CERN, din ve milliyetçilik

Gökhan Özgün - 22.09.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


Bu dünyada ve her dünyada kıyamet kopacak. Bu kesin bir bilgi. Dünya yok olacak. Dünyayla beraber bizim hayat diye bildiğimiz her şey de belki ateşte yanacak.


Din ve bilim ‘başlangıcımız’ konusunda tam olarak anlaşamıyor olabilir ama sonumuz konusunda tam bir ittifak içinde. Dünyanın sonu kıyamet.


Bilim ‘bilimsel’ olabilir, ama sıradan insanla kurduğu ilişki ‘dînî’ bir ilişkidir. Her din gibi, bilimin de sıradan insanın muhayyilesiyle rabıtası tasvirler ve tasavvurlar üzerinden ilerler.


Bilimin yarattığı her yeni tasvir, her yeni tasavvur, hem insanı hem de insanlığı geri dönüşsüz bir şekilde değiştirir.


İlk dünya haritasını gören insan bir daha eskisi gibi olamaz. Dünyanın uzaydan çekilmiş fotoğrafından sonra artık yaşadığımız dünya aynı dünya değildir. Dünyayla ilgili hissiyatımız, maneviyatımız değişmiştir.


Memleketimde herkes, günlerce orada, CERN’de, ne olup bittiğini anlamaya ve anlatmaya çalıştı. Halbuki anlatmaları ve anlamaları gereken işin bilimsel boyutu değil ‘manevi’ boyutuydu. Sıradan bir Batılı da orada ne olup bittiğini anlamıyordu ama bizden çok farklı şeyler hissediyordu.


İnsanlığı CERN’e götüren bilim macerası yolda birçok tasvir ve tasavvur yarattı. Bunlar da, Batı’da sıradan insanın ruhunda tıpkı dünyanın uzaydan fotoğrafı gibi zaman içinde yavaş yavaş yer etti.


Karadelik tasavvuru bunlardan en derin iz bırakanıydı. Uzaydaki her şeyi yutan karadelikler. Galaksimizin ortasında bile koskoca bir karadelik vardı. Bütün bir galaksi bu karadelik tarafından yutulmak üzere onun etrafında dönüyordu.


Karadelikleri yaratan patlayan yıldızlardı. Bizim güneşimiz de bir gün patlayacaktı. Ondan önce bir başka felaket olmazsa, güneşimiz bir karadeliğe dönüşmese bile, bu kaçınılmaz patlama bütün dünyayı, bütün canlılarıyla yakıp kül edecekti.


Ne zaman kopacak kıyamet? Üç-dört milyar yıl sonra. Ve kıyametten sonra insanlık hayatını sürdürecekse nerede sürdürecekti? Bir başka gezegende ve çok muhtemelen de geçici olarak Mars’ta.


CERN deneyi sırasında basınımızda yazılanları takip ettim. Memleketim bilime tapıyordu. Ama o kadar. ‘Bilimin maneviyatıyla’ ilgimiz ise koskoca bir sıfırdı. Bir günlüğüne herkes yüksek fizikçi olmuş, tabir caizse, kelimelerini anlamadıkları bir kutsal kitabı yüksek sesle okumuş ve iman tazelemişlerdi.


Bu arada Batı’da azımsanmayacak sayıda insan, epeydir dünyaya baktığı zaman sanki yeni bir maneviyatın ilk ayetlerini yazıyordu. Burası, dünya, insanın evi değil. İnsan göçebe. Kâinatın yolcusu. İnsanın evi kâinat. İnsan sürekli yeni dünyalar bulacak, ve her dünyadaki kıyametten kaçmaya çalışacak. İnsanlığın kaderi, kaçınılmaz olarak ortak. İnsanın cevheri toprak (karbon) ama, her şeyin, toprağın da kaynağı, ışık ve ateş


CERN deneyi ise muhtemelen bu yeni tasavvura tasavvufu çağrıştıran bir mevhum daha ekleyecek. Her şeyin ama gördüğümüz her şeyin tek, basit ve aynı hamurdan olduğunu gösterecek.


Hayatın kaynağı ışık. Dünya fani. Evimiz artık kâinat. Ve belki de kâinattaki her şeyin ve insanın hamuru tek ve aynı.


Bu yenilenmiş ‘maneviyatın’ insanları, artık Mars’ı düşündükleri zaman, göç edecekleri, bir süre yaşayacakları bir yeni dünya tasavvur ediyor.


Stephen Hawking, geçtiğimiz yıl, milyonlarca belki de milyarlarca yıl öncesinden insanı uyardı. Bir an önce uzaya gidin, dedi. Çünkü uzaylısınız. Çünkü hayatınızı er ya da geç orada idame ettirmeye mecbursunuz.


Bilim sıradan insanlarla konuşurken dinin dilini kullanır. Toplu selametin, toplu kurtuluşun dilini kullanır. Mucizelerin hakikiliğinden vazgeçse bile, tasvirde hakikatin mucizevîliğinden vazgeçemez. Dinin eski diliyle yeni cümleler kurar. Yeni maneviyatlar yaratır. Geleceği karşılayabilecek, insanlığı hayatta tutabilecek yeni maneviyatlar. Sayısız kıyametten kaçabilecek kurtulabilecek en son kıyamete dek varolacak maneviyatlar.


İşin garibi, bu yeni maneviyattan yoksun olun kültürler, dinini, dilini, kültürünü, kimliğini eninde sonunda kaybeder. Kendi kıyametinden kaçamaz.


Halbuki bu maneviyata açık kültürlerin dini de dili de kültürü de şu veya bu şekilde hayatta kalmaya devam eder.


İşte benim ‘milliyetçilik’ten anladığım bundan ibaret. Kendimizi kaybetmemek için milletçe insanın geleceği karşıladığı yere taşınmak. Her şeyle orada hesaplaşmak.


Orada, geleceğin eşiğinde, bilim, dinin diline, din de, bilimin eline muhtaçtır.


Orada üniversiteler vardır. Üniversitelerin kapısı yoktur.


Din bilimi bilim dini rencide ediyor diye internet sitesi kapatan insanlık müsveddeleri yoktur.


Bu ‘sivilceli bilim kurgu’ yazısı kimde beyhude bir sırıtış uyandırıyorsa şunu unutmasın. Şu anda torunlarınızın geleceği muhtemelen oradaki bir ‘sivilceli yeni yetmenin’ elinde. Onun tasavvurunda. Onun tasarrufunda. Ve onun hür maneviyatında.





Diğer Gökhan Özgün Makaleleri:


 

MÜREKKEP

 

Gökhan Özgün

 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Ümit İzmen ÖTE TARAFTAN
Ümit İzmen


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#