Reklam | Künye | İletişim 19 Mart 2010 Cuma 20:41
Haber Ara :
taraf
WEB SİTEMİZ YENİLENİYOR!
Taraf.com.tr ile ilgili görüş ve düşüncelerinizi
bize iletmek için tıklayın.
ÜYE GİRİŞİ

Üye OL | Şifre Hatırlat
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor     Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim i Yazı Dizis Her Taraf Yazarlar
ahmet_altan KUM SAATİ 24.10.2008
Ahmet Altan
Vatan yahut insan
Yazdır
Yazıyı Paylaş:

Bir Alman cumhurbaşkanına gazeteciler “vatanınızı seviyor musunuz” diye sormuşlardı.

Devlet başkanı, “ben karımı severim” diye cevap vermişti.

Bu düzeyde entelektüel cesarete sahip olan bir siyasetçinin bizim ülkemizden çıkması pek mümkün değil.

Çünkü böyle bir espriyi gülümsemeyle karşılayacak bir toplum yok burada.

Zaten bu toplum dediğimiz şey biraz tuhaf bir şey.

Bizlerden oluşan ama bizden daha başka bir şeye dönüşen, buyurgan, klişelere alışkın, bireylerden sürekli olarak “rüşveti kelam” talep eden baskıcı bir şey bu toplum.

Kalabalıkların önüne çıkan herkesin sürekli olarak belli klişeleri tekrarlaması gerekiyor.

Kendi özel hayatlarında çok daha şakacı, çok daha rahat, çok daha geniş bakışlı olan birçok insan, kalabalıkların önüne çıkınca şaşırtıcı bir ikiyüzlülükle toplumun kendisinden talep ettiği klişeleri tekrarlıyor.

Üstelik bir de bu toplum denilen kalabalık, kendi içinde küçük “toplumcuklara” ayrılıyor.

İnançlarına, fikirlerine, ırklarına göre kümeleniyor insanlar.

Toplumun talepleri olduğu gibi, bu toplumcukların da talepleri var, onlar da kendi üyelerinden kendi özel klişelerini tekrarlamasını istiyor.

Böylece bir de toplumcuklara göre klişeler çıkıyor karşımıza.

Onları tekrarlamazsanız cezalandırılıyorsunuz.

Hem kendi kalabalığınızdan hem de büyük toplumdan dışlanma tehlikesi doğuyor.

Tam o eski Engizisyon günleri gibi aforoz ediyorlar sizi, yalnızlığa mahkûm oluyorsunuz.

Ve, yalnızlık insanları korkutuyor.

Şolohov’un Don Kıyısında Hasat kitabında, bir köy anlatılır.

Zor zamanlardır, savaş sürmektedir, köyün erkeklerinin çoğu savaşa gitmiştir, köyde gizli bir hayat başlamıştır, yalnız kalmış kadınlarla erkekler geceleri buluşmaya, yeni ilişkiler yaşamaya başlamıştır.

Bütün köy bunu bilir.

Sadece bir çifte çok kızarlar.

Onlara neden kızıldığını anlatırken Şolohov, “çünkü” der, “onlar saklamıyordu”.

Köylüler, bir şeyin yapılmasına değil, onun açıkça yapılmasına sinirlenmişlerdir.

Bu açıklık onlara “saygısızlık” gibi gözükmüştür.

Aslında bizim gibi ülkeler Şolohov’un köyüne çok benzer, aile arasında, arkadaş çevresinde istediğin gibi konuş ama kalabalığa çıkınca mutlaka klişeleri tekrar et.

En sevilen klişelerden biri “vatan sevgisidir”.

Bu ülkede vatanını sevmeyen kimse yoktur.

Peki, neden seviyorsunuz vatanınızı?

Vatan, bir toprak parçasıdır.

Bu toprak parçasını, o toprağın üstünde doğduğunuz için mi seviyorsunuz?

Eğer öyleyse, başka bir toprakta doğsaydınız, o toprağı sevecektiniz.

Bu “büyük” sevgi sadece bir tesadüfle ilgili demek ki...

Bir iradeyle, bir düşünceyle, bir inançla, bir duyguyla ilgili değil.

Üstelik “vatan” dediğiniz toprak parçasının sınırları ve tarifi değişir, sizin dedeniz “vatan” dediğinde onun vatanı Yemen’i de kapsıyordu ve o “vatanı severken” Yemen’i de sevmek zorundaydı.

Siz şimdi Yemen’i seviyor musunuz?

Yooo...

Askerler dağa taşa “önce vatan” diye yazıyorlar.

Onlar için vatan önemli gerçekten de, çünkü onların işi o “vatanın sınırlarını” korumak.

Ama sizin işiniz sınır korumak değil.

Siz de askerler gibi “önce vatanı” severseniz, önce “toprağı ve sınırları” severseniz, o “vatanın”, o “toprağın” üstünde yaşayan insanları kim sevecek, kim koruyacak?

Niye “önce insan” değil sizin sloganınız?

Neden askerî bir sloganı tekrarlayıp duruyorsunuz?

Niye “önce insanları”, “önce ailenizi”, “önce işinizi” değil de “önce toprağı” seviyorsunuz?

Çünkü, bu toplum sizden bu askerî klişeyi tekrarlamanızı istiyor.

“Önce vatan” yerine “önce insan” derseniz ezberi bozar, cezalandırılır, dışlanırsınız.

Ben, o toprağın üstünde yaşayan insanı, vatandan çok severim.

Yüz yıl önce “vatan” başka sınırlarla belirlenmişti, bugün başka sınırlarla belirlenmiş, yüz yıl sonra da başka sınırlarla ya da sınırsızlıklarla belirlenecek.

Elli yıl önce bir Alman’ın vatanı sadece Alman topraklarıydı, bugün sınırlar kalktı Avrupa’da, henüz bu fikre tam alışamasalar da, onların vatanı “bütün Avrupa” oldu.

Umuyorum ki elli yıl sonra “dünya”, onun üstünde yaşayanların tek “vatanı” haline gelecek.

Sınırlar ortadan kalkacak.

Zaten şimdiden birçok yerde kalkıyor.

Bugün bu ülkede “vatan için”, “devlet için” insanların hayatları feda ediliyor.

“Önce insanı” sevmek yasak olduğundan, insanların mutluluğunu, özgürlüğünü, zenginliğini ön plana aldığınızda ortak bir suçlamanın hedefi oluyorsunuz.

Ve, burada klişelerin yarattığı o kalın perdenin ardında insanlara zulmediliyor.

Anayasa Mahkemesi, Genelkurmay gibi kuruluşlar “önce vatan” diyerek kendi ölçülerini “tek ölçü” haline getirip insanların yaşama biçimlerine, düşüncelerine müdahale ediyorlar.

Ben, “önce insan” denmesinden yanayım.

Üstündeki insanların mutsuz olduğu, baskı altında yaşadığı vatandan kimseye hayır gelmez çünkü.

İnsanı ölçü aldığınızda ise ne Anayasa Mahkemesi böyle zorbalıklar yapabilir ne de askeriye muhtıralar verebilir.

Yeter ki şu toplumun yarattığı korkudan ve kafanızdaki klişelerin baskısından kurtulun.

O klişeler sizi birer köle haline getiriyor çünkü.

Düşünmenizi ve “yeter” demenizi engelliyor.

 

Diğer Ahmet Altan Makaleleri:
  1. Müslümanlık ve milliyetçilik - 19.03.2010
  2. Benim memleketim... - 18.03.2010
  3. Yalancılık - 17.03.2010
  4. İyi çocuklar bitmiyor - 16.03.2010
  5. Bir deli aranıyor - 14.03.2010
  6. Acemi AKP - 13.03.2010
  7. Biz de onları öldürelim Turhan Bey - 12.03.2010
  8. Taş ve ayna - 11.03.2010
  9. Yalanlar - 10.03.2010
  10. İmparatorluk ve insan - 09.03.2010
  11. Nefret, Futbol ve Yargı... - 07.03.2010
  12. Soykırım - 06.03.2010
  13. Kriz - 05.03.2010
  14. Sivil Darbe - 04.03.2010
  15. Kürtler ve demokrasi - 28.02.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Ahmet Altan KUM SAATİ
Ahmet Altan - 19.03.2010
Müslümanlık ve milliyetçilik
Yasemin Çongar YA DA
Yasemin Çongar - 19.03.2010
İnsaniyet namına
Süleyman Yaşar BU GÜN
Süleyman Yaşar - 19.03.2010
Tarıma yatır kazan
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan - 19.03.2010
Sizce yakıştı mı
Alper Görmüş MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 19.03.2010
Kendi kalbine bir kurşun... Bir de beynine...
Amberin Zaman ARAF'TAN
Amberin Zaman - 19.03.2010
İster istemez yine Ermeniler
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK
Cemil Ertem - 19.03.2010
Türkiye’de terörün ekonomi-politiği -2
Leyla İpekçi SAATLER
Leyla İpekçi - 19.03.2010
Bu mühendislikten geriye ne kalacak...
Suzan Samancı JİYAN
Suzan Samancı - 19.03.2010
Newroz’un ışığı hepimizi aydınlatsın...
Ali Abaday --
Ali Abaday - 19.03.2010
ABD ordusunun Jedi’ları
Melih Altınok SOLAÇIK
Melih Altınok - 19.03.2010
Yetiş ya Marks, yetiş ya Lenin
Janet Barış FRAGMAN
Janet Barış - 19.03.2010
Köprüde karşılaşmalar
Nilüfer Kuyaş PANDORA'NIN KUTUSU
Nilüfer Kuyaş - 19.03.2010
Kültürel endişe
Bülent Şirin GÜNDEM DIŞI
Bülent Şirin - 19.03.2010
Emin misin Türk Hava Yolları
Ahmet Vehbi Şafak SAHA ŞARTLARI
Ahmet Vehbi Şafak - 19.03.2010
Kayserispor Taraftarı’ndan Kardeşlik Dersi

Tüm Yazarlar >>  

Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS