Radikal
gazetesi Başbakan Erdoğan’ın Doğan gazetelerini boykot çağrısına karşı “Faşizmin Ayak Sesleri” manşetiyle çıktı. Bizim bildiğimiz tek faşist NAZİ’lerin 1933’teki “kötü kitapları” yakma ayinlerinden birinin resmiyle de manşetin ateşini körüklemiş.
Köşe başlarında AKP’li para-militer gruplar tarafından yakılıp, orta Anadolu’nun muhafazakâr şehirlerine sokulmayan, İslamcı fırınların iftar pidelerine sarmak için bile kullanmayı reddettikleri Radikal başka ne yapacaktı ki? Ancak Başbakan’ın boşboğazlığı kadarlık yer yakacak bir faşizm tehlikesine karşı siperlere erkenden girivermiş işte.
Halbuki Türklerin AKP’siden Alman NAZİ’leri kadar organize faşist çıkmayacağını bilmeleri gerekirdi. Bizi faşizme doğru bizi bir adım attıran boykot çağrısından sadece bir gün sonra hem de AKP Genel Merkezi genel başkanlarının iftar sonrası aniden yükselen şekeriyle ağzından kaçırdığı boykotu kırıvermiş. Hürriyetler, Milliyetler, Radikaller deste deste içeriye sızmış.
Radikal’in bu manşetinin altında tepkiler bölümünde faşizme karşı omuz omuza verdiği yoldaşlardan biri de MHP Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural. O da galiba iyi bir Radikal okuyucusu, şöyle demiş: Başbakan’ın faşist düzen arzusu ortaya çıktı. Manşetin hemen altında, Türkiye’yi bu AKP’li 3. Reich’tan koruma namzedi diğer parti ise Sosyalist Enternasyonal’den faşist diye atılacak hale gelmiş CHP tabii ki.
Radikal üzerine biraz daha çalışırsa bu kadrodan Türkiye’yi devrime götürecek Leninist bir öncü parti bile çıkarabilir.
Bu manşeti görünce insan keşke diyor Radikal bu anti-faşizan coşkunluğunu Tansu Çiller’in “çekici güç”lerine benzeyen Erdoğan’ın faşizan dil sürçmeleri karşısında harcamayıp, faşizmin postal seslerinden başka hiçbir şeyin duyulmadığı 12 Eylül’den sonra çıkan bir gazete olabilseydi.
Ama Radikal’in refiki Hürriyet’in 12 Eylül’ün 5. yılında bile darbenin yıldönümünü kutlayan başyazılarına, Aydın Doğan’ın Milliyet’inin Kenan Evren’in kitaplarında hayırla yâd edilen yayınlarına arşivlerden bakınca bu ‘keşke’nin de altı boşalıveriyor.
Ama haksızlık etmeyelim. Radikal 12 Eylül 1980’de çıkmıyordu. Ama 15 Şubat 1997’de çıkıyordu. 28 Şubat kararlarından kısa bir süre önce. Faşizmin ayak seslerinin Radikal’in manşetinden bile duyulduğu günlerden geçerken. Gazete tıpkı bugün gibi yine manşetten bir tür faşizme çakıyor: İslam Faşizmi. Manşetinin altında yazanlar ise Radikal’in özlediği faşizmi tarif ediyor: “Türkiye tarihinde bir daha 12 Eylül 1980 yaşanmasın diyenlerin kulakları barış, uzlaşma, eşitlik, kardeşlik yalanlarıyla dolu. Kimse yanlış hesap yapmasın, koskoca bir halkın parlamento aritmetiği ile sonuna kadar kandırılabileceğini sanmasın.”
Radikal’in Susurluk yayınlarını unutmuyoruz tabii. Ama yine de zor zamanların gazetesi değil Radikal. Üfürükten bir boykot çağrısı ile değil sahiden, kulak parçalarcasına faşizmin ayak sesleri duyulduğu günlerde o ayak seslerinin şehvetine kaptırıveriyor kendini.
Son örnek geçen yıl ki Cumhuriyet Mitingleri’nin Radikal’leri. O mitinglerin yabancı düşmanı, laikçi, ırkçı Türk ulusalcığının Münih Kongreleri olduğunu bizim anti-faşistlerimizin kabul etmesi için üzerinden 50 yıl geçmesi gerekecek herhalde. Ama Radikal faşizmin ayak seslerinin meydanlardan duyulduğu o zor günlerde “yer kırmızı deniz mavi” başlıklarıyla selamladığı bu mitinglerden bize “Tamam ama darbe de istemiyorlarmış” propaganda tiradları geçti günlerce.
Ama Radikal’in suçu da değil. Memleketin genelinde bir faşist hedeflere odaklanma sorunu olduğu açık. Güzel bir solcu slogan olmaktan ileri gidemiyor her türlü faşizme karşı omuz omuza vermek. Sadece sol için değil herkesimin karşısında omuz omuza verilecek faşizmleri de var destek için omuz verilecek faşizmleri de.
Mesela bence ülkede faşizmin ayak seslerinin en iyi duyulduğu yer birbirinden şık ve güzel dört kadının, memleketin en kaliteli, en cool, en Kore filmi yayınlayan entelektüel kanalında sundukları program. “Haydi Gel Bizimle Ol” diyerekten de kitlelerin de beyaz Türk faşizmine çağrıldığı program.
Modern, kaliteli kanalda, böyle dört şık, çağdaş kadının arasında rahat rahat dolaşabilen faşizmdir beni ürküten ve karşısında omuz omuza vermek istediğim.
O programı izleyen başörtülü bir kadın kendini İç Savaş sırasında Güneyli Amerikalıların ırkçı radyolarını dinleyen bir zenci gibi hisseder. Ama programdaki beyaz Türk faşizminden, eğlenceli, keyifli, muhalif mutlaka ‘solcu’ elitizmlerinden herkesler nasibini alıyor. “37 aydın katledildi Sivas’ta” sözünün “Ama onların 34’ü aydındı, gerisi normal insandı” diye düzeltildiği bir programdan bahsediyoruz. Öyle bir program ki kadronun aklını ve vicdanını kuliste bırakmamış tek ismi olan Müjde Ar bir gün siyasete girerse o da CHP olacak. Deniz Feneri davasını gölgelemek için Ergenekon operasyonlarının yeniden başladığını düşünecek kadar komplocu, Ergenekon-septik dört şık kadından daha tehlikeli, onların topuk seslerinden daha gür hangi faşizmin ayak sesleri duyulabilir memleket sedalarında.
İşte pazar günkü (boykotu kırarak aldığım) Hürriyet gazetesinde Başbakan Erdoğan’ın Büyük Adalar Nutku’nu protesto eden cafedeki Adalı kadınlar fotoğrafına da bu korkulu gözlerle baktım.
Ellerinde bayrak gibi tuttukları Hürriyet, Cumhuriyet ve ülkenin en lümpen faşist mecmuası Sözcü olan şık ve ‘anti-faşist’ Adalı kadınlar. Karşılarında ise Lefter’i yanına almış, Adalar’ın çok kültürlülüğünden dem vuran ‘Faşist AKP’nin’ lideri Erdoğan.
Bu kez önünde prompterdan akan hazır konuşma metni var. Sakin. Keşke Türkiye’de faşizmle mücadele de Erdoğan konuşurken önüne bir prompter koymak kadar kolay olsaydı.