Şehvetin şiddeti, şiddetin şehveti

Halil Berktay - 16.10.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


İrvin Cemil Schick’in “Matbu Sado-Mazo Pornoda Ortadoğu ve Türkiye: ‘Türklerin Seks Köleleri’” diye, güzel bir incelemesi var, Virgül’ün Şubat 2006 tarihli 92. sayısında. Hemen ardından, Mustafa Arslantunalı’nın “Balkanlarda Sadizm” başlıklı kısa notu geliyor, Ömer Seyfeddin’in Beyaz Lâle’sine ilişkin. Arslantunalı, asıl sado-mazohist literatür ile “milliyetçi propagandaya daha yatkın olan metinler” arasında bir ayırım yapmış; ikincilerde, diyor, cinsel şiddet son tahlilde araçsaldır : “düşmanın ne kadar kötü olduğunu” ve “bu kötülük karşısında... ne ölçüde misilleme yapma hakkımız olduğunu” bize göstermeye yarar.


Doğru olmasına doğru –ama Ömer Seyfeddin söz konusu olduğunda, bu ayırım ne kadar geçerli? Yer yer öyle motifler var ki bu militan İttihatçıda, insanı kuşkuya düşürüyor, milliyetçiliğin mi pornoyu araçsallaştırdığı, yoksa çok derin ve güçlü cinsel takıntıların mı, ideo-politik düzlemde vahşi bir milliyetçilik biçiminde ifade bulduğu konusunda. Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar? Psikolog değilim; çözemem bundan ötesini. Ama ısırmayı Busenin Şekl-i İptidaîsi diye anlatması; Beşeriyet ve Köpek’te, başka şeyler meyanında hayvanlarla seksin de (bestialism) kıyısında dolaşması; Primo 2’de, hikâyenin genç kahramanının aşikâr tabanca fetişizmi ve bir noktada, bir fallik sembol olarak Mauser silâhının namlusunu ağzına alıp emmesi –bu noktaya ayrıca döneceğim- insanda ister istemez, bireysel olan ile toplumsal olanın hangi sırayla, hangi sebep-sonuç ilişkisiyle içiçe geçtiğine ilişkin soru işaretleri uyandırır.


Ve tabii gerek Bomba’nın, gerekse Beyaz Lâle’nin bazı sahnelerinde Ömer Seyfeddin, sadece ayıplayıcı ve kınayıcı değil, aynı zamanda bir voyeur, bir röntgenci tavrıyla yer alır. Örneğin Bomba’da, sosyalist Boris’in karısı Magda’yı anlatışına, başından itibaren kendi erotik his ve heveslerini, hem de dönemin ölçüleri içinde pornografik sayılabilecek bir üslupla yansıtır: “Geniş omuzları, kabarık memeleri esvabının altından taşmak istiyor gibiydi. Alevlerle aydınlanan eteklerinin altındaki kalın bacaklarından sonra ayakları pek küçük ve nazik kalıyordu. Gebelik onu daha da güzelleştirmiş, daha nefis ve mükemmel bir kadın yapmıştı.” Bir adım sonra, Boris ile Magda arasındaki ön-sevişme sahnesine, basmakalıplığı içinde bayağı sözcüklerle tanık ediliriz: “Boris diğer eliyle karısının kabarık memesini tuttu. Bütün avucunu dolduran bu yumuşak ve nefis kabarıklığı yavaş yavaş, dalgalandırarak sıktı. İkisinin de gözleri küçülüyor ve titriyorlardı.” Hikâyenin sonuna doğru dozajı daha da arttırır; sarhoş Bulgar komitacılarının zorla oynattığı Magda’nın “beyaz ve dolgun” bacaklarının “atılışlarındaki şehveti muharrik hareketler”den dem vurmaya başlar. Böylece, bir yandan kralcı IMRO gerillalarını şeytanlaştırırken, bir yandan da hem kendini, hem bizleri bu kötü, katil heriflerin fantezilerine âlet ve dahil eder.


Benzer bir ikili, hattâ ikiyüzlü tavır, Beyaz Lâle’de de söz konusudur. İnanılmaz katliam ve işkenceleri gerçekleştiren Radko, bu sefer Lâ’lî’ye tecavüz amacıyla Hacı Hasan’ın evine giderken, keza dönemin –İrvin Schick’in anlattığı- pornografik literatüründen apartılmış hayaller kurar: “... bir bahar yatağını andıran ipek sedirde bir çıplak kız, baygın ve yorgun geriniyor, yüzükoyun dönüyor, bacaklarını geriyor, dağınık ve siyah saçlarıyla örtülen beyaz ve sivri memelerinin üzerine abanarak, sarıldığı menekşe rengindeki yumuşak yastığı sıkıyordu.” Bunlar acaba “düşman” Radko’yla birlikte Ömer Seyfeddin’in de düşleri olabilir mi? Nitekim ÖS, asıl korkunç tecavüz sahnesinde bile, onca zulüm ve pisliğe, hep aynı nesneleşmiş çıplak kadın tasvirlerini, hep aynı “genel erkek” gözüyle katmak ve karıştırmaktan kendini alamaz. Örneğin Radko’nun kaba kuvveti karşısında Lâ’lî “sanki bayılmış”tır: “Kar gibi parlak ve lekesiz omuzlarına dağılan saçları dökülüyor, fırlak ve katı memeleri hızlı hızlı kalkıp iniyordu.... Karnı o kadar saf, o kadar masum, o kadar beyaz ve küçüktü ki Radko’nun tapacağı geliyor, dokumağa korkuyordu. Ve elmastan yoğrularak dondurulmuş sanılacak kadar parlak ve şeffaf duran kalçaları....”


Başa dönelim. Nedir bu? Sadece milliyetçi amaçlarla, masum bir Türk kızına reva görülenler karşısında nefret ve düşmanlık duygularımızı harekete geçirme çabası mı? Sırf satış uğruna, milliyetçi propagandaya biraz da pornografi karıştırma denemesi mi?


Yoksa, “asrî” Türk erkeklerinin, modernitenin yeni çıktıkları kamusal alanında, karşılarında sadece Hıristiyan-Levanten dişiliğin demi-monde’unu bulunca büründükleri “gündüz insan, gece hırt” kimliğinin istemsiz kasılmaları, dışa vurumları mı?





Diğer Halil Berktay Makaleleri:


 

OKUMA NOTLARI

 

Halil Berktay

 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Ümit İzmen ÖTE TARAFTAN
Ümit İzmen


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#