12 Eylül 1480

Gökhan Özgün - 13.09.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


12 Eylül’le ilgili bir film yapsam, son sahnesi belli. Hatta benim için o sahne kaçınılmaz. Dahası, bütün film zaten o sahneye nasıl geldiğimizin filmi olmalı. Amerika, derin devlet, bu filmde olsa olsa bir dipnot olur. O kadarcık. Çünkü onlardan daha karanlık güçler devrede. Ruhlarımızın karanlığı devrede.


Ben bu ‘son’ sahneye şahit olduktan sonra, artık meseleye başka türlü bakamıyorum. Siyaset zaten şahitlikten ibarettir. Hakikat bir an için size göründüyse, geçmiş olsun. Bir daha ne kendinize ne başkasına huzur verirsiniz.


İşte benim hapsolduğum resim. Kenan Evren’in 2006 yılı Muğla Üniversitesi konuşması. Muzip paşa, bir üniversite amfisinde 12 Eylül ‘işkenceleri’ üzerine muziplik yapıyor. Salon kahkahaya ve alkışa boğuluyor. Yakın plan, alımlı bir genç kızımız, esbabı çok meçhul bir mahcubiyetle hafifçe boynunu eğiyor, bir eliyle perçemini düzeltirken, bütün edebiyle ve diğer eliyle ağzını kapatıyor. Ve koyveriyor kahkahasını. Son.


Ne var bunda? demeyin. Burası Türkiye demeyin. Bu resimde burası Türkiye değil. Dahası, bu resimde burası dünya değil, bu gezegen değil. Burası, ta cehennemin en dibi.


Türkiye’de nedir en büyük tabu? Ermeni soykırımı. Bir konuşma hayal edin. Bir konuşmacı hayal edin. En Türkünden, en resmî görüşünden bir konuşmacı. Size Ermeni meselesini anlatıyor. Büyük bir Ermeni düşmanlığıyla konuşuyor. Bunlar Türkiye’de olabilir, burası Türkiye, diyebilirsiniz.


Ve/fakat elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin. Hayal edebilir misiniz ki, bu konuşmacı bu kıyımla ilgili espriler yapsın, gülsün, güldürsün, eğlendirsin. Yüzünüz ekşir, o kadar da değil, dersiniz. O kadar da değil.


Ermeni soykırımını kabul etseniz de, karşı da olsanız, bu konuda acımasız, ırkçı cümleler de kursanız, bu mesele Türkiye’de alenen bir mizah mevzuu olmaz. Olamaz. Her bakış açısının taraftarı bu konuda ‘ciddidir’. Çok ciddidir. Çünkü, bu bir hakikattir. Böyle bir hakikat, acı zekâ, sulu gülüş kaldırmaz.


‘12 Eylül’ Türkiye’de henüz bir hakikat bile değil. Toplumun hafızasından sanki iz bırakmadan silinmiş. Sanki memlekete lobotomi yapılmış. Beş milyon kişiyi dolaylı mağdur eden, acıya boğan bir felaket, uçmuş gitmiş.


Bunu derin devlet başaramaz. Bunu Amerika başaramaz. Bu bizim marifetimiz. Hepimizin marifeti.


Amerika’nın en kör göze parmak darbesi Şili’de oldu. Şili’de, Güney Amerika’da, gariptir ama, hâlâ sevenleri, taraftarları vardır diktatörün, Pinochet’nin. Ama buna rağmen Pinochet, hiçbir yerde böyle bir stand-up yapmadı. Yapamazdı. Çünkü Pinochet’yi seven, sever. Nefret eden, nefret eder. Pinochet karton değildir. Sahicidir.


Yeni Aktüel dergisinde Alper Görmüş’ün ‘Nefret edermiş gibi yaptığımız diktatör, Kenan Evren’ adlı, hayranlık verici derecede sahici bir cesaretle yazılmış yazısını okuduktan sonra, uzun süredir aklımda tamamlayamadığım bu yazıyı, nihayet kurabildim. Alper Görmüş’ün bu tarihi yazısını siz de mutlaka okuyun.


Alper Görmüş, sanki kendiyle yüzleşmenin hiddetinden kırılmış bir aynanın parçalarını biraraya getirmeye çalışıyordu yazısında. O kırık aynanın parçaları biraraya gelince ortaya bir ucube diktatör portresi, Evren Paşa çıkıyordu. Kartondan bir diktatör. Bir çizgi film kahramanı. Bu kahramanın filistin askısı da, idam sehpası da kartondan.


Sanki bir uzak ülkenin mizah dergisinde bir başka uzak ülkenin acı hakikatini hicvederek anlatan bir ‘çizgi diktatör’ Kenan Evren. Sahici değil. Olamıyor. O mu bizim eserimiz, biz mi onun? Hangimiz daha kartonuz? Artık belli değil.


Dünyada böyle acımasız karikatürler vardır. Ve neredeyse hepsi de ‘engizisyon’ dönemiyle ilgilidir. 500 yıl öncesiyle yani. Dünya mizahı, insan vicdanı, 500 yıllık bir mesafeyi acımasız bir mizah için ancak ‘kabul edilebilir’ buluyor.


Kenan Evren canlı bir ‘engizisyon’ karikatürü gibidir. Biz çizdik onu, kendi ellerimizle. Mükemmel çizdik. Kültürümüzün bir parçası yaptık. Artık onu yok etsek, hiçbir şey ama hiçbir şey hatırlayamayacağız. Onu yok etmesek, insanın kanını en donduran anda, dudaklarımızdan dünyanın en hayasız gülümsemesi, hatta kıkırdaması, eksik olmayacak.


Kimse diyemez ki 12 Eylül’ü hatırlamıyoruz. Hatırlıyoruz. 12 Eylül 1480’de Türkiye’de acımasız, kanlı bir darbe oldu. Üzerinden 40 nesil geçmesine rağmen, hâlâ hatırlıyoruz.


Bu garabetin, bu felaketin, psikolojinin en orta yerinden bir açıklaması vardır. Suç ortaklığı.





Diğer Gökhan Özgün Makaleleri:


 

MÜREKKEP

 

Gökhan Özgün

 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Ümit İzmen ÖTE TARAFTAN
Ümit İzmen


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#