Bir anı

Ahmet Altan - 21.09.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


Işıklı bir gündü diye hatırlıyorum.


Öğleye doğru Paşakapısı Cezaevi’ne vardık.


Kim olduğunu hâlâ bilmediğim biri gizli bir kapıdan cezaevine soktu bizi.


Koridorlardan geçip bir koğuşun kapısına geldik.


Kısa saçlı, keskin tavırlı genç bir adam bizi devraldı.


Başka bir odanın kapısına götürdü.


O kapıdaki adama “geldiler komutanım” dedi.


“Komutan” da kapıyı vurup açarak içerdeki birine aynı cümleyi söyledi.


“Geldiler komutanım.”


Beyaz saçlı bir adamın yanına girdik.


Bizi ayağa kalkarak karşılayan “mahkûm”, 21 Mayıs ayaklanmasının liderlerindendi.


Ben on yedi yaşındaydım sanırım.


Akşam gazetesinde stajyer muhabir olarak çalışıyordum.


Daha sonra çok hapishane ziyareti yapacağımı, babamı tel bir kafesin arkasında yaralı bir aslan gibi dururken göreceğimi bilmiyordum.


Birçok şeyi bilmiyordum.


Odadaki adamı sevmiştim.


Sakin ve otoriter bir hali vardı.


Arada bir odaya birileri giriyor, hazırolda durarak bir şeyler söylüyorlardı.


Tam bir kışla düzeni ve disiplini görülüyordu.


Aralarındaki ast üst ilişkisi aynen devam ediyordu.


Hapishaneyi ve mahkûmiyeti reddeden bir tavırdı bu.


Birkaç rütbelinin dışında mahkûmların çoğu Harbiye öğrencisi ya da genç teğmendi.


Emekli Albay Talat Aydemir ve Süvari Binbaşı Fethi Gürcan önderliğinde ayaklanmışlardı.


27 Mayıs darbesinden sonra iktidarın “sivillere” devredilmesine karşı çıkıyorlardı.


Askerî yönetimin devamından yanaydılar.


Önce 21-22 Şubat’ta denemişlerdi bunu.


İsmet Paşa ayaklanmayı bastırmış, ayaklananları da affetmişti.


Sonra 21 Mayıs’ta bir daha ayaklandılar.


Ayaklanma gene bastırıldı ama bu kez Talat Aydemir’le Fethi Gürcan idam edildi.


Harbiyeli çocuklarla genç teğmenlerin hepsi ordudan atıldı.


Yıllarca hapiste yattılar.


Bütün hayatları değişti.


Ben o gün hapishaneye gittiğimde aslında ne kadar dramatik bir olaya tanıklık ettiğimi fark edememiştim, o çocuklarla yola çıkan yaşlıların isteklerinin haksızlığını da pek kavramış değildim.


Ben, nedenlerine hiç de aldırmadan, onların yiğitliklerini beğenmiştim.


Hapishanede bile teslim olmamalarını.


Aslında bugün bile onlarla ilgili duygularım değişmiş değil.


Sadece o duygularıma şefkat de eklendi, o kadar.


Gençlik, hata yapabilme özgürlüğüdür.


Daha tecrübeli olanların görevi, o hatanın gençlerin hayatlarına mal olacak kadar büyümesini engellemeye çalışmaktır.


Onları, tümden hatasız bir hayata hapsetmeye uğraşmadan, yapılacak hataların denetlenebilir düzeylerde kalmasını sağlamaktır.


Ama o olayda “yaşlılar” gençleri büyük bir hataya itmişlerdi.


Hayatı sonsuz ve sınırsız sanan gençliğin ataklığını kendi “ihtirasları” için kullanmışlardı.


O genç çocuklar, hayal ettiklerinden çok daha başka hayatlar yaşadılar.


Çok bedel ödediler.


Çok acı çektiler.


Ama hapiste bile çok sağlam durdular.


Belki hayatları boyunca “haklı” olduklarına inandılar, belki daha sonra “haksız” bir oyuna kurban gittiklerini fark ettiler.


Bunu bilemiyorum.


Ama “kızılması gerekenin” onlar olmadığını biliyorum.


Aradan neredeyse kırk yıl geçti.


Şimdi gene “genç teğmenler” sorgulanıyor.


Harp Okulu öğrencilerinin işe karıştığı bildiriliyor.


Öğrencilere Ergenekon’la ilgili kurslar verilmiş.


Bu ülkede kim “karışık” bir iş planlasa gençleri kullanmaya çalışır zaten.


Sağcı ya da solcu birçok genç bu hesaplara kurban gitti.


Yaşlıların böyle vahşi kurtlar gibi gençleri parçalamaları insanı gerçekten öfkelendiriyor.


Bu gençlere kimsenin sahip çıkmaması da öyle.


Bunlar genç insanlar, heyecanlılar, hırslılar, vatanlarını seviyorlar, bir şeyler yapmak, kahraman olmak, birilerini kurtarmak istiyorlar.


Vatanın nasıl kurtarılacağı konusunda çok derinliğine fikirleri yok.


Niye “kurtarma” görevi kendilerine veriliyor, bunu sorgulamak da elbette akıllarına gelmiyor.


Onlara öyle öğretilmiş.


Öne atılıyorlar.


Genç subayları, askerî öğrencileri, haksız ve anlamsız planların kurbanı olmaktan kurtarmak, onları çağın gereklerine göre eğitmek, disiplinli yetiştirmek Genelkurmay’a düşüyor.


Darbe hazırlıkları yaptığı söylenen generallere “vefa” göstermekten daha büyük ve daha önemli bir görev bence.


Kırk yıl sonra, yaşlı bir yazar gene aynı tür anılar mı yazsın?


Hapishaneler mi olsun anılarda?


Artık yetmez mi?





Diğer Ahmet Altan Makaleleri:


 

KUM SAATİ

 

Ahmet Altan

 
E-Mail Gönder
 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Ümit İzmen ÖTE TARAFTAN
Ümit İzmen


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#