Geçenlerde okuduğum bir kitapta bir bölüm, görece kısa bir süre önce tartıştığımız bir konuyu yeniden aklıma getirdi. Aklıma gelen konu bazı Marksistler’in Ergenekon’a tavır almayı reddedip “birbirlerini yesinler” demeyi seçmesiydi. Kitap da Misha Glenny’nin The Balkans kitabı.
Pek çok Balkan ülkesinde –ve bizde, tabii- olduğu gibi, Bulgaristan’da da siyaset pek huzurlu, barışsever bir etkinlik değildi. Bireysel veya kitlesel cinayetler, suikastlar, bombalar, devlet terörü, ne ararsanız vardı. 1894’te Stefan Stambolov başbakanlıktan istifa etmek zorunda kalmıştı. Bir yıl geçti geçmedi, sokakta pusuya düşürüp öldürdü, Bulgar milliyetçileri. İki elini bileklerinden kesip bıraktılar, çünkü o elleriyle düşman Sırbistan’la barış antlaşması imzalamıştı. Komaya girdi, birkaç gün sonra öldü.
Bulgaristan’da bu ince politikayı yapan çok zaman VMRO’dur. 1907’de Başbakan Petkov öldürüldü.
Dünya Harbi’nin ardından, Stamboliiski önderliğinde Çiftçi Partisi iktidara geldi. Stamboliiski Bulgaristan’ın savaşa girmesine muhalefet etmiş bir politikacıydı. Onun için, yenilgi ertesinde iktidara onun gelmesi normaldi. Çiftçi Partisi Bulgar siyasî yelpazesinde solda yer aldığı varsayılan bir partiydi; ama burada rakipsiz değildi. Oy sıralamasında onu önce Komünist, sonra da Sosyalist Partiler izliyordu. Ama sanayileşmemiş tarım toplumu Bulgaristan’da köylüye dayanan (ve köylünün güvenini kazanan) partinin öne çıkması anlaşılır bir durumdu. Stamboliiski VMRO’nun da ayağına basmıştı, Neuilly Anlaşması’yla küçülen Bulgar ordusundan çıkarılan “genç subaylar”la da. Neuilly Anlaşması’nı imzaladığına göre, Stamboliiski’nin eli de “kesilecek eller” listesine girmişti. 1923’te VMRO-Ordu ittifakı darbesini yaptı. Stamboliiski “yakalandı”; elinden başka başı da kesilerek kutulanıp Sofya’ya gönderildi.
Darbe sırasında Bulgar Komünist Partisi “bırakın, birbirlerini yesinler” tavrı içinde oturmuştu; ama oturmaktan biraz ileri gidip “Genç Subaylar”ın kurduğu “Askerî Liga”ya da selâm çaktı. Çünkü dediğim sol- içi rekabette “gerici” olarak gördükleri Köylü Partisi birkaç yıl önce onların öncülük ettiği bir grevi, Pernik madenlerinde başlayan grevi bir miktar şiddet kullanarak bastırmıştı. “Birbirlerini yesinler” diyenlerin buradaki bir argümanının da hükümetin 1 Mayıs marifeti olmasına epey benzer bir durum.
Parti yeterince örgütlüyü çünkü Stamboliiski baskısını buralara uzatmıyordu. Ama KP kılını oynatmadı ve “bu, kırsal burjuvazi ile kentsel burjuvazi arasında bir iktidar kavgasıdır” dedi ve kırda ve kentteki emekçi kitlelerin bu kavgaya katılmayacağını ilân etti.
Bu tarihte Komintern’in başında Zinoviev vardı. Zinoviev durum karşısında çıldırdı. O tarihlerde İtalya’da Mussolini ortaya çıkmış, dolayısıyla “faşizm” kavramı da öğrenilmişti. Zinoviev, bu darbeyi yapanlara “Monarko-faşist” (“Anarko-sendikalist’in tersi gibi) terimini yakıştırdı ve KP’ye bu girişimi nasıl destekledikleri konusunda hesap sordu. Bunu yalnız sözle yapmadı: BKP’nin darbe hizmetine girmesini soruşturacak bir komisyon da kurdurdu. BKM önce haklı olduğunu savundu, ama sonra özeleştiri yaptı. Yanlış yapıldığına içtenlikle inandığı için mi bu yolu seçti, yoksa Moskova karşısında başka çaresi mi yoktu, orasını bilmiyoruz.
Bu olaylarda az önce Lenin hastalığı ilerlediği için çekilmiş ve ünlü vasiyetini de yazmış, ama Stalin henüz iktidarı ele geçirmemişti. Zinoviev Stalin’in değil, Lenin’in Komintern’inin başındaydı. Aldığı tavır da bulunduğu yerin gerektirdiği tavırdı.
Darbe olurken kılını oynatmayan parti bu eleştiri karşısında bir şeyler yapma gereği duyarak bir işlere girişti. Ama öndersiz Köylü Partisi de, geri kalan muhalefet de dağılmıştı. “Monarko-faşizm” tepkisini gösterdi: on bin kadar insan öldürüldü.
Bunu Komünistler’in ünlü Sveta Nedalya kilise bombalaması izledi (1925’te). Olayın hedefi olan Kral Boris kiliseye gelmemişti bile. Beyaz Terör böyle başladı. Binlerce ve binlerce insan hayatını kaybetti. Sol çöktü ve yıllarca kendine gelemedi.
“Tarih tekerrürdür” derler ya, değildir. Her olay farklıdır. Buna rağmen, olaylar arasında çok çarpıcı benzerlikler de vardır. Burada da öyle galiba. Neyse ki, sonuçlar –şimdilik- benzemiyor.