Reklam | Künye | İletişim 22 Mart 2010 Pazartesi 07:21
Haber Ara :
taraf
WEB SİTEMİZ YENİLENİYOR!
Taraf.com.tr ile ilgili görüş ve düşüncelerinizi
bize iletmek için tıklayın.
ÜYE GİRİŞİ

Üye OL | Şifre Hatırlat
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor     Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim i Yazı Dizis Her Taraf Yazarlar
ahmet_altan KUM SAATİ 18.10.2008
Ahmet Altan
Başbakan ve general
Yazdır
Yazıyı Paylaş:

Aktütün karakolunu basmaya gelenleri, “insansız uçaklar” daha 120 kilometre öteden saptayıp kaydediyor.

Sonra adım adım izliyor.

Karakola yaklaşıyorlar... Yirmi kilometre kala, çevreden gelecek yardımı önlemek için tepelere mayın döşüyorlar... Sonra karakola doğru yola devam ediyorlar.

İstihbarat raporları bir baskının olacağını bildiriyor.

Hiçbir tedbir alınmıyor.

Karakol basılıyor.

17 genç asker ölüyor orada.

Biz “insansız uçağın” çektiği görüntüleri ve istihbarat raporlarını yayınlıyoruz.

Genelkurmay Başkanı, gerçeklerin açıklanmasını önlemek için tehditkâr bir konuşma yapıyor.

Arkasından Askerî Mahkeme, Aktütün yayınlarını yasaklayan bir karar alıyor ve bu karara “sadece Genelkurmay’ın bu konuda konuşabileceğini” ekliyor.

Askerî hukuk bu işte.

Herkes susacak, sadece Genelkurmay konuşacak” diyen bir karar herhalde hukuk tarihine geçecek.

Genelkurmay, bu “ayrıcalıktan” yararlanarak bizi “yalanlamaya” çalışan açıklamalar yapıyor.

“Paşasının gazetecileri” bu açıklamaları ekranlarına ve sayfalarına taşıyor.

Ama her zaman olduğu gibi gene bir sorun var.

Genelkurmay bizi yalanlamıyor, “yalanlıyorum” diyerek doğruluyor.

Bugün bizim sayfalarımızda okuyacaksınız.

“Görüntülerden biri Aktütün’den 120 kilometre uzakta çekilmiş,” diyor.

Biz de zaten öyle demişiz.

Görüntünün altına mesafeyi yazmışız.

Yayınladığımız diğer görüntülerin altında da mesafeleri yazıyor.

Bizim söylediklerimizi aynen tekrarlamak nasıl bir “yalanlama” Allah aşkına?

Bu, adam kandırmaktan başka nedir?

Uzun bir takibin görüntülerini verdik.

Genelkurmay, o görüntülerin mesafelerini değil, o kadar uzaktan gelen bir gücün, üstelik çok da önceden saptanmasına rağmen o karakolu nasıl bastığını açıklamak zorunda.

O çocuklar niye öldü, bunu açıklamak zorunda.

“Bu görüntü bir kilometre değil, yirmi kilometre uzak” deyince, karakolun nasıl bu kadar rahat basıldığını açıklamış mı oluyor?

Hayır... Hiçbir şey açıklamış olmuyor.

Hiçbir şeyi de yalanlamış olmuyor.

Aksine hepsini doğruluyor.

Niye yapıyor bunu?

Çünkü gerçekleri açıklamak istemiyor, tartışmayı başka bir mecraya çekmek ve yandaş medyasıyla konuyu saptırmak istiyor.

Bunu yapamaz.

O görüntüler gerçek, altlarında yazan mesafeler gerçek, istihbarat raporu gerçek.

Bunu Genelkurmay da biliyor... Onun için zaten önce kendisi bir açıklama yapmıyor, akılları karıştırmak için medyadaki tetikçilerini kullanıyor.

Bunlardan bir sonuç alamazlar.

O korkunç sorular ortada duruyor.

“O on yedi çocuk niye öldü?”

“Onları niye korumadınız?”

“Onları niye uyarmadınız?”

“O karakolu niye önceden boşaltmadınız?”

Bunların tartışılmasını istiyoruz çünkü başka çocukların ölmesini istemiyoruz.

Ayrıca bu savaşın uzamasının Türküyle Kürdüyle yüzlerce, binlerce çocuğun gereksiz ölümlerine yol açtığının anlaşılmasını istiyoruz.

Savaşın, kanın, acının bitmesini istiyoruz.

Biz, Genelkurmay’ın tehditleriyle, askerî mahkemelerin yasaklamalarıyla ve “tutuklarız, avukatlarınız da belge bile isteyemez” türündeki uyarılarıyla boğuşarak gerçekleri açıklamaya uğraşırken ne oluyor?

O çocukların ölümünün hesabını sorması, bu savaşı bitirecek adımlar atması gereken Başbakan, tehditkâr generallerin yanına geçip gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemeye uğraşıyor.

Halkının, o halkın çocuklarının değil, generallerin başbakanı olmaya soyunuyor.

O başbakan için ne acıklı bir durum.

Avrupa Birliği’ne üye olmak için adımlar atmış, uyum yasaları çıkartmış, 27 Nisan muhtırası karşısında dimdik durmuş bir adam şimdi iki büklüm.

Kendi yandaşlarını, kendi seçmenlerini utandırıyor.

Mümkün olsaydı da gelen binlerce maili okuyabilseydi, onun konuşmalarıyla içi acıyan dindarların, hayal kırıklığına uğrayan AKP’lilerin, onu “AB’yi isteyen tek politikacı olduğu için destekleyen” solcuların tepkilerinin farkına varabilseydi.

Dün “general ağzıyla” bizim gazeteye saldıran, “siz kimin medyasısınız” diyebilecek kadar kendini kaybeden başbakan, “hataların” üstüne gidilmesin istiyor.

Manşetimizde de söyledik, “hata” dediği, on yedi insanın hayatını kaybetmesi.

O çocukların hesabını sormayacak, başka çocukların ölmesini engellemeyecek de ne yapacak bir başbakan?

“Halkın başbakanıyım” demek yetmiyor, halkını korumadan, halkını tehdit edenlerin yanına yanaşarak, onların tehditlerine ortak olarak “halkın başbakanı” olamıyor insan.

Bu gerçeği ona hayat anlatacak.

Bırakın başbakanlar, genelkurmay başkanları, askerî mahkemeler tehditler savursunlar... Biz gerçeklerin peşini bırakmayacağız.

Bedeli çok mu ağır?

Hüseyin Cahit’in İstiklal Mahkemesi’nde söylediğini biraz değiştirerek söylersek, “böyle başbakan olmaktansa, bedel ödemek evladır.”

Biz onu da öderiz.

 

Diğer Ahmet Altan Makaleleri:
  1. Türkiye’nin çıkarları - 21.03.2010
  2. Başbakan - 20.03.2010
  3. Müslümanlık ve milliyetçilik - 19.03.2010
  4. Benim memleketim... - 18.03.2010
  5. Yalancılık - 17.03.2010
  6. İyi çocuklar bitmiyor - 16.03.2010
  7. Bir deli aranıyor - 14.03.2010
  8. Acemi AKP - 13.03.2010
  9. Biz de onları öldürelim Turhan Bey - 12.03.2010
  10. Taş ve ayna - 11.03.2010
  11. Yalanlar - 10.03.2010
  12. İmparatorluk ve insan - 09.03.2010
  13. Nefret, Futbol ve Yargı... - 07.03.2010
  14. Soykırım - 06.03.2010
  15. Kriz - 05.03.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan - 21.03.2010
Türkiye’nin çıkarları
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 21.03.2010
Başbakan
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan - 21.03.2010
Eskimeyen Osmanlı
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür - 21.03.2010
Hamidiye Alayları’ndan koruculuğa
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 21.03.2010
OYAK-Renault’a başörtülüler nasıl girer
Hıdır Geviş ÖTEKİ AMERİKA
Hıdır Geviş - 21.03.2010
Otomobil uçar gider
Pelin Cengiz KULİS TARAFI
Pelin Cengiz - 21.03.2010
Dünyanın en kârlı işi insan kaçakçılığı
Ramazan Çanakkaleli İŞ VE SOSYAL GÜVENLİK DÜNYASI
Ramazan Çanakkaleli - 21.03.2010
Maliye’ye var SGK’ya yok mu
A. Esra Yalazan KAMERİYE
A. Esra Yalazan - 21.03.2010
Kardeş bayramlar ve Newroz...
Tuğba Tekerek PAZAR SÖYLEŞİLERİ
Tuğba Tekerek - 21.03.2010
Büşra: Başörtülü kızın absürt melodramı
Bülent Şirin
Bülent Şirin - 21.03.2010
Trabzon’da Gürcüler güldü

Tüm Yazarlar >>  

Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS