Türk kadınının temsili

Cihan Aktaş - 11.09.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


Kendinden menkul “Türk sosyetesi”nin, dünya sosyetesine Türkiye’yi tanıtma iddiasına sahip bir mensubu, “bu ülke”yi (yani aynı zamanda Cemil Meriç’in de ülkesi olabilecek kadar geniş bir ülkeyi) dünyaya yanlış tanıttığı için ‘türban’ı sevmiyormuş. “Modern kafalı birçok kadınımız var. Onları kullanmalıyız. Ama peşin söyleyeyim türbanlı olanları değil. Ben türbana karşıyım. Türban olayının özgürlük ve demokrasi kavramlarıyla uyuşmadığını ve Türkiye'nin imajını kötü yönde etkilediğini düşünüyorum” diye ifade ediyor görüşlerini. (Sabah Cumartesi, 2 Temmuz 2005)


Cumhuriyet tarihi boyunca ‘ulusalcı’ olarak adlandırılabilecek Türk kadın derneklerinin en önemli etkinlik alanı ve hedefi, Türk kadınının Batı dünyasındaki temsilini başörtüsünden kopartma ülküsü etrafında biçimlenmiştir. Yine de Türk kadını, Batı ya da Doğu ülkelerinde farklı bir şekilde tanınır. Batı ülkelerinde Türk kadını bütün ayırmaya dönük çalışmalara karşılık, sıklıkla İranlı ve Suudi Arabistanlı kadınlarla aynı bağlamda, aynı fotoğraf kareleri içinde değerlendirilir. Bütün aktif verileri unutturacak kadar baskındır ve çekici görünür o fotoğraf karesi işte: Dünyayı kafesli balkonların gerisinden, birer Rossetti tablosundan düşmüş gibi mahmur gözlerle izleyen, aynı zamanda maço Türk erkeğinin aşağılamalarına maruz kalan acınası mahlûklardır Türk kadınları, bu ele alışta...


Doğu ülkelerinde ise Türk kadını, neredeyse elli yıldır Türk edebiyatının kahramanları ve sinema yıldızları kanalıyla anlaşılmakta.


Bakü’de yaşadığım yıllarda, Rus Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenci olan komşu kızı Ayten bir gün, “Bizim duyduğumuza göre Türkiye’de Türkan Şoray ağladığında bütün kadınlar ağlar, güldüğünde ise gülerlermiş, doğru mu bu,” diye sormuştu. (Babası ismini, bir Reşat Nuri romanından almış Ayten’in, bunu da eklemeliyim.)


Hüseyin Akın, Geçmiş Günler Matinesi (Artus; 7007) şeklindeki başlığından da anlaşıldığı gibi daha ziyade sinema ve popüler kültür etrafındaki denemelerden oluşan kitabında, Film Adamları bölümünde yer alan “Yok Olan Sarayın Yıkılmayan Sultanı: Türkan Şoray” başlıklı denemesinde benzeri bir temsil yeteneğini irdeliyor. Akın’a göre sinemada Türk kadın prototipini yansıtmakta Şoray kadar başarılı olan yoktur. Öyle ki yaşlısı genciyle Şoray ismi bir imgeye dönüşmüş, efsaneleşerek herkesin âşık olduğu bir fotoğraf haline gelmiştir. Bu bakışın erkeklere özgü olmadığının ispatı ise, “Türkan Şoray Kirpiği” ismiyle motifler dokuyan bir anneler kuşağıdır. (Sf, 132, 133.)


Şoray’ın Türk kadınını temsili konusunda Akın’ın görüşlerine bütünüyle katıldığımı söyleyemem. Sonuçta her ‘star’ bir kurgunun ürünüdür. Fakat bu ünlü oyuncunun 80’li yıllara kadar filmlerinde ağırlık kazanmış olan, her şeye rağmen erkeğine sadık kalan anaç ve “yerli” bir güzelliğe sahip kadın tiplemesiyle, geniş kitlelerce benimsendiği de bir gerçeklik.


Azerbaycan halkı Türk televizyonlarını izlemeye başladığında, gençler magazin programlarının gedikli simalarını giyim kuşamları ve hayat tarzlarıyla birer model olarak taklit etmeye çalıştılar. Sonraları Tansu Çiller, Türk kadınının politikada güç kazanmasının temsilcisi olarak tanındı.


Japon arkadaşım Noriko 90’lı yılların başlarında Türkiye’ye geldiğinde, ismine aşina olduğu bir tek Türk kadını vardı: Emel Sayın.


İran’da da devrimden önce Türk kadının temsilcisi Emel Sayın sayılırdı, iki ülke arasında gerçekleşen ortak film yapımlarında başrolde oynadığı için olsa gerek.


İran toplumunun bir kısmı Türk kadınlarını diziler kanalıyla tanır ve tanımlar. Bu ülkede 90’lı yıllarda kimi kesimlerde uydu kanalıyla televizyon ekranlarında izlenen Hülya Avşar ve Sibel Can gibi popüler yıldızlar, Türk kadınının tipik temsilcileri sayıldılar.


Camille Paglia’cı bir yorumla, Anadolu’nun sayısız medeniyete beşik ve mezar olmuş toprakları, anaç görünümlü, Willendorf Venüsü heykelciği çağrışımlı idoller üretmeye yatkın sanki.


Bu arada geçen yıllar içinde İran’da Türk kadını modeli görüşü bağlamında bir kuşak değişimi yaşandı. Türk televizyonlarındaki dizileri izleyen İranlılar, bu dizilerin oyuncularını tanımaya çalışıyorlar. Tahranlı gençler mesela Yaprak Dökümü dizisinin oyuncularının hakiki kimliklerini merak ediyorlar. Bakü’de olduğu gibi, Reşat Nuri yine karşımıza çıktı, bakınız.


Dindar kesimler ise Emine Erdoğan ve Hayrünnisa Gül üzerine sorular yöneltiyorlar. Sorularının içeriğinde, ‘başörtülü bir kadının Türkiye’de üst düzey makamlarda eş olarak dahi görünebilmesi” konusundaki şaşkınlık tonu, bir hayli belirgin.






 

SINIR YAZILARI

 

Cihan Aktaş

 
E-Mail Gönder
 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#