Parlamento dediğin yüzleşme yeridir

Yasemin Çongar - 26.09.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 

Benim manşet önerim “Künde var, tuş yok” idi, ama yazıişlerindeki arkadaşlar daha önce “unvan maçı” olarak duyurduğumuz münazarada boks terminolojisine sadık kalmaktan yana çıktıkları için, “İlk maçta nakavt yok” demeye karar verdik.


AKP’li Dengir Mir Mehmet Fırat’la CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu’nun canlı yayındaki tartışmaları, Fırat’ın bir dizi suçlamayı yanıtlaması, ancak başta “İngiltere’ye hayalî ihracat” olmak üzere bir dizi iddiayı da yanıtsız bırakmasıyla sonuçlandı.


Şimdi bu “maçın” rövanşı yapılmalı; Fırat, Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu yeni belgeye, fıkradaki gibi “geçen yıl sapı kırılan balta” muamelesi yapmak yerine, kendisini “hayalî ihracat” ithamından tamamen temizlemenin yolunu aramalı.


***


Bence çok daha önemli olan ise, bu tür “maç”ların, bu tür yüzleşmelerin Meclis çatısı altında bundan sonra daha sık yapılması, yapılabilmesi.


Bunu samimiyetle diliyorum; ama Fırat’la, Kılıçdaroğlu’nu izlerken “ah, ne de medeniydiler, sonunda ne de güzel el sıkıştılar” gibi sıcacık, pembecik hislere kapıldığımdan değil.


Bunu diliyorum, zira Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın yaptığı “tartışmasınlar, yargıya gitsinler” çağrısına hâkim olan “aman, maraza çıkmasın” mantığına karşıyım.


Aksine, “maraza” çıkmasını, kavgayı, çatışmayı Meclis’e egemen olan atalete bin kez tercih etmemiz gerektiği kanısındayım.


Tıpkı son bir yılımıza damga vuran o anlamsız “uzlaşma” çağrıları gibi, Toptan’ın önerisinin de özünde gayrı-siyasi olduğuna; siyaset ve hatta demokrasi korkusunu içinde barındırdığına inanıyorum.


Son bir yılın gazetelerini karıştırın; bu korkunun tezahürü olan sayısız demeç bulacaksınız.


Demokrasinin “uzlaşma” değil, “çatışma” –ya da kendi manşet önerime uyarak, Chantal Mouffe’dan ödünç bir kavramla “güreşme” diyebilirim- rejimi olduğunu anlamak istemeyenlerin korkusudur bu...


Siyasetçilerin siyaset yapmasını adeta “ayıplayan” bir çekingenliktir.


Meclis’in birtürlü gerçek bir demokratik parlamento gibi çalışamaması biraz da bu çekingenlikten kaynaklanıyor.


Milletvekillerinin, bireysel polemikleri kamuoyu önünde pek az yürüttüğü; Meclis Genel Kurulu’nun siyasetin ana forumu gibi çalışmadığı; Meclis komisyonlarının araştırma, soruşturma ve denetim işlevlerini kullanmakta isteksiz davrandığı bir rejimin adına “parlamenter demokrasi” denemeyeceğini bilip de haykırmayan herkes bu çekingenliğe hizmet ediyor.


***


Fırat-Kılıçdaroğlu münazarası dünkü gazetelerle haber sitelerinin hemen hepsinde “tarihî” ibaresiyle lanse ediliyordu.


Oysa demokratik rejimlerde, parlamenterler arasında buna benzer polemik ve yüzleşmeler yaşanması rutindir.


Daha önce gazetecilik yaptığım Londra ve Washington’da bana en çok keyif veren işlerden biri, bu rutini izlemekti.


Avam Kamarası’ndaki tartışmaların kıyasıya üslubu ve her Allahın günü, Başbakan’a parlamenterler önünde ter döktüren “Soru Zamanı” olmasa, Britanya demokrasisi bugünkü kadar kuvvetli olur muydu hiç?


Sanmıyorum.


“Lord’um veya asil Barones” hitaplarıyla başlayıp, her seferinde de, İngiliz aristokrasisinin geçkinliğini hatırlatarak insanı gülümseten tartışmalarındaki dobra, polemikçi, kapsayıcı özellik olmasa


Lordlar Kamarası bugün hala ciddiye alınabilir miydi?


Kaldı ki, Birleşik Krallık Parlamentosu’nda münazaralar, sadece iki Kamara’yla sınırlı kalmaz; ünlü Westminster Hall de sık sık gerek toplu, gerek ikili yüzleşmeler için kullanılır.


Benzer bir tartışma geleneği, Amerikan Temsilciler Meclisi ve Senatosu’nda da var...


Başkanlık sistemiyle yönetilen ülkenin “demokratik” işleyişinin garantisi esasen Kongre’deki bu tartışmalar.


Zira, Amerikan Kongresi’nde tartışmak, hemen hiçbir zaman “tartışmak”la sınırlı bir faaliyet değil.


Ya da şöyle diyebilirim:


Amerikan Kongresi, işlevinin “yasama” ile sınırlı olmadığını,  “araştırma ve soruşturma” yetkilerini aktif biçimde kullanmasının hem bir hak hem bir sorumluluk olduğunu çok iyi kavramış bir parlamento...


Bu kavrayış, Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin “Kongre’nin yasama yetkisinin ayrılmaz bir parçası olan soruşturma işlevi kapsamında celb gönderme hakkı vardır” diye özetleyebileceğim kararıyla birleştiğinde, gerek Hollywood filmlerinden, gerek haber bültenlerinden gayet iyi bildiğiniz tablo çıkıyor ortaya.


Bu, her düzeydeki yetkili ve etkili şahısların, Amerikan milletinin seçilmiş vekillerince sorgulanma tablosudur.


Temsilciler Meclisi ve Senato’nun komisyonları, bürokratları da işadamlarını da, bakanları da komutanları da önlerine çağırıp hemen her konuda hesap sorarlar ve bu oturumlar birçok televizyon kanalı tarafından canlı yayınlanır.


***


Kılıçdaroğlu-Fırat tartışmasından buralara geldim, zira dün Taraf yazıişleri olarak ekran karşısında tartışmayı izlerken “istisnai” bir şeye tanıklık ettiğimiz duygusu içimi burktu.


Toptan’ın, yargıda hükmü zaten verilmiş bir konuda topu yargıya atan anlamsız çağrısı; “siyasi hesaplaşmadansa mahkemeyi tercih edin” mesajındaki siyaset korkusu içimi burktu.


Sonra, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların, siyasi destek görmemekten yakınmakta ne kadar haklı olduğunu düşündüm.


Sahi siz, gerçek bir demokratik rejimde, Ergenekon soruşturması gibi devasa bir olayın sadece yargıya terk edilebileceğine inanıyor musunuz?


Araştırma, soruşturma, denetim yetkisini kullanmaya kararlı bir Meclis’imiz olsa, çoktan bir Ergenekon İnceleme Komisyonu kurmaz mıydı?


Ya da, siz sanıyor musunuz ki, gerçek bir demokraside Dağlıca baskınına benzer bir fiyasko ve/veya komplo yaşanır da, o ülkenin parlamentosundaki Savunma ve İçişleri komisyonları, ilgili komutanlarla Genelkurmay Başkanı’nı seçilmiş vekiller önünde hesap vermeye çağırmaz?


Ya da, Deniz Feneri gibi, ucu üst düzey bürokratlara dokunan bir dava için parlamenter bir inceleme başlatılmaz mı sizce?


***


Fırat ve Kılıçdaroğlu, dünkü “tarihî” münazaralarını Meclis Basın Bürosu’nda, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” şiarı altında yaptılar.


Onları izlerken, milletçe bu ülkedeki rejime ne kadar “egemen” olduğumuzu sordum kendime.


İçim burkuldu.






 

YA DA

 

Yasemin Çongar

 
E-Mail Gönder
 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Ümit İzmen ÖTE TARAFTAN
Ümit İzmen


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#