Kimse karşılamasın beni havaalanında

Cihan Aktaş - 04.09.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


I- Geldiğim bilinmesin; bu kez öyle olsun. Kimse beni karşılamazsa, uğurlamazsa hatta, daha rahat geçebilir yolculuğum; telaşım azalır. Ayrıldığım için suçluluk duymam, geri dönüşlere özgü telaşım da azalır. Hiç gitmemiş, hiç yola çıkmamış gibi yapabilirim.


Sanki daha dün yaşandığı ve yarın da tekrarlanabileceği şekilde kayıtsız geçiyorum kontrol noktalarından.


Uçakla bir ülkeden diğerine geçtiğinde, aradaki zaman ve mekân farkına uyum gösterme konusunda zorlamalısın bünyeni.


Otobüsle ise yavaş yavaş yol alırsın sınıra doğru. Memleketinin Batı’dan Doğu’ya bir haritasını çizersin. Kucağında bebek. Kaynar su dolu termoslar. Bebeğin altını değiştirecek bir yer aradığın dinlenme tesisleri. Damlayan lavabolar. Pis tuvaletler. Namaz kılacak temiz bir yer arama telaşı. Sınırın iki yakasındaki gümrük memurlarınca bazen didik didik aranan bavulları yeniden yerleştirme telaşı. Kitapları, sidileri işgüzar (küçük) memurların merakından kurtarmaya dönük tartışmalar. Uzun kuyruklar. Yol boyunca otobüsünüzü izleyen, döviz, sigara veya içki satmak için otobüs etrafında koşuşturan esmer, hüzünlü yüzlü, yoksul gençlerle sürdürülen Ağrı Dağı misali ucu bucağı sislere karışacak söyleşiler...


II- Günlerden cumartesi, yaz sezonu da neredeyse kapanmak üzere, üstelik oruç günleri geliyor; havaalanı bir hayli kalabalık. Daha ziyade Alman ve Arap turistlerin oluşturduğu uzun kuyruklar nedeniyle, uçuştan tam iki saat önce havalimanına ulaştığım halde, kuyruktan kuyruğa eklenirken bir gazete, bir dergi alacak fırsatı bile bulamadım. Pasaport kontrolü için girdiğimiz kuyruk sanki hiç ilerlemiyor. Pasaportları kontrol edip de mühür basmakla yetinemez olan polisler bir de fotoğrafınızı çekiyor. Kabinlerin önündeki kırmızı çizgiye ulaşmak için açık ama tıklım tıklım dolu labirentlerde ilerlemelisiniz. Olağanüstü bir gün gibi görünüyor herkese; kimi yolcular arka sıralardan bağırıyor, uçaklarının neredeyse kalkmak üzere olduğunu hatırlatıyorlar.


Geri dönmenin manası olmadığına göre, eklendiğin kuyrukta sabırla ilerleyerek, adım adım ulaşman gerekiyor o kırmızı çizgiye.


Önümde yaşlı bir çift. Mısırlı. Selamlaşıyoruz. Yaşlı kadının parmakları görkemli yüzüklerle ışıldıyor. Ardımdaki Ukraynalı genç kız, yanı sıra neredeyse kendisi kadar ağır bir tekerlekli bavul taşıyor. Endişeli. Bakalım uçağa alınacak mı? Ayaklarımı tekerlekli bavuluyla çiğneyip geçen delikanlı ön saflarda durmuş; bakışlarını tavana dikerek, kulaklarını ise wolkmenle kapatarak koparmış kendini kuyruk telaşesinden.


III-. Kimse karşılamasın beni havaalanında! Bir zamanlar istediğim şey değildi bu. Uğurlanmalara, karşılanmalara fazlasıyla alışkındım. Fakat gide gide sizi karşılayabilecek olanların sayısı azalmaya başlıyor. İnsanlar yaşlanıyor, ilgileri dağılıyor, meşgaleleri çoğalıyor. Derken zaman içinde, ileride daha fazla üzülmemek için de, sessizce gitmek ve sessizce dönmeyi yeğlemeye başlıyorsunuz. Bu bir teselli: Gürültüden ve telaştan uzak gidiş-gelişler, ayrılık veya zaman-mekânla ilgili değişiklikleri daha tabii bir şekilde algılamanıza yardımcı oluyor.


Bir saati geçti. Kırmızı çizgiye o kadar da yaklaşabilmiş değilim. Çok dilli, çok renkli bir karmaşa; adım adım yol alabildiğiniz, neredeyse geri dönüşsüz bir labirent bu.


Niçin bunca yer değiştirme telaşı içinde insanlar?


İki havaalanı arasına gerilen bir mahya: Hoşgeldin Ramazan! Erken bir gidiş; oruç günleri giderek sıcak yaz günlerine çekiliyor.


Ian Dallas’ın İsmet Özel’in tercüme ettiği Gariplerin Kitabı’nın son sayfasında yer alan anekdotlardan ikincisini arayıp bulacaktım, eve döndüğümde. Kocaman, milyonluk şehirlerden birinde, kıyamet günlerinin yaklaştığına dair iki kocakarının söyleşmelerini konu alıyor, o anekdot. “Felaket. Şunlara bak. Her birimize bir bak. Hiçbir şey anladığım yok. Nedendir? Bu büyük âlem neden, bu dünya, bu milyonlarca insan böyle aşağılık halde? Anlamı ne bunun? Bir bilen oldu mu hiç?”...


Ağız kısmı düğümlü kocaman bir çuvala benziyordu, kontrol kabinlerinin içiçe geçen, birbirine doğru taşmamak için zorlanan koridorları. Geri dönmek için dahi aşmanız gereken labirent yolcularla tıkalı; kabin ise uzak mı uzak.


Mübarek günlerin başlangıcında, başka bir şekilde de yorumlamak mümkün, benzeri bir labirenti: Ameller niyetlere göredir. Tuttuğunuz yol ne denli çetrefilli de olsa, nefesinizi tazeleyen, sizi yücelere taşıyan kapılar arka arkaya açılacaktır önünüzde, niyetinize göre...


Tiyatro sanatçısı Mehmet Atak’ın Miraçname Projesi neredeyse bu temayı işliyor. Fırsat bulduğumda bu projeye geri dönmek istiyorum.






 

SINIR YAZILARI

 

Cihan Aktaş

 
E-Mail Gönder
 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#