İktidar partisinin genel başkan yardımcısının adı önce şaibeli para-pul işlerine karıştı, sonra orman arazisi üstündeki fabrikanın imar durumunun kurtarılmasına. Şaban Dişli’ye düşen, daha ilk anda istifa etmekti. Yapmadı. Gaziantep’in AKP’li belediyesinin imar güvencesiyle arazi satışı dalaverelerine bulaştığı ortaya çıktı. Batman AKP il başkanı silahlı ihale çetesiyle ilişkili olmakla suçlandı. Bir yandan, Deniz Feneri hadisesi nedeniyle memleketçe ele güne rezil olmaktaydık.
Dişli olayında AKP, özellikle lideri, şimdiye kadarki en kötü sınavını verdi. Gidiş yolundan tek puan alamadı, ikmale kaldı. Skandal skandalı izledikçe, kendini zanlı durumuna düşüren bir tutum takındı, direkman çaktı. Deniz Feneri haberleri kafamıza indiğindeyse, artık bu okulda bu statüde okuyamayacağı kesinleşti. Derslerin daha kolay olduğu bir okulda, bir alt sınıftan devam edecekti. Bu şekilde belki yeniden sınava girip eski statüsüne kavuşabilirdi.
Görünen o ki, okul değişikliğini ailesinden gizlemeye çalışacak, her sabah evden eski formasıyla çıkacak, arkadaşları uyanmasın diye eski okul yönüne giden otobüse binecek, yolda inip aktarma yapacak.
Durumu fark eden olursa da dövecek.
Türkiye’nin özel koşullarından ötürü, AKP’ye ama körü körüne ama kerhen bağlı kalan insanlar bundan böyle de olacak. Hattâ olan bitene rağmen başka nedenlerle ona oy verenler olacak. Ama AKP artık “yeni” bir parti sayılmayacak. Olan biten fazlasıyla eski.
Mevki, makam, güç sahibi insanların babalanmasının delikanlılık değil zorbalık olarak görüldüğünü bir türlü kavrayamayan başbakan, kendine biçtiği mutlak haklı er kişi rolünü oynadıkça giderek itibarını yitirecek.
Bütün bunların sebebi, başbakan koltuğundan medya patronunu azarlayan Erdoğan’ın aslında kısmen doğru olan sözlerinde saklı: “Ak Parti, bundan önceki siyasi partilerden değil. Tayyip Erdoğan da o alışılmış başbakanlardan değil. Onlar Aydın Doğan’la pazarlığa oturmuş olabilirler. Ama Tayyip Erdoğan’ı pazarlığa oturtamadığın için bu kırgınlıkları yapıyorsun.”
Makamını kişisel çıkar sağlamaya alet eden mensuplarına şefkat gösteren, tam Türk usûlü bir skandalla Avrupa Birliği’nin ortasına dalan AKP, kısmî demokratlık mecburiyetinden ötürü hâlâ farklılık iddiasında ısrar edebilir. Ama ilkin kendine demokratlığı sebebiyle kaybettiği itibarı şimdi akçeli konular yüzünden daha da azalacak.
Ergenekon’da bayram ateşleri yakılacak.
Başbakan, canını sıkan herkesi o tehditkâr üslûbuyla azarlamaya ara verip biraz düşünmeli. Tekelci medya patronu Aydın Doğan şunları söylüyor ve bunlar kulağa pek mâkûl geliyor: “Öfkenin sebebi bana göre şu: 2002 yılında geldi, ben bütün vurgunların yolsuzlukların üstüne gideceğim dedi. ... Dişli olayı patladı, peşinden Gaziantep olayı patladı, peşine Deniz Feneri peşine Batman olayı patladı. Bir suçlu arıyor...”
Başbakanın bunlara karşı Hilton kozunu oynayabilmesi de Türkiye’nin azgelişmişlik düzeyi hakkında fikir verici. Aydın Doğan’ı, bundan böyle bütün marifetlerini ortaya dökmekle tehdit ediyor. Başbakan herhalde başbakan olduğunun farkında değil. Ortaya dökülecek olan, demek ki, sizin gizlediklerinizdir, Tayyip Bey. Aydın Doğan sizi kızdırmasaydı gizleyecek olduklarınızdır. Bu, size oy versin vermesin, Türkiye’de onurlu bir hayat sürmek isteyen bütün yurttaşlar için çok incitici. Birbirinize düşmediğinizde ne tür bir işbirliği içinde olduğunuzu kimse daha iyi anlatamazdı.
Ve Aydın Doğan. “Ben bu ülkenin bağımsız, yansız medyasıyım. Yayın ilkelerim var. 60 yıllık gazetelerim var. Bizim yayın organlarımızda biat kültürü yok, biat etmeyiz,” diyor.
Keşke öyle olsaydı.
Sizin o 60 yıllık gazetelerinizin kime ve neye biat ederek güne başladığını bilmiyoruz değil mi? Siz yansız medyasınız biz de salağız. Medya yansız, çünkü bankalar, elektrik şirketleri şunlar bunlarla sarılmış, kayacak yan kalmamış. Sizin bunca ekonomik güçle medya patronu olmanız bile gayrımeşru. Ayrıca, başbakan hakkında söyledikleriniz ne kadar doğruysa onun size dedikleri de o kadar doğru.
Siz Ertuğrul Özkök’ün patronusunuz Aydın Bey; sizin için başka bir şey söylemeye gerek yok ki.