Şu vize meselesi. Meğer AB kaldırmak istermiş, bizimkiler oralı olmazmış. Direnirmiş. Öyle dedi, Olli Rehn.
Hangi çılgın Avrupa’yı suçlayabilir? Hele şu vize meselesi, Türk’ün en büyük direnç göstereceği nokta. Allah aşkına biraz baskı yap Olli Rehn. Olabilecek felaketlerden korkma. Biraz cesaret.
Türkiye ikiye bölünecektir bu hususta. Avrupa vizesine karşı olanlar ensesinden kurşunlanacaktır sokakta. Vatan haini ilan edilecektir. Ordu bu konuda muhtıra verecektir. Kimbilir belki darbe bile yapar. Bu bizim için çok hassas bir mevzu.
Ama sen yine de yılma Olli Rehn. Bastır. Vizeyi kaldıran, gevşeten konsolosluklara bombalar atılacaktır. Ama sen savaşmaya devam et, Olli Rehn. Şu kaz kafalı ‘Türk insanına’ baskı yapmaya devam et.
Önce çok küçük bir güruhtan destek alacaksın. Moralini bozma. Çünkü Türk insanı, gün boyu vize kuyruklarında beklemeye bayılır. İçine donunu bile belge diye koyduğu dosyaları, her ay yeni donuyla yenilemekten ve Avrupa’ya teslim etmekten çok büyük bir zevk alır.
Bu iş Kıbrıs, Irak, Ermeni meselesinden çok daha çetrefilli Olli Rehn.
Türk insanı, iş vizeye gelince tek vücuttur. Nuh der, peygamber demez. Öyle kolay kolay vizeyi gevşetmez. En zoru, en dirençlisi bu olacak Olli Rehn. Ama sen bunun altından kalkarsın.
Biraz bastırırsan, sonunda sen kazanırsın. Ve Türk kaybeder. Donuna kadar vizeli olma ayrıcalığını kaybeder
Donuna kadar fişlenmiş ve güncellenmiş bunca dosyayı ne yapacağım diye merak ediyorsan, en iyisini yine sen bilirsin, Olli Rehn. Çevrecisindir sen. Bu kadar kâğıt, bu kadar pislik etrafı kirletmesin. Onları yeniden dolaşıma sok.
Benim tavsiyem bu konuda Postmodern Harp Dairesi’yle bir görüşmen. Senin konsolosluklardaki şahsi bilginin binde biri yoktur askeriyede Olli Rehn.
Yani, çöpünü de satabilirsin. Bu arada çevreciliğinden de taviz vermemiş olursun. Alacağın çevreci ödülü de ‘masumiyet müzene’ koyabilirsin.
Sen demokratsındır Olli Rehn. Amerika’dan çok daha demokrat. Amerika mesela, seçer. ‘Diskrimine’ eder. Birine 10 yıllık vize verir. Birine ilelebet vermez.
Ama Avrupa, vizeye yepyeni bir anlam getirdi Olli Rehn. Sınıfsız, ayrıcalıksız, günlük vize. Bu vize kuyruklarında birbirini hiçbir yerde görmeyen Türk insanı dost oldu, birbirinin derdine ortak oldu.
Bizi kaynaştırdın. Bir işadamı, bir işçi, bir mimar, senin vize kuyruklarında sınıfsızlığın ne demek olduğunu idrak etti. Birbirini kucakladı. Demokrasinden bize bir nebze tattırdın. Sağolasın Olli Rehn. Borcumuz büyük.
Ama bizim millette vefa yoktur. Nankördür. Sana minnettar olacağı noktada, bir bakarsın ağzını bozar. Ve şöyle konuşmaya başlar.
Ah Avrupa, ne riyakârsın sen! Riyadan ne çok kâr ettin bugüne kadar. Batı’nın şımarık çocuğu Avrupa. Küçük, şirin kız Heidi. Büyümüş de küçülmüş masum çocuk.
Ben masumiyet duygusunun daha beleşe geldiği, kendini tepeden tırnağa bu kadar masum hisseden başka bir diyara denk gelmedim. Sanki Yahudiler’le birlikte Avrupa’nın bütün günahları gitti İsrail’e yerleşti.
Avrupa’da yabancı suçludur. Hepimiz suçumuzu bilerek dolaşırız Avrupa’da. Hepimizi durdurup suçumuzu bilip bilmediğimizden emin olunur. Bu, sıradan Avrupalı vatandaşın ‘görevidir’. Resmî vizenin sivil devamıdır. Her Türk sanki fahri konsolostur Avrupa’da. Türkiye’nin siciliyle birlikte dolaşır. Bunu bilmekle yükümlüdür. Çünkü bir Avrupalı her an durdurup onu sorguya çekebilir.
Yeme beni Avrupa. Yeme beni Olli Rehn. Biz masumiyetimizi yeni kazanıyoruz. Bir nebze masumiyet kazanabilmek için birbirimizi lime lime ediyoruz.
Masumiyetin bedelini öğreniyoruz. Çünkü bizim günahlarımızı yükleyip kaçabileceğimiz bir abimiz yok Avrupa. Senin işin kolay. Amerika senin bütün günahlarını yüklenip arşa yükseliyor. Bunu umursamıyor. Yeter ki yeri en tepede olsun.
Amerika diyor ki, mesela İsrail’in bütün günahı Amerika’nın olsun. Ben senin günahını da taşırım küçük güzel masum kız kardeşim, Avrupam benim. Ama sen de benim abin olduğunu unutmayacaksın.
Sen hepimizin ‘Masumiyet Müzesi’ ol Avrupa. ‘Pis işleri’ sen bana bırak, diyor Amerika.
Fransa’nın ikinci büyük milli gelir kalemi silah satışı olsun. Bu hep böyle olsun. Ama senin adın Rambo olmasın Fransa, küçük tatlı kız kardeşim benim. Sen filozof yetiştir. Komünist partiden faşist partiye kayan oylar geliştir. Sokakta enternasyonalist evde nasyonalist işçi sınıfı bilinci oluştur.
Sen hepimizin ‘Masumiyet Müzesi’ ol Avrupa.
Olli’cim, yemezler. Sen bizi yanlış anladın. Biz Avrupacı değiliz. Avrupa Birlikçi’yiz.
Bir bakmışsın, senin bir türlü tamamlayamadığın ‘Avrupa Masumiyet Müzesi’ni gelmiş biz kurmuşuz Avrupa’nın ortasında.
Ee, bir iki ‘nadide’ AB vizesi dosyası da pek yakışır oraya. Ve senin ‘serzenişin’ de o dosyaların tam yanına.
Maalesef Olli Rehn, insan masumiyetini kazandıkça enayiliğini kaybetmeye başlıyor.