Bogdan Tanjevic alışık olmadığımız tarzda bir koç. 2005'teki Avrupa Şampiyonası'nda mesela ne derece etkisiz olabileceğini görmüştük oysa elinde Türkiye'nin tartışmasız en iyi oyuncuları vardı, belki de kağıt üzerinde tüm zamanların en iyi kadrosuydu. Ama Tanjevic işte yıldızlarla anlaşması biraz zor oluyor hep, onları doğru motive edemiyor. Halbuki bir avuç genç, kaprissiz abileriyle 2006'da ne de güzel Dünya Şampiyonası'nın küllerinden doğan takımı olmuştu. Sonra yine yıldızlar ve 2007 hüsranı.
Tanjevic yıldızları sevmiyor! Aslında bu kadar basit değil. Tanjevic en ufak bencillik emaresi gösteren oyunculara dayanamıyor. Bakın ilk fırsatta Solomon'un gitmesine göz yumdu. Mirsad'ı milli takımdan hemen silebildi, bu sefer de kabak Kaya Peker'in başında patladı. Uzun lafın kısası eğrisiyle doğrusuyla bu kadro Tanjevic'in seçimidir ve potaaltında Semih ve Ömer'in sakatlığı dışında Tanjevic'in bir sıkıntı çekeceğini düşünmüyorum. 2006'da ismini yeni duyduğumuz gençler İbrahim önderliğinde dünyayı sallamıştı, şimdi abilik görevi Hidayet'te ve takım ona çok güzel ayak uyduruyor.
Ukrayna maçına gelirsek, baştan sona oyunun kontrolünün millilerde olduğunu söylemek gerek en önce. Sonra Hidayet'in liderliğini, Ersan ve Kerem Gönlüm'ün patlayıcılığını, Oğuz'un bitiriciliğini, Kerem Tunçeri'nin az ve öz çalışmasını. Maçtan bir detay; istatistikler diyor ki her iki takımın ikilik ve üçlük yüzdeleri de kullandığı top sayısı da birbirine çok yakın. Ama Türkiye 30 kere gittiği faul çizgisinden 20 sayı çıkarttı, Ukrayna ise 15 atışın dokuzunu değerlendirdi bu da skora birebir yansıdı. Yani hücumda agresif oynuyoruz ve bir şekilde sayı buluyoruz.
Şimdi rakip Belçika, grubun kağıt üzerindeki en zayıf takımı. Savunma direnci çabuk kırılan bu takıma tek bir şekilde maç kaybedeliriz. Onların savunmasının düştüğü ikinci yarı başında kullanılacak yanlış hücumlar Belçika'nın aklına 'galibiyet' fikrini sokar ve maç sonuna kadar tekrar ivme yakalayamazsak. Yine doe 2006'da Katar'ı zar zor geçtiğimiz gibi Belçika karşısında zorlansak da galip geliriz.
Efes Cup'ta tek zorlu maçımızı Portekiz önünde vermiş, atletik Portekizlilere karşı topu pota altına indirememiş ve defansta oyuncu geçişlerini yeterince hızlı yapamamıştık. Fransa benzer oyun karakterinin iki sınıf daha üstününü oynuyor. Mesela Oğuz ve Kerem çember altında bu kadar kolay sayı bulamayacaklar. Gardlarımız bu kadar rahat top getiremeyecekler. Top kaybımız artarken, hızlı hücumdan yediğimiz sayılar artış gösterecek ama tabi ki Fransa yenilmez değil. Ön alanda Sinan ve yanında oynayan gardın baskısı Parker'ı sindirebilir, hem Parker'ın yanında bir Ginobili ve Duncan olmayacak. Parker'ın matkap gibi içeri dalışlarında uzunumuz yardıma gelirse onun boş bıraktığı oyuncuya hemen bir başka yardım gelmeli, yoksa Fransa bizi potaaltında bitirir. Yine de ne istediğini ve ne yapması gerektiğini bilen bir takım kimliğimiz var. Tıpkı 2006'daki doğru işleri yaparak savaşacağımıza inanıyorum. Yenilsek de doğru işler yapmıştık, yine yapalım.