DAKKA /
Bir süredir Bangladeş’teyim. Türkiye’de olup bitenleri ancak ağır aksak işleyen internetten izleyebiliyorum. Ne var ki üç gün önce Cumhurbaşkanlığı basın müşaviri sevgili Ahmet Sever arayıp da “Amberin Ankara’ya gelsen iyi olur” deyince hemen anladım ki Cumhurbaşkanımız Ermenistan-Türkiye maçına gidiyor. Bu gerçekten tarihî bir adım. “Sadece maç” denilsin dursun bu karar hem devletler düzeyinde hem de halklar arasında bir çığır açacak nitelikte. Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu oturalı tarihe imza atacak ilk icraatında bulunmuş oldu. Hayırlı olsun.
Sıra şimdi Başbakan Tayyip Erdoğan’da. Diğer “hasmımız” ama aslında doğal müttefikimiz olan Kuzey Iraklı Kürtler’le ilişkilerimizi normalleştirme zamanı geldi geçiyor bile. Aslında Ermenistan ve Kuzey Irak ile olan ilişkilerimizde epeyce paralellikler sayabiliriz. Her ikisiyle de resmî ilişkimiz yok –ama Ermenistan’ı tanıyoruz-, ticaretimiz var, insanlarımız gelip gidiyor. Her ikisinin de Batı’ya, refaha açılan yegâne kapısıyız.
Ermenistan ile Kuzey Irak’la ilişkilerini düzeltmiş bir Türkiye’yi artık kimse durduramaz. Haritaya bir göz atmak yeterli. Kuzey Irak’ın zengin doğalgaz kaynakları bizi bugünlerde sıkıştıran Rusya’ya en fizıbıl alternatif olarak önümüzde duruyor. Ermenistan üzerinden de Orta Asya pazarlarına İran’ın TIR’larımıza yaşattığı sıkıntılarından kurtulmak üzere daha da çabuk ulaşabiliriz. Diplomatik düzeyde, Batı’yla entegrasyonumuzu da, müttefikliğimizi de hem ekonomik hem de siyasi anlamda güçlendirir.
Diyeceksiniz ki, ama Mesut Barzani hâlâ provokatif söylemlerinden vazgeçmedi. Doğrudur ama Türk uçakları her gün Kuzey Irak’ta PKK kamplarını bombalarken o da kendi halkına karşı tamamıyla dış güçlere teslim olmuş bir lider görüntüsünden kurtulmak için bu şekilde konuşmak zorunda olabilir. Kuzey Irak’ta da bir muhalefet var. Üstelik en ciddi muhalefet Talabani’den değil, İslami cepheden. Kuzey Irak aslında bıçak sırtında kayıyor.
PKK’ya gelince. Koskocaman Türk ordusunun tamamıyla yok edemediği PKK’yı peşmergeler nasıl yok etsin? Peki, hayatlarını daha zorlaştıramaz mı Barzani. Mutlaka. Ve bu yönde somut adımlar atmalı.
Nasıl ki Ermenistan Cumhurbaşkanı Türkiye’ye el uzattı, hatta Futbol Federasyonu’nun amblemini (Ağrı Dağı’nı kaldırdı) değiştirecek kadar esneklik gösterdi, o halde benzer bir jest Kuzey Irak’tan da gelebilir. Çünkü bu tür sembolik jestlerin halklar üzerinde psikolojik etkisi yüksek olabiliyor.
Ama bunlar palyatif tedbirler. Kürt sorununun çözümünün en önemli ayağı geçen yıl MİT Müsteşarı Emre Taner’in katkısıyla oluşan, şiddete bulaşmamış militanlar için af programını yeniden canlandırmakta yatıyor. Bu DTP’deki güvercinlerin de elini rahatlatır, Kürt sorununun şiddetten arınmasına ve tümüyle siyaset arenasına çekilmesine büyük fayda sağlar.
Öte yandan Türkiye’deki reform sürecinin derhal yeniden başlatılması lazım. Küçücük Kürt çocuklar isimlerinde “w” harfleri var diye ailelerinden koparılıp geldikleri ülkeye geri gönderiliyorsa hâlâ, daha alınacak çok yolumuz var demektir.
Diğer Amberin Zaman Makaleleri: