OHAL önerisinin düşündürdükleri

Murat Belge - 11.10.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


Bu yazıyı birkaç yıl önce gene yazdığımı hatırlıyorum. Sorunların ve soranlara karşı tutumların bu kadar değişmediği, komutanların ve politikacıların “Birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde...” diye söze başlamaktan hâlâ bıkmadığı bir ülkede yazarların da habire aynı şeyleri yazıyor olmasında yadırganacak bir şey yok.


Gün aşırı bir iki ölü, mayın falan, bir rutin haline gelmiş, alışkanlık yaratmış, geçip gidiyor. Arada bir sayı on beşe, yirmiye fırlayınca, “Ne yapacağız? Eksik kalan ne” diye sormaya başlıyoruz. Harekât yapılmış, harika! “Sınır ötesi operasyon” yapılmış ki, dünyada eşi görülmemiş! İki üç ay sonra, hoppala, yirmi şehit daha!


Gene böyle bir evredeyiz, onun için “Ne yapmalı?” ortamı yeniden kuruldu. Umarım bu sefer biraz daha anlamlı ve etkili olur.


Ancak, bu ortamda, cihet-i askeriyeden “OHAL ilân edilsin” önerisinin geldiği yazıldı ve söylendi. OHAL vardı, sözkonusu bölgede OHAL kalksa da hayat “olağan” olamadı zaten, yıllardır ve yıllardır. Şimdi, “Ne yapmalıyız” sorusunun yoğunlaştığı bir ortamda, buyurun size “çözüm önerisi”: “OHAL ilân edelim”.


“Yazmıştım” dediğim şu: Goriller sürü hayatı yaşar; “sürü” sözkonusu oldu mu, bir “önderlik” gereği de ortaya çıkar. Gorillerde önderlik, sürünün yaşlı erkeklerinde olurmuş. Bir tehlike anında, diyelim bir leopar, bir aslan belirdi, yavrular ve dişileri ortaya alır, erkek goriller bir halka oluşturur, onları savunurmuş. Gorillerin de, bizim gibi (zaten benzerliğimiz çok), yaşlanınca tüyleri beyazlanıyor. Dediğim bu önder yaşlıların ensesi ağarırmış. Onun için bunlara “hoary neck” (kırçılsırt) deniyor. Kırçılsırtlar gelen düşmana karşı sürünün önünde kendilerini siper eder, göğüslerini yumruklayıp dişlerini göstererek meydan okurlarmış.


Bu yöntem etkili olurmuş. Gelen düşman, bu kadar gorille başa çıkamayacağını anlar, çeker gidermiş.


Derken, günün birinde, teni soluk, ellerinde “tüfek” denilen âlet bulunan birileri peyda olmuş. Daha önce hiç görülmedik birileri. Goriller gene halka olmuş, kırçılsırtlar gene öne atılıp göğüslerini yumruklamış. Yeni gelenler “tüfek” denilen âletlerini omuzlarına dayayıp “dan! dan! dan!” yapmış. Ne kırçılı kalmış, ne kırçıllaşmamışı.


Bu hikâyeyi çok farklı bir ortamda Amerikalı bir “önderlik uzmanı”ndan dinlemiştim. Amerikalılar çok meraklı ya böyle şeylere, her işin bir “uzmanı” olmasına. Adam bunu anlatmış, sonra bu “kıssa”dan şu “hisse”yi çıkarmıştı: toplulukların karşılaştığı sorunlar her zaman değişir. Bir sorunu çözmekte yararlı olmuş yöntem, bir sonraki sorunda işlemeyebilir. İyi de doğru önderlik, her durumda aynı davranışı sergilemek değil, her durumda o durumun koşullarının gerektirdiği davranış tarzını bulmaktır.


Goril topluluğu “kırçılsırt”ların iktidarını sorgulayamaz, değiştiremez. “Kırçılsırt”lar da kendi bilgilerini sorgulayamaz, değiştiremez. Bunun sonucu, “eli tüfekliler” karşısında her zaman kolay hedef olmalarıdır. Böyle olunca, “eli tüfekliler” insafa gelmez ise, gorilin de soyu tükenir. Bütün bu evrim çerçevesinde buraya kadar gelişebilmiş olan gorillere, başka türlü davranamadıkları için kızmak veya onları küçümsemek, yersiz olabilir. Ama bizler goril değiliz, insanız. İnsan olarak, zihnimiz böyle sınırlı, kısıtlı değil. “Mantık” denilen bir şeye, “akıl yürütme” denilen bir imkâna, “ders çıkarma” denilen bir yeteneğe sahip olduğumuz rivayet ediliyor.


Öte yandan, canlı varlıklar, aralarındaki bütün farklılıklara rağmen, bazı temel ortak özelliklerle de donatılmış oluyor. Bunlara, isterseniz, hayatın zorunlu kıldığı alışkanlıklar da diyebilirsiniz. Gorillerin anlattığım davranışta ısrar etmelerini “muhafazakârlık” olarak adlandırırsanız, biz insanlar arasında da muhafazakârlığın varolduğunu, yalnız siyasî bir tavır olarak değil, hayatın her alanında görülebildiğini de hemen düşünürsünüz. Muhafazakârlığı, bunun gerekliliği ve yararını savunabilirsiniz de; çünkü “soyu devam ettirmek”, çok zaman, ona ilişkin bazı özellikleri “muhafaza etmek”le mümkündür.


Öyleyse, Amerikalı dostumun “hisse”sine şunu da ekleyeyim: iyi de doğru önderlik, ne zaman muhafazakâr, ne zaman devrimci olmak gerektiğini isabetle sezmeyi gerektirir.





Diğer Murat Belge Makaleleri:


 

TÜRKİYE'NİN HALLERİ

 

Murat Belge

 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Ümit İzmen ÖTE TARAFTAN
Ümit İzmen


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#