Reklam | Künye | İletişim 10 Mart 2010 Çarşamba 12:22
Haber Ara :
taraf
ÜYE GİRİŞİ

Üye OL | Şifre Hatırlat
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Sağlık Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim i Yazı Dizis Her Taraf Yazarlar
ahmet_altan TÜRKİYE'NİN HALLERİ 18.10.2008
Murat Belge
“Birbirlerini yesinler”

Geçenlerde okuduğum bir kitapta bir bölüm, görece kısa bir süre önce tartıştığımız bir konuyu yeniden aklıma getirdi. Aklıma gelen konu bazı Marksistler’in Ergenekon’a tavır almayı reddedip “birbirlerini yesinler” demeyi seçmesiydi. Kitap da Misha Glenny’nin The Balkans kitabı.

Pek çok Balkan ülkesinde –ve bizde, tabii- olduğu gibi, Bulgaristan’da da siyaset pek huzurlu, barışsever bir etkinlik değildi. Bireysel veya kitlesel cinayetler, suikastlar, bombalar, devlet terörü, ne ararsanız vardı. 1894’te Stefan Stambolov başbakanlıktan istifa etmek zorunda kalmıştı. Bir yıl geçti geçmedi, sokakta pusuya düşürüp öldürdü, Bulgar milliyetçileri. İki elini bileklerinden kesip bıraktılar, çünkü o elleriyle düşman Sırbistan’la barış antlaşması imzalamıştı. Komaya girdi, birkaç gün sonra öldü.

Bulgaristan’da bu ince politikayı yapan çok zaman VMRO’dur. 1907’de Başbakan Petkov öldürüldü.

Dünya Harbi’nin ardından, Stamboliiski önderliğinde Çiftçi Partisi iktidara geldi. Stamboliiski Bulgaristan’ın savaşa girmesine muhalefet etmiş bir politikacıydı. Onun için, yenilgi ertesinde iktidara onun gelmesi normaldi. Çiftçi Partisi Bulgar siyasî yelpazesinde solda yer aldığı varsayılan bir partiydi; ama burada rakipsiz değildi. Oy sıralamasında onu önce Komünist, sonra da Sosyalist Partiler izliyordu. Ama sanayileşmemiş tarım toplumu Bulgaristan’da köylüye dayanan (ve köylünün güvenini kazanan) partinin öne çıkması anlaşılır bir durumdu. Stamboliiski VMRO’nun da ayağına basmıştı, Neuilly Anlaşması’yla küçülen Bulgar ordusundan çıkarılan “genç subaylar”la da. Neuilly Anlaşması’nı imzaladığına göre, Stamboliiski’nin eli de “kesilecek eller” listesine girmişti. 1923’te VMRO-Ordu ittifakı darbesini yaptı. Stamboliiski “yakalandı”; elinden başka başı da kesilerek kutulanıp Sofya’ya gönderildi.

Darbe sırasında Bulgar Komünist Partisi “bırakın, birbirlerini yesinler” tavrı içinde oturmuştu; ama oturmaktan biraz ileri gidip “Genç Subaylar”ın kurduğu “Askerî Liga”ya da selâm çaktı. Çünkü dediğim sol- içi rekabette “gerici” olarak gördükleri Köylü Partisi birkaç yıl önce onların öncülük ettiği bir grevi, Pernik madenlerinde başlayan grevi bir miktar şiddet kullanarak bastırmıştı. “Birbirlerini yesinler” diyenlerin buradaki bir argümanının da hükümetin 1 Mayıs marifeti olmasına epey benzer bir durum.

Parti yeterince örgütlüyü çünkü Stamboliiski baskısını buralara uzatmıyordu. Ama KP kılını oynatmadı ve “bu, kırsal burjuvazi ile kentsel burjuvazi arasında bir iktidar kavgasıdır” dedi ve kırda ve kentteki emekçi kitlelerin bu kavgaya katılmayacağını ilân etti.

Bu tarihte Komintern’in başında Zinoviev vardı. Zinoviev durum karşısında çıldırdı. O tarihlerde İtalya’da Mussolini ortaya çıkmış, dolayısıyla “faşizm” kavramı da öğrenilmişti. Zinoviev, bu darbeyi yapanlara “Monarko-faşist” (“Anarko-sendikalist’in tersi gibi) terimini yakıştırdı ve KP’ye bu girişimi nasıl destekledikleri konusunda hesap sordu. Bunu yalnız sözle yapmadı: BKP’nin darbe hizmetine girmesini soruşturacak bir komisyon da kurdurdu. BKM önce haklı olduğunu savundu, ama sonra özeleştiri yaptı. Yanlış yapıldığına içtenlikle inandığı için mi bu yolu seçti, yoksa Moskova karşısında başka çaresi mi yoktu, orasını bilmiyoruz.

Bu olaylarda az önce Lenin hastalığı ilerlediği için çekilmiş ve ünlü vasiyetini de yazmış, ama Stalin henüz iktidarı ele geçirmemişti. Zinoviev Stalin’in değil, Lenin’in Komintern’inin başındaydı. Aldığı tavır da bulunduğu yerin gerektirdiği tavırdı.

Darbe olurken kılını oynatmayan parti bu eleştiri karşısında bir şeyler yapma gereği duyarak bir işlere girişti. Ama öndersiz Köylü Partisi de, geri kalan muhalefet de dağılmıştı. “Monarko-faşizm” tepkisini gösterdi: on bin kadar insan öldürüldü.

Bunu Komünistler’in ünlü Sveta Nedalya kilise bombalaması izledi (1925’te). Olayın hedefi olan Kral Boris kiliseye gelmemişti bile. Beyaz Terör böyle başladı. Binlerce ve binlerce insan hayatını kaybetti. Sol çöktü ve yıllarca kendine gelemedi.

“Tarih tekerrürdür” derler ya, değildir. Her olay farklıdır. Buna rağmen, olaylar arasında çok çarpıcı benzerlikler de vardır. Burada da öyle galiba. Neyse ki, sonuçlar –şimdilik- benzemiyor.

 

Diğer Murat Belge Makaleleri:
  1. İhsan Doğramacı - 07.03.2010
  2. Ermeni Tasarısı - 06.03.2010
  3. Fransızlar ve biz - 28.02.2010
  4. Bir faşiste hayatın oyunu - 27.02.2010
  5. ‘Gerginlik’ - 26.02.2010
  6. Bize benzeyenler, bizim benzediklerimiz - 23.02.2010
  7. Seyir ve ibret ve kıssa - 21.02.2010
  8. Hukuk perdesinin arkası - 20.02.2010
  9. Yeni krizimiz - 19.02.2010
  10. ‘Nefes’ üstüne - 16.02.2010
  11. 28 Şubat başlangıç mı, son mu - 14.02.2010
  12. Moralden morale fark var - 13.02.2010
  13. Tatil sonrası - 12.02.2010
  14. Toplum biyologları - 31.01.2010
  15. Cin ve şişe - 30.01.2010

 
 
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan - 10.03.2010
Yalanlar
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar - 10.03.2010
Medya patronu
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar - 10.03.2010
Çin ve Hindistan niye hızlı büyüyor
Rasim Ozan Kütahyalı ÖZGÜRLÜĞÜN ÇARPINTISI
Rasim Ozan Kütahyalı - 10.03.2010
Köylüleri niçin öldürmeliyiz
Hilâl Kaplan HASIRALTI
Hilâl Kaplan - 10.03.2010
Daha barışacaktık...
Roni Margulies SOLDUYU
Roni Margulies - 10.03.2010
Ermeniler ve devlet adamlarımız
Can Belge TURKCELL SüperLig PANORAMA
Can Belge - 10.03.2010
Marka değeri Diyarbakır’da patladı
Fikret Doğan EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 10.03.2010
İstiklal Marşı

Tüm Yazarlar >>  

Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar

Reklam | Yazarlar | Künye | RSS | RSS | YAZARLAR