Biraz cesaret...

Etyen Mahçupyan - 30.09.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


Gazetemizin genç kalemlerinden Rasim Ozan Kütahyalı’nın solcuları kızdırmak gibi bir huyu var. Deniz Gezmiş’in babasıyla olan mektuplaşmasını yeniden gündeme getirmesi bazı çevrelerde hiç de hoş karşılanmadı. Çünkü bu yazışma Gezmiş’in epeyce basmakalıp bir kemalist, babasının da İttihatçılığı fazlasıyla çağrıştıran bir ırkçı olduğunu ortaya koyuyordu.


Kütahyalı’nın değerlendirmesi 25 eylülde ‘HerTaraf’ sayfasında Orhan Gazi Ertekin tarafından ele alındı ve yüzeysellikle suçlandı. Ertekin sözü edilen mektuplaşmanın gerçek olduğunu, ama Kütahyalı’nın istediği sonucu üretmediğini iddia etmekteydi. Söz konusu iddia iki teze dayandırılırken, Ertekin solun yıpratılmaması gerektiğini de eklemekten kendini alamamıştı. Çünkü ona göre sol “Türkiye’de ırkçılık ve milliyetçilik karşıtı olan ve kendini yenileyebilir, dönüştürebilir, öğrenmeye ve öğretmeye açık tek gelenek”. Buradaki ‘öğretme’ bir lapsus mudur bilemiyorum ama şimdilik üzerinde durmayalım...


Ertekin yazısında beni de tek satırla konu ederken, Birgün gazetesine yönelik ithamlarımda haksızlık yaptığımı söylemişti. Doğrusu ithamlarımın fazla sert olduğu ve genelleştirici bir nüans taşıdığında ben de hemfikirim. Ama haksızlığın sınırı burada bitiyor... Çünkü esas mesele Birgün gazetesi içinde ve çevresinde ırkçı bir yaklaşıma meyleden ve bunu sol ideoloji ile meczeden insanların barınabilmesidir. Garip olan bu kişilerin varlığı değil... Çünkü ‘sol’ solcuların sandığı gibi bir kültürel kimlik değil, siyasal kimlik. Diğer bir deyişle ahlaki değerler açısından içinde her türlü insan barındırabilir. Sorun bu ahlaki farklılaşmanın bir ‘mesele’ olarak algılanmamasında ve giderek örgütlü ideolojik ‘solun’ genel bir niteliğine dönüşmesinde...


Gelelim Ertekin’in Kütahyalı’ya yönelik itirazlarına... İlk nokta Kütahyalı’nın Türkiye’deki solu tamamen ‘kendine has bir dinamik’ olarak sunduğunu öne sürüyor. Oysa Ertekin’e göre o yıllarda bütün dünya bir ’68 isyanı’ tecrübesi yaşamakta ve Türkiye solunun da bundan etkilenmemesi olanaksız... Gerçekten de herhangi bir bilimsel disiplinde az buçuk bulunmuş herkes, iç ve dış dinamik etkileşiminin genelleştirilemeyeceğini bilir. Ayrıca bu etkileşimin hiçbir zaman bir uçta tecelli etmediği de açıktır. Yapılması gereken bir toplumsal dinamiğin herhangi bir evresiyle ilgili değerlendirmenin –solcuların pek iyi bildikleri üzere- somut koşulların somut tahlilini içeren bir anlama faaliyetine dayanmasıdır. Doğrusunu isterseniz Kütahyalı da söz konusu yazışmaya dayanarak elinden geldiğince bunu yapmaya çalışıyor... Diğer taraftan dış dinamikten etkilenmeyen bir iç dinamik mümkün olmasa da, bu etkilenmenin yönü, içeriği ve anlamı iç dinamiğe büyük ölçüde bağımlıdır. Çünkü dış dinamiğin ne ‘söylediği’ içerdeki zihniyetle doğrudan bağlantılıdır. Kısacası ’68 hareketi’ Batı Avrupa’da yükselmiş ve herkesi etkilemiş olsa da, herkesin ondan anladığı farklıdır ve bu farklılık sizin tarihsel ideolojik birikiminizden bağımsız değildir. Kütahyalı, Gezmiş ve çevresinin bu ‘isyanı’ kendi zihnî kabulleri çerçevesinde algıladığını söylüyor. Söz konusu kabullerin ise otoriterliği, faydacılığı, milliyetçiliği ve yabancı düşmanlığını ‘doğal’ olarak bu isyanın parçası kıldığını ortaya koyuyor...


Ertekin’in ikinci itirazı Gezmiş ile babası arasındaki yazışmanın yüzeysel okumasının pozitivizmle sonuçlandığı... Ancak ne yazık ki ‘yüzeysel olmayan’ bir okumanın nasıl olabileceğini öğrenemiyoruz. Söz konusu yazışmanın içeriğinin ‘gerçek’ olmakla birlikte, ‘gerçekliği’ ifade etmediği söyleniyor... Oysa tarihsel metinlerin nasıl ‘okunması’ gerektiğine ilişkin kıstaslar çok da karmaşık değil. Metnin hangi koşullar altında yazıldığına, örneğin bir zorlama altında kaleme alınıp alınmadığına bakılır. Ayrıca yazarın niyeti, o yazıyı ‘niçin’ yazdığı, popüler deyimle takiye yapıp yapmadığı başka deliller ışığında anlaşılmaya çalışılır... Ne var ki konumuz bir baba-oğul yazışması... Gerçek düşüncelerin yazılmamasının tek nedeni, bu iki insanın birbirine kasten inanmadıkları fikirleri yazması olabilir ancak... Tabii belki de Gezmiş babasından o denli çekinmekteydi ki, inanmadığı halde onun istediği sözcükleri sıralamıştı... Ya da babası inanmadığı halde oğlunun duymak istediklerini söylüyordu. Ancak bu durumda da her birinin takiyesi, diğerinin sahih fikrini oluşturuyor demek durumundayız...


Ertekin’e göre bu iki kişinin ‘kendilerini savunmak’ üzere yazdıklarından yabancı düşmanlığı üretilemezmiş. Yani ‘kendilerini savunmak’ için mi yabancı düşmanlığı yapıyorlar? Bu saçma önermeyi kabul etseniz bile soru şu: Niçin öyle yapıyorlar? Bu insanların ahlaki değerleri hiç mi yok? Yoksa o ahlaki değerler tam da bu mektuplarda sergilenenler mi?





Diğer Etyen Mahçupyan Makaleleri:


 

MÜLAYİM

 

Etyen Mahçupyan

 
E-Mail Gönder
 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Ümit İzmen ÖTE TARAFTAN
Ümit İzmen


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#