Cunta mı?

Ahmet Altan - 20.09.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


Çok tuhaf iddialar var.


Bu iddiaların bazıları resmen doğrulanıyor, bazıları henüz doğrulanmıyor.


Amerikan Konsolosluğu’na yapılan “El Kaide” saldırısının aslında bir Ergenekon operasyonu olduğu polis tarafından da söyleniyor.


PKK’nın üstüne yıkılan Güngören ve Selimiye saldırılarının da Ergenekon işi olabileceği ise henüz doğrulanmayan iddialar arasında.


Sanki her yerde Ergenekon’un işaretleri gözüküyor.


Şu bazıları tarafından “küçümsenen” örgüt tarafından yani.


Bombalamaların dışında örgütün başka hedefleri olduğu da anlaşılıyor.


Yeni bir 28 Şubat yaratmak istiyorlar.


Son tutuklananlar arasında 28 Şubat kahramanlarının bulunması da, “dinci” olarak tanınan kesimden birilerinin adının bu olaylara karışması da yeni bir arayış olduğu görüşünü doğruluyor.


Çünkü bu son operasyonla 28 Şubat’ın aktörleri biraraya toplanıyor.


“Dinci” görünüşlü birileri, askerler, “şaşırtıcı sahneler” yaratmakta uzman olmuş kişiler.


Tabii bunların arasında en ilgi çekici olanları teğmenler.


Emekli orgeneraller Eruygur ile Tolon’a resmî ziyaretçi gönderecek kadar “biz adamımıza sahip çıkarız” mesajı vermeye meraklı bir Genelkurmay Başkanı’nın döneminde beş “muvazzaf” teğmenin gözaltına alınması kolay değil.


Bu teğmenler gözaltına alınabildiyse, bu ancak polisin Genelkurmay’ı “ikna” edecek kadar sağlam belgeler göstermesiyle mümkün olmuştur.


Başka türlüsü mümkün görünmüyor.


Ama tabii burada yeni bir soru çıkıyor ortaya.


Bu gencecik teğmenleri kim yönlendirdi?


Askerlikle ilgili biraz bilgisi olan herkes, beş teğmenin öyle tek başlarına hareket edemeyeceğini bilir.


Birisi onları bu yola sokmuş olmalı.


Onlar kim?


“Yüzbaşılar” deseniz, “onları kim yönetti” sorusu gelecek.


Bu zincir böyle yukarı doğru tırmanacak.


Çünkü hepimiz ordu içindeki grupların ya da daha iyi bilinen ismiyle “cuntaların” mutlaka “yüksek” rütbeli birini aradıklarını biliyoruz.


O zaman, “beş teğmenle başlayan zincir nereye kadar uzanıyor” sorusu kaçınılmaz olarak akla geliyor.


Ergenekon’un ordu içindeki parçasının uzantıları kimler?


Bu sorudan kurtulmak mümkün olmayacak.


Eğer yarın bir gün “o beş teğmenin hiçbir suçu yoktu” derseniz, Genelkurmay Başkanı’na “o zaman o gençleri niye polise teslim ettin” diye sorar ordu.


“Onlar suçluydu” derseniz, o zaman da “onların komutanı kim” diye sorulmasını önleyemezsiniz.


Çok yıldızlı generaller ordu içinde olup bitenleri mutlaka biliyordur.


Bir general için en büyük eleştiri “astlarına sahip olamamaktır” herhalde, onun için hepsi astlarını iyi kontrol ederler.


Olanları izlerler.


Beş teğmenin macerasını da yakından bildiklerine eminim.


Bilemediğim şu:


Bu çocukları feda edip gerisini kapatmaya mı uğraşacaklar?


Yoksa bütün zincir ortaya çıkacak mı?


Ergenekon, ordunun “bir parçasını” içinde taşımakla övünebileceği bir örgüt değil.


Neşe Düzel’le yaptığı röportajda Adil Gür de söylemişti, “Ergenekon ordunun itibar kaybetmesine yol açtı” diye.


O itibarı yeniden kazanabilmesi için Ergenekon’la ilgili bütün gölgelerden kurtulması gerekiyor ordunun.


Bütün gölgelerden.


En büyüklerinden bile.


Oraya buraya bombalar atan, insanları öldüren, polisleri katleden bir örgütün uzantılarının ordunun içinde barındığına dair inançlar, ordu-halk ilişkilerini onarılmaz biçimde zehirler.


27 Nisan muhtırasıyla büyük bir hata yaptı ordu.


Çok ağır bir cevap aldı.


Ben o dönemde Anadolu’da dolaştım.


İnsanların nasıl konuştuklarını kulaklarımla duydum.


Ordunun da bunları duymamış olmasına ihtimal vermiyorum.


Zaten bu kadar yaralıyken bir de Ergenekon’u taşıyamazlar.


Hangi halk, “bombacıların” ordu tarafından korunduğu fikrine tahammül gösterir?


Hiçbir yerde öyle bir halk yoktur, bu ülkede de yok.


O beş genç teğmen çok genç.


Çok tecrübesizler.


O çocukları mahveden birileri olmalı.


Onlar ortaya çıkarılmalı.


Bırakın Ergenekon’u falan, sadece bu beş genç adamı bu işlere itmek bile ağır bir suç.


“Büyükleri” o teğmenleri bu hatadan koruyamadıysa bari alacakları tedbirlerle, verecekleri cezalarla diğerlerini kurtarmalı.


Arındırmalılar orduyu.


Halkına saygılı, disiplinli bir ordumuz olmalı.


Korkutucu olmak yerine saygıdeğer olmak bir orduya daha çok yaraşır.


Saygıdeğerlik de, dürüstlükle, hakkaniyetle, adaletle ele geçer.


Belki yanılıyorum ama beş teğmenin arkasında bir “cunta” gölgesi seziliyor.


Ordu, bu gölgeden temizlenemezse bu bir daha bu halkla kolay kolay barışamaz.


Korkutmaya çalışmak da işe yaramaz.


Korkmaktan bıktı çünkü bu halk.





Diğer Ahmet Altan Makaleleri:


 

KUM SAATİ

 

Ahmet Altan

 
E-Mail Gönder
 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Ümit İzmen ÖTE TARAFTAN
Ümit İzmen


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#