Ve biraz da namusluluk...

Etyen Mahçupyan - 07.10.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


Örgütlü solun geçmişle olan bağlantısı üzerinden kimlik arayış süreci, bir dizi tartışmaya yol açtı. Bunlardan biri de gazetemizin sayfalarında sürüyor. Daha önceki ‘Biraz cesaret’ ve ‘Biraz da samimiyet’ başlıklı yazılarıma Orhan Gazi Ertekin’den cevap geldi... Ne var ki bu metin, yazarın bizzat kendi açtığı yolda ilerleyemediğini gösteriyor. Çünkü Ertekin benim soru ve değerlendirmelerimin hiçbirine en ufak bir yanıt bile vermeye çalışmamış...


Toparlarsak birinci nokta Türkiye’deki solun dış dinamikten etkilenmiş olsa da, bu dışsal dünyayı kendi perspektifinden yorumlamış ve anlamaya çalışmış olmasıdır. Dolayısıyla 68 hareketi kendine özgü yerel bir algılamanın sonucu olarak şekillendi ve bu algılama da doğrudan bu topraklardaki siyasetin yüklenmiş olduğu zihniyetle bağlantılıydı. O nedenle söz konusu solun latent bir laiklik, milliyetçilik ve devletçilikle malul olduğu gerçeğini kabullenmekte yarar var.


İkinci olarak Deniz Gezmiş ile babası arasındaki yazışma, herhangi bir etki altında kalmadan, tarafların kendi insiyatifiyle ve samimi kanaatleriyle kaleme alınmış metinleri ima eder. Bunlardan anlaşıldığı kadarıyla Deniz Gezmiş kendisini fikriyatıyla gurur duyan bir kemalist olarak görmekte, babası ise İttihatçı ırkçılığı açıkça çağrıştıran bir dil kullanmaktadır. Tarihsel analiz bu kişilerin ‘niçin’ böyle düşündüklerini sorgulayabilir, ama söz konusu tespitin yapılmamasını talep edemez. Hele böylesine bir tarihsel olgunun ‘sol’ adına gizlenmesi, bizzat solun zihniyetini ortaya koyar.


Üçüncüsü, devletin yanında veya karşısında olmak aktivistin zihniyetini tanımlamaz. Solcuların devletle mücadele etmeleri ve devletin de faşizan bir tutum izlemesi, solcuları kendiliğinden ‘anti faşist’ yapmaz. Solcuların ne olduğu tamamen zihniyetleriyle bağlantılıdır ve devletçiliği sürdürerek de devlet karşıtı olmak pekâlâ mümkündür. Nitekim Türkiye’deki sol darbe girişimlerinin hepsi de bu bakışla maluldür.


Dördüncüsü solun kendisini geçmiş üzerinden tanımlama hassasiyeti, bugün siyasetin dışında kalmasıyla, topluma dokunamamasıyla ilgilidir. Geçmişin kahramanlarını ‘temiz’ tutma çabası ile birleşen bir ortodoksiye dönüş psikolojisi sayesinde, örgütlü sol kendi içine kapanmış ve cemaatleşmiştir. Kendi jargonunu, ritüellerini yaratmış, siyaset yapamadığı ölçüde siyaseti bir kimliksel var oluş haline indirgemiştir.


Ertekin bu noktaların hiçbirine değinmiyor... Söylediği iki şey var: Biri sağcılarla solcuların aynı kaba konamayacağı, çünkü bunun siyasi tahlil imkânını ortadan kaldıracağı... İyi de, buradan hareketle her iki grupta da aynı zihniyetsel özelliklerin olduğunu görmezden gelmek mi zorundayız? Gerçek böyle değil! Her iki grupta da milliyetçilik ve devletçilik etkindi, ancak bütünleştiği ideolojiler farklı olduğu için görünümleri ve siyasete yansımaları da farklılık taşıyordu. Öte yandan zihniyet açısından bakıldığında her iki taraf da otoriter bir paradigmanın içindeydi...


İkinci söylenen ise herhalde benim karmaşık yazmamın sonucu ortaya çıkan bir itiraz... Ertekin, Gezmiş ve babası için ‘bu insanlar ahlaksızca davrandılar’ dediğimi ve hak ettikleri küfür olarak da onları ırkçılıkla suçladığımı sanmış... Oysa benim bu kişilere sıfat takmam gerekmiyor, çünkü kendi yazdıkları zaten ırkçılığa epeyce teşne. Buna karşılık onları ‘ahlaksız’ buluyor değilim, çünkü söz konusu fikirlerin samimi olduğunu düşünüyorum. Ama ortada gerçekten de bir ahlaksızlık var: Sol içindeki latent ırkçılığı gerçekliği çarpıtma yoluyla gizlemenin ahlaksızlık olduğunu, ve bunun günümüz solu içinde epeyce yaygın olduğunu düşünüyorum.


Solun kendisine yönelik namuslu bir bakışa ihtiyacı var... Deniz Gezmiş’in henüz 24 yaşında, elini kana bulamamış biri olarak devlet tarafından asılması ne denli karşı çıkılması gereken bir olaysa; onun fikirlerinin ne olduğu konusunda da daha nesnel bir bakış, aynı derecede zorunludur. Genç yaşta suçsuz sağcıların asılması da aynı derecede yürek yaralar ama onlara ‘faşist’ demeyi sürdürürüz, çünkü fikirlerini görmezden gelemeyiz. Aynı şeyi sola yönelik olarak da yapmak durumundayız...


Çünkü eğer yüzleşmeden bilinçli olarak kaçınılıyorsa, sadece üç ihtimal söz konusu olabilir: Ya günümüz solu ırkçılığı ahlaki bir mesele olarak görmüyordur, ya ırkçılığı siyasi bir tutum olarak yadırgatıcı bulmuyordur, ya da bu ahlaki ve yadırgatıcı bir sorundur ama cemaat ‘namusu’ bununla yüzleşmeye engel olmaktadır.


Son bir nokta da Hrant’la ilgili... Hrant’ın sol ile demokratlığı buluşturan bir köprü olduğu söyleniyor. Acaba bu tespiti O yaşarken niçin hiçbir ‘solcudan’ duymadık? Acaba onları o zaman durduran ve şimdi ‘geçmiş’ haline gelen bu insanı sahiplendiren dürtü ne?


Anlaşılan solda namusun da özgürleşmesi gerekiyor...





Diğer Etyen Mahçupyan Makaleleri:


 

MÜLAYİM

 

Etyen Mahçupyan

 
E-Mail Gönder
 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Ümit İzmen ÖTE TARAFTAN
Ümit İzmen


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#