Son günlerde eski dedikodular tekrar dolaşıma girdi. Kabine revizyonuna gidilecek. Bazı “tartışmalı” bakanlar gidecek. Ayrıca Avrupa Birliği’yle müzakereleri yürütmek üzere yeni bir bakanlık yaratılacak. Koltuğa da muhtemelen İstanbul milletvekili Egemen Bağış oturacak.
Şüphesiz reform azmini yitirmiş, yavaş yavaş yolsuzluk sarmalına bulaşmış görüntüsüne bürünen hükümete acilen yeni suratlar, yeni beyinler ve yeni bir vizyon lazım. Parti içi homurdanmaların da arttığı ve AKP’nin cüzi de olsa kamuoyu desteğini yitirdiği bugünlerde bir vitrin değişikliğinin zaman geldi, hatta geçiyor bile. Ne var ki Avrupa Birliği’yle müzakereleri yürütecek dışişleri bakanının dışında bir müzakerecinin atanması bizce hiç de parlak bir fikir değil. Bunun nedeni anlamak için yakın geçmişte yaşanan ve hüsranla sonuçlanan meşhur PKK koordinatörü hikâyesini anımsamamız yeterli olur. Hatırlarsanız yine bugünlerde olduğu gibi PKK şiddetinin tırmandığı (galiba 2006 yılında) “Yeter. Artık Amerika bir şeyler yapsın” dendiği günlerde Türkiye ile ABD arasında teröre karşı işbirliği yürütmek için bir mekanizma kurulmuştu. Amacı Kuzey Irak’taki PKK varlığını sona erdirmekti. Başına Amerika tarafından eski bir komutan Joseph Ralston, bizden emekli orgeneral Edip Başer konmuştu. Tümüyle göz boyamak için yaratılan mekanizma fiyaskoyla sonuçlanınca basta Başer olmak üzere her iki emekli komutan görevlerinden istifa etmişlerdi.
Bunun AB müzakerecisi ile ilgisine gelince. Birincisi AB ile müzakereler fiilen durmuş durumda. Müzakerecimiz neyi müzakere edecek? Müzakereci atayarak AB ile ilgili ilk etapta gerçekçi olmayan beklentiler yaratılacak, tıpkı PKK ile mücadele konusunda olduğu gibi. Bu beklentiler yerine gelmeyince de AB’ye antipati daha da derinleşecek belki. Oysa her ne kadar sekiz tane müzakere faslı askıya alınmış olsa ve Ankara protokolünde öngörülen yükümlülüklerimizi yerine getirmediğimiz takdirde hiçbir müzakere faslı kapatılmayacaksa dahi yine de teknik düzeyde ilişkiler yoğun biçimde sürüyor. İşin içine kendisini bir şekilde ispatlama ihtiyacını duyacak bir politikacıyı katmak bizce, ve görüştüğümüz birçok AB’li diplomata göre hiç de faydalı olmayacaktır. Eğer mutlaka bir “müzakereci” gerekiyorsa bu kişinin, dışişleri bakanlığı bünyesinden tecrübeli bir elçinin olması çok daha doğru bir seçim olacaktır. Aklımıza gelen isimler arasında Roma büyükelçimiz Uğur Ziyal ve emekli büyükelçimiz Volkan Vural geliyor. Başkaları da mutlaka vardır.
Ayrıca müzakereci koltuğuna oturmaya heveslenenler biraz konuyu derinlemesine düşünürlerse alınlarına başarısızlık etiketinin ne kadar çabuk yapışacağını da iyi hesaplamalılar. Son iki gündür Ankara’da görüştüğümüz birçok AB’li diplomat, önümüzdeki yılın daha da zor geçeceğine işaret ediyorlar. Kıbrıs konusunda her hangi bir gelişme sağlanacağına inanmıyorlar. Zira özellikle Fransa’nın girişimleriyle sulandırılan tam üyelik hedefi uzaklaştıkça Türkiye Kıbrıs konusunda herhangi bir taviz vermek niyetinde görünmüyor. Ancak 2009’un sonuna kadara da limanlarını Güney Kıbrıs menşeli gemilere ve uçaklara açmadığı takdirde AB yeni yaptırımlar getirmek zorunda kalacaktır. Özetle, çiçeği burnunda müzakerecimiz tıpkı Edip Başer gibi gönüllü emekliliğe sevk edilebilir.