Vatan yahut insan

Ahmet Altan - 24.10.2008
 
Share/Save/Bookmark Arkadaşına gönder Yazdır Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült 


Bir Alman cumhurbaşkanına gazeteciler “vatanınızı seviyor musunuz” diye sormuşlardı.


Devlet başkanı, “ben karımı severim” diye cevap vermişti.


Bu düzeyde entelektüel cesarete sahip olan bir siyasetçinin bizim ülkemizden çıkması pek mümkün değil.


Çünkü böyle bir espriyi gülümsemeyle karşılayacak bir toplum yok burada.


Zaten bu toplum dediğimiz şey biraz tuhaf bir şey.


Bizlerden oluşan ama bizden daha başka bir şeye dönüşen, buyurgan, klişelere alışkın, bireylerden sürekli olarak “rüşveti kelam” talep eden baskıcı bir şey bu toplum.


Kalabalıkların önüne çıkan herkesin sürekli olarak belli klişeleri tekrarlaması gerekiyor.


Kendi özel hayatlarında çok daha şakacı, çok daha rahat, çok daha geniş bakışlı olan birçok insan, kalabalıkların önüne çıkınca şaşırtıcı bir ikiyüzlülükle toplumun kendisinden talep ettiği klişeleri tekrarlıyor.


Üstelik bir de bu toplum denilen kalabalık, kendi içinde küçük “toplumcuklara” ayrılıyor.


İnançlarına, fikirlerine, ırklarına göre kümeleniyor insanlar.


Toplumun talepleri olduğu gibi, bu toplumcukların da talepleri var, onlar da kendi üyelerinden kendi özel klişelerini tekrarlamasını istiyor.


Böylece bir de toplumcuklara göre klişeler çıkıyor karşımıza.


Onları tekrarlamazsanız cezalandırılıyorsunuz.


Hem kendi kalabalığınızdan hem de büyük toplumdan dışlanma tehlikesi doğuyor.


Tam o eski Engizisyon günleri gibi aforoz ediyorlar sizi, yalnızlığa mahkûm oluyorsunuz.


Ve, yalnızlık insanları korkutuyor.


Şolohov’un Don Kıyısında Hasat kitabında, bir köy anlatılır.


Zor zamanlardır, savaş sürmektedir, köyün erkeklerinin çoğu savaşa gitmiştir, köyde gizli bir hayat başlamıştır, yalnız kalmış kadınlarla erkekler geceleri buluşmaya, yeni ilişkiler yaşamaya başlamıştır.


Bütün köy bunu bilir.


Sadece bir çifte çok kızarlar.


Onlara neden kızıldığını anlatırken Şolohov, “çünkü” der, “onlar saklamıyordu”.


Köylüler, bir şeyin yapılmasına değil, onun açıkça yapılmasına sinirlenmişlerdir.


Bu açıklık onlara “saygısızlık” gibi gözükmüştür.


Aslında bizim gibi ülkeler Şolohov’un köyüne çok benzer, aile arasında, arkadaş çevresinde istediğin gibi konuş ama kalabalığa çıkınca mutlaka klişeleri tekrar et.


En sevilen klişelerden biri “vatan sevgisidir”.


Bu ülkede vatanını sevmeyen kimse yoktur.


Peki, neden seviyorsunuz vatanınızı?


Vatan, bir toprak parçasıdır.


Bu toprak parçasını, o toprağın üstünde doğduğunuz için mi seviyorsunuz?


Eğer öyleyse, başka bir toprakta doğsaydınız, o toprağı sevecektiniz.


Bu “büyük” sevgi sadece bir tesadüfle ilgili demek ki...


Bir iradeyle, bir düşünceyle, bir inançla, bir duyguyla ilgili değil.


Üstelik “vatan” dediğiniz toprak parçasının sınırları ve tarifi değişir, sizin dedeniz “vatan” dediğinde onun vatanı Yemen’i de kapsıyordu ve o “vatanı severken” Yemen’i de sevmek zorundaydı.


Siz şimdi Yemen’i seviyor musunuz?


Yooo...


Askerler dağa taşa “önce vatan” diye yazıyorlar.


Onlar için vatan önemli gerçekten de, çünkü onların işi o “vatanın sınırlarını” korumak.


Ama sizin işiniz sınır korumak değil.


Siz de askerler gibi “önce vatanı” severseniz, önce “toprağı ve sınırları” severseniz, o “vatanın”, o “toprağın” üstünde yaşayan insanları kim sevecek, kim koruyacak?


Niye “önce insan” değil sizin sloganınız?


Neden askerî bir sloganı tekrarlayıp duruyorsunuz?


Niye “önce insanları”, “önce ailenizi”, “önce işinizi” değil de “önce toprağı” seviyorsunuz?


Çünkü, bu toplum sizden bu askerî klişeyi tekrarlamanızı istiyor.


“Önce vatan” yerine “önce insan” derseniz ezberi bozar, cezalandırılır, dışlanırsınız.


Ben, o toprağın üstünde yaşayan insanı, vatandan çok severim.


Yüz yıl önce “vatan” başka sınırlarla belirlenmişti, bugün başka sınırlarla belirlenmiş, yüz yıl sonra da başka sınırlarla ya da sınırsızlıklarla belirlenecek.


Elli yıl önce bir Alman’ın vatanı sadece Alman topraklarıydı, bugün sınırlar kalktı Avrupa’da, henüz bu fikre tam alışamasalar da, onların vatanı “bütün Avrupa” oldu.


Umuyorum ki elli yıl sonra “dünya”, onun üstünde yaşayanların tek “vatanı” haline gelecek.


Sınırlar ortadan kalkacak.


Zaten şimdiden birçok yerde kalkıyor.


Bugün bu ülkede “vatan için”, “devlet için” insanların hayatları feda ediliyor.


“Önce insanı” sevmek yasak olduğundan, insanların mutluluğunu, özgürlüğünü, zenginliğini ön plana aldığınızda ortak bir suçlamanın hedefi oluyorsunuz.


Ve, burada klişelerin yarattığı o kalın perdenin ardında insanlara zulmediliyor.


Anayasa Mahkemesi, Genelkurmay gibi kuruluşlar “önce vatan” diyerek kendi ölçülerini “tek ölçü” haline getirip insanların yaşama biçimlerine, düşüncelerine müdahale ediyorlar.


Ben, “önce insan” denmesinden yanayım.


Üstündeki insanların mutsuz olduğu, baskı altında yaşadığı vatandan kimseye hayır gelmez çünkü.


İnsanı ölçü aldığınızda ise ne Anayasa Mahkemesi böyle zorbalıklar yapabilir ne de askeriye muhtıralar verebilir.


Yeter ki şu toplumun yarattığı korkudan ve kafanızdaki klişelerin baskısından kurtulun.


O klişeler sizi birer köle haline getiriyor çünkü.


Düşünmenizi ve “yeter” demenizi engelliyor.





Diğer Ahmet Altan Makaleleri:


 

KUM SAATİ

 

Ahmet Altan

 
E-Mail Gönder
 
 



Diğer haberler
- BUGÜNKÜ YAZARLAR
-
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar
Neşe Düzel PAZARTESİ KONUŞMALARI
Neşe Düzel
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ
Ayşe Hür
Gökhan Özgün MÜREKKEP
Gökhan Özgün
Halil Berktay OKUMA NOTLARI
Halil Berktay
Markar Esayan ARADA
Markar Esayan
Nabi Yağcı NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı
Lale Kemal BAKIŞ ACISI
Lale Kemal
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem
Temel İskit YAZI
Temel İskit
Yıldıray Oğur MANİFESTOM
Yıldıray Oğur
Ümit İzmen ÖTE TARAFTAN
Ümit İzmen


 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır.

#