 Şubat alabora atmosferi dışında hiçbir iktidar şansı yok.


Onun için “Ergenekon’un avukatıyım” diye ortaya atılıyor. Yakışır, buna sözümüz yok, ama gene yanlış hesap. Ergenekon gözden çıkarıldı. Buna rağmen, çıkaranların değil de, çıkarılanların avukatı olmayı seçmek, kendi bileceği iş. Ama bunun ucunda da Deniz Baykal’a bir iktidar umudu görünmüyor.


Belki, “her dediğinin tersi olan politikacı” olarak kendine güvenilir bir yer edinir. Bu böyleyse, Abdullah Gül de hemen Erivan’a gitmeli. Demek olumlu dinamikler bu yönü gösteriyor.





Diğer Murat Belge Makaleleri:


 

TÜRKİYE'NİN HALLERİ

 

Murat Belge

 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Ümit İzmen ÖTE TARAFTAN
Ümit İzmen


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#